|
EDGAR Manas’ı saygı ile anıyorum mekânı cennet olsun... Ermeni asıllı, bu değerli aydın kişiyi hep beraber analım...
“12 Nisan 1875’de istanbul’da doğmuş 9 Mart 1964’de yine istanbul’da hayata veda etmiştir. Bestekâr, maestro ve musiki hocası olarak hayatını sürdürmüştür. 13 yaşında İtalya’ya gidip, beş sene Venedik’te okumuş, sonrasında ise konservatuvarın kontrpuan ve füg bölümlerinden mezun olup maestro unvanını almıştır. 1905’te İstanbul’a dönmüş, Union Française’in yeni kurulan Gallia Korosu’na yönetmen olarak atanmıştır. 1912-1921 yılları arasında, Darü’l-Elhan’da armoni, kontrpuan ve piyano hocalığı yapmıştır. 1923-1933 yılları arasında ise belediye konservatuarında armoni ve kompozisyon dersleri vermiştir. Konservatuvarın kadınlar korosunun kuruculuğunu ve orkestrasının yönetmenliğini de yapan Edgar Manas 1937’de Patrikhane Meryem Ana Kilisesi’nin Koğtan Korosu’nun yönetmeni olmuş ve yirmi yıl bu görevde hizmet vermiştir...” Bu “Osmanlı efendisi” sanatçı, kendisini heyecanlandıran “Şiir”le 1921 yılında tanıştı... TBMM kürsüsünden yayılan bir heyecan, tüm vatanseverlerin aydınlık yüzünde ışıldıyordu... O “Şiir” diyordu ki;
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, ‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım! Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl! Mehmet Akif Ersoy’un bu satırları, TBMM’de büyük bir heyecanla, yeni “Kuruluş”un yol haritası olarak kabul edildiğinde, geriye marş olarak düzenlenmesi kalmıştı... İşte içi “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” heyecanı ile dolu “Arnavut”un satırlarını, aynı heyecanı duyan Ermeni Sanatçı Edgar Manas düzenledi... İstiklal Marşı’nın orkestra düzenlemesi ona aittir... Gelelim günümüze... Her yıl 12 Mart günlerinde, İstiklal Marşı’mızın kabulü anılıyor... Özellikle bakıyorum, bu anma günlerinde bazı muhterem zevat göz yaşlarını tutamıyor... Devletin önemli koltuklarındaki bu muhteremlerin niye ağladıklarını bir türlü çözemem!.. Akif’e şehitlere şükrandan mı, ülkeye düşürdükleri şu acıklı durumdan ve o “Milli satırlara” ters gidişatın müsebbibleri olmaktan mı?.. Bir türlü anlayamam!.. Bir hatırlatma... Bu şiir karşılığı TBMM’nin vaat ettiği para ödülünü Mehmet Akif Ersoy kabul etmemiştir... O sırada sırtında paltosu cebinde kuruşu yoktu... Özellikle, malı götürmekte beis görmeyip İstiklal Marşı yıldönümünlerinde ağlayan bazı ekabire duyurulur...
|