|
Eğer, diyor Başsavcı Yalçınkaya "Bu işleri böyle yapmaya kalkarsanız olmaz". Ve... "Yaptıklarınızı gerek iç hukuk, gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamaz.."
Başsavcı görevlerinin gereğini, önüne çıkacak yolu, sorumlu görev ve devlet adamı bilinci ile iktidara anlatıyor kamuoyu ile de paylaşıyor... Ne zaman?.. 17 Ocak 2008'de... Siyasi partilere kapatma davası açma konusunda tek yetkiliî olan makam Yargıtay Başsavcılığı... Makamın sahibi, "Gidişin" sonunu "İzah" gereği duyuyor ve bir bildiri yayınlıyor... "Siyasi partiler; mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesi konusunda girişimde bulunurken önerilen kuralların ve buna ulaşmadaki faaliyetlerin her bakımdan yasal ve demokratik olmasına dikkat etmelidir. Önerilecek değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle Anayasa'da belirtilen insan hakları ile, Atatürk milliyetçiliği ile laik ve sosyal hukuk devleti ile bağdaşmalıdır. Demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya Cumhuriyet'in temel ilkelerinden olan laik ve üniter yapıyı, demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri yasadışı yorumlarla tarif ederek oluşturulan siyasi projeleri öne süremeyecekleri, bu nitelikteki beyan ve eylemlerin gerek iç hukuk, gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamayacağı gözetilmelidir..." Ocak ayı ortasında yayınlanan bu bildiri tek uyarı da değil üstelik... 28 Eylül 2007'de de ,Yargıtay Başkan Vekili Osman Şirin "Başkanlar Kurulu, Cumhuriyet'in temel ilkelerinin zaafa uğratılmasının benimsenemeyeceğini, laiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilmez olduğunu belirtmiştir" diyor. Siyaset aldırmıyor!.. Dahası "Bir çıkışa cesaret edemezler" üslubu kulaktan kulağa yayılıyor!.. Oysa, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın "17 Ocak" bildirisi öyle kulak ardı edilecek gibi değil... Bildiriyi özümseyerek okuyalım... "Türban serbestliği eğitim ve öğretim kurumlarını laik ve üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanına dönüştürür... Cumhuriyet'in temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlüğü çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır... Halkı çatışmaya götürecek bu girişimin sonuçlarından siyasi partilerin sorumlu olacak..." Bu bildiri, Türkiye'nin içerisine sokulduğu çıkmazı net olarak işaret etmiştir... Devam edelim hatırlamaya... "Siyasi partilerin 'Türkiye'de ırk ve dil farklılığına dayalı azınlıklar bulunduğunu savunmasının, azınlık yaratmaya çalışmasının, bölgecilik ve ırkçılık yapmasının, devletin tekliğini değiştirmeye çalışmasının, bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanmasının' da yasaktır... Bağımsız ve egemen olan her devletin, partiler üstü olan bir devlet politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin politikası, işgal güçlerinin yurttan çıkarılıp Lozan Anlaşması sonucu ülke sınırlarının yeniden belirlenmesi ve kurucu devlet ve kurucu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasası ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası ile de anılan devlet politikası değiştirilemez hükümleri de konulmak suretiyle koruma altına alınarak başlangıç hükümleri ve ilk dört madde açıklanmıştır. Cumhuriyet yönetiminin ilkesi olan halkın egemenliği kuralı gereği de halkoyu ile kabul edilmiştir... Cumhuriyet'in temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlüğü çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği, halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır..." Bu belirlemeleri nedeniyle devletin savcısına karşı savaş ilanı ne kadar doğru çağrışımlar yapıyor takdirlerinize sunulur...
|