|
Özelleştirmeye Değişik Bakış |
|
|
|
Prof.Dr. Mümtaz SOYSAL
|
|
Perşembe, 03 Ocak 2008 |
|
Yeni yılın eşiğinde özelleştirme politikasına yeniden bakmak gerekiyor.
Eğer ülkeyi büsbütün yoksullaştırmak, üretimi daha da düşürmek, işsizliği ve sosyal dengesizliği arttırmak istenmiyorsa.
İşin bu yanı iktidar partisince umursanmasa da, muhalefet partilerinin ve sendika dünyasının konuya ciddi olarak eğilmesi artık kaçınılmazlaşmıştır.
Bu yılın gündeminde Türkiye Demir-Çelik İşletmeleri, Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi, Halk Bankası gibi önemli kuruluşlar var. Ayrıca İzmir Limanı ya da PETKİM gibi özelleştirilme süreçleri devam etmekte olanlar da söz konusu.
İktidar dışındaki partiler için, özelleştirmeye küreselleşmenin kaçınılmaz ve tartışılmaz bir sonucu olarak bakmaktan vazgeçme zamanı gelmiş olmalıdır. Bu kavram, yarattığı üretimsizlik, işsizlik ve dengesizlik bakımından oy getirici olmaktan çıkalı hayli oldu. Buna karşın muhalefet partilerinin bu konuyu önemle ele alıp karşı kampanyalara girişmemiş olmaları gerçekten şaşırtıcıdır.
Sendikalar için de öyle.
Başlangıçta, özelleştirmenin yeni yatırımlar getirici, istihdamı arttırıcı, ücret yükseltici bir etkisi olacağına inanılmıştı. Bu inanca ülkedeki emek kesiminin de büyük ölçüde katılmış olması Türk sendikacılığının büyük ayıplarından biridir. Buna bir de özelleştirmeye karşı tek tük mücadele veren sendikaların yalnız bırakılmış olması ve bir cephe direnişi oluşturmakta başarısız kalınması ayıbını da eklemek gerekiyor.
Hiç değilse bundan sonra, bu ayıpların tekrarından kaçınmak ve yeni dayanışma mekanizmalarıyla yanlış gidişin durdurulması gerekmez mi?
Daha da önemli olan, özelleştirmenin temeli sayılan 4046 sayılı yasanın gözden geçirilip kusurlarının giderilmesidir.
Yapılışındaki uzun tartışmalar ve yargı organlarından ardı ardına gelen hüküm iptalleri ilk bakışta yasadaki bütün eksiklerin tamamlandığı ve kusurların giderildiği izlenimini yaratmıştı. Oysa zaman, önce görülmeyen sakıncaların varlığını ortaya çıkarmış, yeni bir gözden geçirmeyi zorunlu kılmıştır.
Üstelik, imtiyaz sözleşmesi niteliğindeki uzlaşmazlıklarda uluslararası tahkim mekanizmasına olanak sağlayan son derece hatalı bir anayasa değişikliği bu sakıncaları daha da arttırmış durumda. Özellikle kamu kuruluşlarını satın alan ya da işletme hakkını uzun süreler için devralan şirketlerin sermaye yapısı açısından. Örneğin Türk Telekom ve PETKİM gibi kamu hizmeti niteliği taşıyan ve stratejik önemi olan kuruluşların özelleştirilmesinde satın alan şirketlerin sermaye yapılarında yabancı payının yarıdan fazla olmasına izin verilmesi ne ölçüde doğrudur?
Partiler ve sendikalar böyle konuları sorgulamayacaklar da neyi sorgulayacaklar?
|