|
Prof.Dr. Mümtaz SOYSAL
|
|
Cuma, 04 Ocak 2008 |
|
Kuzey Kıbrıs Türk Devleti'nin ikinci Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni Cumhurbaşkanı ile resmen görüşmek üzere başkentte.
Çankaya'da nelerin nasıl görüşüldüğünü tam bilmiyoruz.
Sayın Başbakan'la da.
Yalnız, görüşmeler sonunda yapılan ve yapılacak olan açıklamaları beklemeden de, özellikle Türkiye'nin bir önceki devlet ve hükümet başkanlarıyla yapılanlardan çok daha sıcak "fikir teati" lerinin yapıldığını tahmin etmek pek güç olmasa gerek. Çünkü Annan Planı günlerinden beri bunlar arasında bakış açısı ve çözüm yolu açısından pek büyük farklar olmadığını bilmeyen yok.
Bu Kıbrıs sorunu açısından asıl farklılık, Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs'ı yönetenler ile yönettikleri halklar arasındadır. Adanın kuzeyinde 2004 halkoylaması sırasında Annan Planı'na yüzde 65 "evet" oyu çıktığını düşünenler hiç değilse o noktada böyle bir karşıtlık bulunmadığını ileri süreceklerdir. Orada bile tutumlar değişmiş, Kuzey Kıbrıs'ın Türk halkı, nasıl aldatıldığını, oyalandığını ve boş hayallere sürüklendiğini anlamaya başlamıştır.
Halk yığınlarının anladığını devletin başında bulunan Talat niçin anlamaz?
Daha doğrusu, niçin anlamak istemez?
Ağır basan, Türkiye'siz de olsa bir an önce AB'ye kapağı atmak mıdır?
Türkiye'den kopmak mı?
Askerden kurtulmak mı?
Kısacası, çözüm konusundaki düşünceleri açıkça belli olan Papadopulos'u birazcık daha yakından tanıdıktan sonra, hâlâ nasıl olup da güneydeki devletle kol kola girip Avrupa'ya girilebileceğine inanılmaktadır? Avrupa halklarının ve politikacılarının Yunanistan'a ve Kıbrıs Rumlarına besledikleri sempati bilinmiyor mu? Halkoylamasına büyük çoğunlukla "evet" demiş olan bir halka verilen sözlerin tutulmadığı ve tam tersine "hayır" diyenlerin ödüllendirildiği nasıl unutulabilir?
Yoksa şubatta Güney'de yapılacak cumhurbaşkanı seçimlerinden Papadopulos'un yenik çıkacağı ve yerine geçecek AKEL'ci Hristofias'la daha kolay anlaşılacağı mı umulmaktadır?
Şunu bir kez daha herkese anlatmakta yarar var: Kıbrıs'ın Türkiye için taşıdığı anlam ve önem, Ankara'yı ve Lefkoşa'nın kuzeyini yönetenlerin kişisel hesaplarını ya da ideolojik eğilimlerini kat kat aşar. Bu, yalnız 1974'ten beri gösterilen özverilerin ya da harcanan emeklerin karşılığında oluşmuş bir düşünceden öteye, 75 milyonluk koskoca bir devletin güvenliğini, onurunu ve geleceğini ilgilendiren, asla vazgeçilemeyecek bir ulusal davadır
|