2004 yılıydı... Önemli bir bilgi almıştım: ABD Karadeniz’de söz sahibi olmak istiyor, bunun için kullanabileceği en önemli su yolu olan Boğazlarda Montrö’nün kendisine uygulanmasını istemiyor!
Bu bilgiyi Dışişleri’nden bir yetkiliye doğrulatmak istedim. Yetkili kişi, konuyu dinledikten sonra kısa bir nefes molası verip şöyle dedi: “Mustafa Bey, bu haber doğru. Ama yazarsanız yalanlarız!” ABD’nin Irak operasyonu sırasında Türkiye’nin Karadeniz limanları içinde kullanım hakkı istemesi o günlerde çok tartışılmış, şu soru gündeme gelmişti: Karadeniz’le Irak’ın ne alakası var? Şu alakası vardı: ABD Ortadoğu’dan yukarı bir çatalla çıkmak istiyor, sağ coğrafyada Kafkaslar ve Asya, solda Balkanlar, Batı Karadeniz, Baltık hattı kurmayı hedefliyor! Bunun için Karadeniz’de varlık göstermesi, bayrak dalgalandırması çok önemli. ABD, Montrö’yü dolaylı olarak etkisiz hale getirmek için pek çok seçenek oluşturdu. Bunlardan biri Karadeniz Barış Gücü Projesi idi, öteki Romanya gibi Karadeniz’e kıyısı olan bir ülkeyle özel bir anlaşma yapıp üs kurmaktı. *** Irak operasyonunun ilk günlerinde bir gazeteci öngörüsüyle şunu vurgulamıştık: Önümüzdeki yıllarda Montrö çok konuşulan bir anlaşma olacak... O günler gelmiş görünüyor! ABD Gürcistan’a insani yardım yapmak için savaş aracı statüsünde gemilerle Boğazları geçmek, Karadeniz’de uzun bir yol kat edip Gürcistan limanlarına ulaşmak istiyor. Burada görüntüdeki amaç Gürcistan’a insani yardımsa, bize göre perde gerisinde asıl Montrö’yü delip fiili durum yaratmak var. Ankara-Washington hattında yoğunlaşan Karadeniz trafiği için şimdilik orta yol bulunmuş görünüyor. Gemilerin tonajı düşürülecek, statüsü değiştirilecek vs. ABD bununla yetinir mi? Sanmıyoruz. Montrö’ye göre barış zamanlarında Boğazlardan geçecek savaş gemilerine ciddi kısıtlamalar var. Örneğin Karadeniz’e kıyısı bulunmayan bir savaş gemisi filosu Boğazlardan geçip Karadeniz’e girdiğinde 3 hafta içinde terk etmesi gerekiyor. *** Montrö için şöyle bir tanım yapabiliriz: Montrö Lozan’ın tacıdır! Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi. Kurtuluş Savaşı’nın ardından cephede kazandıklarını masada bütün dünyaya onaylatan Mustafa Kemal yönetimi, daha sonra bunun tamamlayıcı unsurlarına yöneldi. 1936 yılında başta Avrupa olmak üzere büyük devletlerin tümü 2. Dünya Savaşı’na mayalanıyordu. Atatürk, diplomaside de kullandığı dehasıyla bu süreci çok iyi değerlendirdi ve Boğazlar Sözleşmesi’ni belli başlı taraf devletlere 1 aylık bir müzakerenin ardından onaylattı. Bu tarafların içinde ABD yoktu. 2. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen dünya, 21. yüzyılda yeniden şekilleniyor. Daha açık deyişle yeniden kuruluyor. İçimizdeki, çevremizdeki sancıların temel nedeni bu. ABD bu kurguda Karadeniz’e hâkim olmadan Asya-Avrupa hattında denge kurmasının güçlüğünü görüyor. İstanbul ve Çanakkale Boğazı her anlamda Asya ile Avrupa’nın boğazı! Türkiye’nin Boğazlardaki hâkimiyetini daha net açıklamak için şunu da vurgulayalım: Dünyada iki yanı aynı ülkeye ait stratejik su yolu yok denecek kadar az. Cebelitarık’tan Kızıldeniz’e önemli su yollarının iki yanı hep farklı ülkelerin kontrolündedir. Aman Lozan’ın tacını taca atmayalım!
|