Son iki yazımda işlediğim Irak, İngiltere ve Türkiye arasında imzalanan sınırlarımızın belirlendiği 1926 Ankara Andlaşması ile Musul Vilayet Konseyi içerikli yazılarıma siyasi ve askeri kesimden henüz bir yorum gelmedi.
Ancak yine işin ucu petrol olduğu için Irak’ın Kuzey’inde de petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinde bulunan işadamımız, petrol mühendisi Prof. Dr. Güntekin Köksal’dan konuya dair cevap geldi. Sayın Güntekin Köksal, Musul ile iş ilişkileri olmadığı dolayısıyla bugünkü durumla pek ilgilenemediklerini ifade ettiği mesajında, “Musul petrollerinden almamız gereken hisse bildiğim kadarıyla Saddam ile yapılan bir anlaşma sonucu bütçeden çıkartılmıştır” diyor ve ekliyor: “Musul büyük bir ihtimalle dolaylı da olsa ABD’nin kontrolüne girer. Amerika; Musul’u Kürtlere, Türklere, Araplara bırakmayacaktır. Bırakması halinde Irak petrollerinin mühim bir kaynağını kaybetmiş olacaktır! Bu da olanaksızdır. Türkiye de bu saatten sonra buralarda hak iddia edemez…” “Türkiye’nin Enerji-Petrol Politikası Yok” Türkiye’nin hiçbir zaman düzgün bir enerji-petrol politikası yürütmediğine dikkat çeken Köksal, bu sebeple iki büyük petrol imkânı olan Orta Asya Türkî Cumhuriyetleri ile Kuzey Irak – Irak petrollerinin kaçırıldığını da belirterek, bu konudaki açıklamasını şöyle sürdürüyor: “Yapılması gereken Batı şirketleri bu yörelerin petrollerini alırken Türkiye’nin de devlet politikası olarak aktif bir şekilde hem TPAO’ya, hem de özel petrol şirketlerine sahip çıkarak buralardan petrol sahalarını almalarına yardım etmesi, destek vermesi olurdu. Bu hiçbir dönemde yapılmamış ve bu büyük imkan hükümetlerin ilgisizliğinden ötürü heba edilmiştir”. Açıklamasında Türkiye’de enerji politikasından-petrol stratejisinden anlayan bir hükümetin son 15 sene içinde iktidara gelmediğine de vurgu yapan Köksal, “TPAO, güdülen yanlış politikalar sonucunda tecrübeli ve kıymetli tüm elemanlarını kaybetmiştir. Liyakat dışında başka özellikler esas alınarak üst mevkilere atanan bürokratların başarılı olmaları mümkün değildir” şeklindeki görüşünü ifade etti. Ankara Andlaşması Gereği Irak’tan Halen Petrol Geliri Alacağımız Mevcut Prof. Dr. Güntekin Köksal’ın Saddam dönemiyle bütçeden çıkartılan petrol gelirinin kaynağı Ankara’da 5 Haziran 1926 günü imzalanan anlaşmanın Üçüncü Kesiminin 14. maddesi’ne dayanıyor. Ankara Andlaşması’nın ilgili 14. Maddesi şöyle: “Her iki ülke arasında ortak çıkarlar alanı genişletmek amacıyla, Irak Hükümeti işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak 25 yıl süre ile aşağıda gösterilen gelirlerin % 10 unu Türkiye Hükümetine ödeyecektir. a) 14 Mart 1925 günlü ayrıcalık Sözleşmesinin 10. Maddesi uyarınca "Turkish Petroleum" Kumpanyasından, b) Yukarıda anılan Ayrıcalık Sözleşmesinin 6. Maddesi uyarınca petrol ihraç edebilecek olan Ortaklıklardan ya da kişilerden, c) Sözkonusu Ayrıcalık Sözleşmesinin 33. Maddesi uyarınca kurulabilecek yan Ortaklıklardan.” 30,2 milyon varil petrol geliri alacağı, resmi kayıtlardan T. Özal döneminde kaldırıldı Ancak muhtelif kaynaklarda bulabileceğiniz gibi Irak, petrol geliri elde etmeye başladığı 1934 yılından 1951 DP iktidarı dönemine kadar bu andlaşmadan doğan alacaklarımızı eksik de olsa ödemiş görünüyor. DP döneminde tahsil edilemeyen bu alacaklar resmi kayıtlara geçirilmiş fakat rahmetli Turgut Özal’ın seyahati sırasında Saddam’ın kendisinden ricası üzerine Irak ile iyi iş ilişkileri kurulması öngörüsü kapsamında 1986 yılında, bu kalemin alacak hanesinde de gösterilmemesi tek taraflı olarak ama Türkiye’yi bağlamayacak şekilde kabul edilmiş! Sonuçta resmi kayıtlarda bu alacağın gösterilmemiş olması belki alacak takibini zorlaştırmış olabilir ama bu Türkiye’nin Irak ile 1926’da imzaladığı Ankara Andlaşmasından doğan haklarının akıbeti olmadığı ve olmayacağı anlamına da gelemez. Halen alacaklı olduğumuz tutar konusunda açıklamada bulunarak konuyu gündeme taşıyan, DSP döneminde bakanlık ve başbakanlık yardımcılığı yapan Hikmet Uluğbay’a göre ise alacaklı olduğumuz bu bedel; 30,2 milyon petrol varil civarında. Irak ile 1925-6 yıllarında masaya oturulduğu o dönemde de Türkiye her zamanki gibi kıskaç altında idi; diplomatik ve siyasi hatalar yapılmış ve Musul kaybedilmiş olabilir ancak yine de BM nezdinde imzalanan bu uluslararası andlaşma hükümlerinin dahi günümüzde halen yeterince irdelenemediğini düşünüyorum. PKK ya da Kürt meselesi gündeme geldiğinde Ankara sözleşmesinin de gündeme taşınmasıyla değil; bütün uluslararası bu tarz tarihi sözleşmelerin yeni imzalananlarla beraber Taraf’lı olmayan tarihçi ve hukukçularla satır aralarına kadar değerlendirilmesi ve kamuoyuna tekrar tekrar sunularak halkımızın bilinçlendirilmesi gerekir. İsterdim ki Ankara Andlaşmasından doğan haklarımız, kendi siyasi ve tarihçilerimiz dururken Musul Vilayet Konseyi temsilcisi İsviçreli hukukçu Anton Keller tarafından gündeme getirilmesin. Ve de ne yazık ki Keller’in dahi Türkiye’nin hakları konusundaki açıklamaları ülkemizde kulak arkası yapılmış durumda… Ve ben bir vatandaş olarak Musul Vilayet Konseyi temsilcisi Keller’in dile getirdiği ifadelerin açıklamasını Dışişleri Bakanımızdan duymak istiyorum. Musul meselenin de özü; BOP eşbaşkanlığını yürüttüğü ifade edilen AKP hükümetinin ABD’ye karşı gelemeyeceği midir?
|