Giriş
07
Ocak
2009
Çözümün İlk Adımı Yazdır E-posta
Prof.Dr. Mümtaz SOYSAL   
Çarşamba, 08 Ekim 2008

Prof.Dr. Mümtaz SOYSALAKTÜTÜN olayının tartışmaları dinmiyor. Eleştiri ve çözüm önerileri çeşit çeşit. Bunu fırsat bilip gerici siyasetin sinsi niyetleriyle orduyu yıpratmaya yönelenler bile var.

Her zaman söylenenler yine tekrarlanmakta: Bölgeye ilişkin sosyo-ekonomik, hatta kültürel önlemlere gidilmesi, baş sorumlular olan ABDnin ve Iraklı kuklalarının tekrar uyarılması, terorizm konusunda yönetim ve adli makamlara tanınan yetkilerin genişletilmesi.

Sınır ötesi operasyonlar sonrasında bir süre orada kalmayı ve bir tampon bölgenin kurulmasını savunanlar da eksik değil. Önerilenlerin bazısında haklılık payı olsa da, bunlar yeterli mi? Çözüme götürücü ciddi ve etkili bir adım bunlarla atılmış olacak mı?

Daha da açıkçası, Kuzey Irakta barındırılıp beslenen bir saldırganlığa karşı bu çeşit önlemlerle yetinmek dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiyeye yakışır mı? Çözümün böyle bir orduyu bu önlemleri aşan kalıcı hudut değişikliği için devreye sokmayı gerektiren siyasal bir yönü hiç mi yok?

Vaktiyle Musul meselesi diye bilinen konuyu anımsamanın ve o sorunun çözümündeki yanlışlığı düzeltmeyi gündeme getirmenin tam zamanıdır.

Lozanda çok yanlı uluslararası çözüme bağlanmamış tek sorundur bu.

Mondros Mütarekesi imzalandığı gün Musulun güneyinden geçen hattın İngiliz kuvvetlerince sonradan ihlal edilmesiyle başlamıştır. Hukuksuz işgal, kömür yakıtından mazota geçme yolundaki İngiliz Bahriye nezaretinin isteğiyle Anadolunun güneydoğusuna kadar genişletildiği için, Ahd-ı Milli olarak son Osmanlı ve ilk Ankara meclislerince içilen bir direniş andının konusu olmuştu.

Sorun, Lord Curzonun küstahça direnişi yüzünden Lozanda çözülemedi.

Sonrasında İngiltereyle sürdürülen ikili müzakerelerin gideremediği gerilim Ankarayı yeni bir savaşın eşiğine getirmişken, Türkiyenin henüz üye olmadığı Milletler Cemiyetince bir Estonyalı generale çizdirilen kroki üzerinden bugünkü hudut olmayan hudutla zoraki bir çözüme varılmıştır. Bu imkânsız sınır olduğu gibi kaldıkça, şu ya da bu önlemle ve dıştan verilecek şu ya da bu vaatle terörün önemli bir boyutunu, yani dış kaynağını kurutmak hayaldir.

Dolayısıyla, fazla vakit geçirmeden Irak hükümeti ve arkasındaki ABD, köklü bir sınır düzeltme toplantısına çağırılmalıdır. Ancak, iyi hesaplanmış ve planlanmış bir operasyonla belirli bir toprak parçası elde tutulmadan masaya oturmanın geçersizliği de açıktır. Kıbrısta haklı ve güçlü oluş nasıl o soruna pekâlâ kalıcı olabilecek bir çözüm getirmişse, Irak kaynaklı bir sorunun çözümü de arkasında haklılık bulunan bir güç gösterisiyle çok kolaylaştırılmış olacaktır.

Hükümet, artık ıvır zıvırı bırakıp böylesine ciddi bir girişimin siyasal sorumluluğunu üstlenmeli ve çözümün ilk adımını askere bırakmalıdır.


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy