Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
24
Ekim
2008
Önsayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Mustafa BALBAY arrow Güvenlik-Özgürlük Dengesi!
Güvenlik-Özgürlük Dengesi! Yazdır E-posta
Mustafa BALBAY   
Cumartesi, 11 Ekim 2008
Mustafa BALBAY

Günlerdir beklenen terör zirvesinden sonuç çıkmadı. Salı günü devam edecek zirvenin de tam bir anlaşmayla sonuçlanma olasılığı zayıf görünüyor.

Böylesi zirveler 5 saati geçti mi, ortak noktanın çok fazla olmadığı anlaşılır. Dünkü zirve 6 saatte sonuçlandı, devamı salıya kaldı!

Bu durum çok da şaşırtıcı değil. Çünkü Başbakan Erdoğanın terörle mücadeleye bakışıyla Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğun bakışı arasında tam bir çakışma yok!

Bunu zirve öncesi yapılan açıklamalardan anlamak olası...

Orgeneral Başbuğ, 16 Eylül günü gazetecilerle yaptığı 4 saatlik görüşmenin önemli bir dilimini terörle mücadeleye ayırmıştı. Başbuğun değerlendirmelerinden biri şöyleydi:

Terörle mücadelenin sadece güvenlik boyutu yoktur. Sosyal, toplumsal, ekonomik ve hatta psikolojik boyutu vardır. Bütün bu alanlara hâkim olabilirsek terörün üstesinden gelebiliriz. Tek başına güvenlik boyutu, mücadeleyi başarıyla sona erdirmeye yeterli olmaz.

Buna karşılık Erdoğan ise gazetecilerin terörle mücadele bağlamında Türkiye-Irak sınırında tampon bölge oluşturulmasına ilişkin sorusuna zirveden bir gün önce şu yanıtı vermişti:

Bu konuyu askerlere sormak lazım. Olur derlerse yapılır. Biz asker ne istediyse bugüne kadar verdik, vermeye de devam edeceğiz.

***

Görülüyor ki, Genelkurmay Başkanı sorumluluğu olabildiğince paylaşmak ve terörle mücadelenin bütün unsurlarını kullanmaktan yana. Başbakan ise terörle mücadeleyi daha çok güvenlik boyutunda tutup asker ne isterse vermek ve önde görünmemekten yana.

Olmadı!

Erdoğan terörle mücadele için yasal adımlar atılmasına ilişkin sorulara ise, demokrasi penceresinden bakıp, Özgürlüklerden ödün vermeden mücadeleyi sürdüreceğiz yanıtını vermekle yetiniyor.

İşte bu noktada şu ikilem ortaya çıkıyor:

Aslolan güvenlik mi, özgürlük mü?

90’lı yıllarda güvenlik boyutu daha çok öne çıktı, belli ölçülerde başarı elde edildi ve terör sindirildi, ama tam bitirilemedi.

2000’li yıllarda demokrasi ve özgürlükler boyutu öne çıktı, belli bir aşamaya gelindi. Ama terör bu ortamı da sabote etti.

***

Gelinen noktada son 24 yılı çok iyi muhakeme edip tam bir güvenlik-özgürlük dengesi kurmak gerekiyor.

Aslında bu biraz da yumurta-civciv örneğini andırıyor ama, karşı karşıya kaldığımız durum basit bir reçetelemeyle çözülecek bir sorun değil.

Her şeyden önce şunu unutmamak gerekiyor; PKK bir sonuç!

Salt sonucu ortadan kaldırmak üzerine adımlar atılırsa, yine bir yere varamayız. Bu, deyim yerindeyse, kokmuş aşın tenceresini değiştirmeye benzer. Aş koktuktan sonra tenceresini değiştirseniz ne olur, suyunu değiştirseniz ne olur.

Yeri geldikçe vurguladık; terörün iki ana destek unsuru var:

İç ve dış.

Dünkü iki haber dış desteğin ne kadar yakıcı olduğunu ortaya koyuyordu:

1- Terör örgütünün dış ilişkiler sorumlusu Ahmet Gülabi Dereye pasaport için ikamet belgesini Yunanistan vermiş.

2- Terör örgütünün Lüksemburgda 1996da alıkonan uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde edilen 10 milyon Avrosu davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle örgüte iade edilecek.

Salt bu iki haber bile diplomasinin terörle mücadelede ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak aslolanın iç olumsuzlukları ortadan kaldırmak olduğunu unutmamak gerekiyor. Bunun için de bize göre ilk yapılması gereken şu:

Güneydoğuda yaşayanlar dahil tüm yurttaşlarımızın özgürlüklerine halel getirmeden terörü yalnızlaştıracak bir yol haritası çizmek!


 

 

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy