Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
24
Ekim
2008
Önsayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Mustafa BALBAY arrow Hakkımdaki İftira Kampanyası
Hakkımdaki İftira Kampanyası Yazdır E-posta
Mustafa BALBAY   
Perşembe, 02 Ekim 2008
Mustafa BALBAY

Türkiye’nin en karanlık günlerinde bile yaşanmayan, sistemli bir iftira kampanyaları döneminden geçiyoruz. Güçlendikçe vahşileşen bir medya faşizmini yaşıyoruz.

Bundan payını alanlardan biri de benim.

Önce F tipi yayın organlarında saldırdılar, istedikleri sonucu alamayınca A tipi yayın organlarını devreye sokup, Ahmet Çalıkın televizyonuna taşıdılar.

İftira şu:

Ben, 1982 yılında gözaltına alınmışım. İzmir Emniyet Müdürlüğü’nde iki gün kalmışım, bütün arkadaşlarımı ihbar edip elimi kolumu sallaya sallaya çıkmışım!

F tipi yayın organları bunu günlerce işlediler. Noter aracılığıyla cevap ve düzeltme gönderdim, kuşa çevirip kullandılar. 26 yıl öncesine ilişkin bu iftirayı olağanüstü bir gayret ve hınçla bugüne de taşıyıp, Ergenekon olayına bağlamaya giriştiler.

Artık insaf, insanlık gibi onlar için hiçbir şey ifade etmeyen sözcükleri kullanmak gereksiz...

İftiranın ilk günlerinde olayı köşeme taşıma hakkımın olmadığını düşündüm. Ancak bu sistemli bir saldırıya dönüşünce, bize güvenen, inanan Cumhuriyet okuruna bilgi vermek sorumluluk haline geldi...

***

Evet 1982 yılında gözaltına alındım. 1977-81 arası Ege Üniversitesi öğrencisiydim. 12 Eylül koşulları içinde üç büyük kentte Mart 1982’de büyük bir operasyon yapıldı. Suçlama komünizm propagandası yapmak, örgüt üyesi olmak... İzmir’de benim de içinde olduğum onlarca genç önce emniyet müdürlüğüne götürüldü. Burada 15 gün kaldık. İfadelerin ardından tüm gözaltında tutulanları basın önüne çıkarıp fotoğrafını çektirdiler. Önde suç unsuru olarak kitaplar, arkada biz... Buradan, Narlıdere İstihkam Okulu Komutanlığı’na götürüldük.

Annem, babam, kardeşlerim günlerce yerimi bulamadılar. O günün normal durumlarından biriydi. 27 gün sonra toplu halde Fahrettin Altay meydanındaki Sıkıyönetim Mahkemesi’ne götürüldük. Savcı Ayhan Sun, hepimizin tek tek ifadesini aldı. Genel olarak suçlamaya ilişkin ciddi bir kanıt yoksa, ifadeleri uzatmadı. Sun, benim de içinde bulunduğum pek çok gençle ilgili “kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi.

Gözaltı sonrası o günlerde yeni kurulmuş olan Güneş gazetesindeki işime dönemedim. Güneş’e Milliyet’ten geçmiştim. Dönemin Milliyet İzmir Temsilcisi Nurettin Tekindor, “Masan hazır, dön gazeteye” dedi... Nurettin Abiye Haber Müdürü Önder Özçorlu da katıldı ve meslek yaşamım yeniden başladı. 4 yıl sonra Milliyet’ten Cumhuriyet’e geçerken de Nurettin Abi gönül koymadan, “Cumhuriyet’te çalışmak da güzeldir” dedi.

***

Çoğumuzu serbest bırakan Ayhan Sun, apayrı bir yazı konusudur... Onun yaşadıklarını da yıllar sonra öğrendim. Ciddi kanıt olmadığı sürece dava açmayan Sun, bu tavrı nedeniyle İzmir’den Konya’ya sürüldü. 12 Eylül’ün yöneticileri, “böyle savcı olmaz” tavrını yazılı uyarıya dönüştürdü. Bu durum ona çok dokundu. Meslekten ayrıldı. Yıllar sonra Ankara’da bir toplantı sonrası gençlerle konuşurken her biri kendisini tanıttı. Biri, “Gökhan Sun” dedi. Birden Ayhan Sun aklıma geldi. Nesi oluyorsun diye sordum, “babam” dedi.

Gökhan, o günlerde meşhur olan “Babam İçin” filmini de anımsatan bir mektup yazdı. Babasının mesleğe dönmesini arzu ediyordu. DYP-SHP koalisyonu vardı. Mesleğe dönmesini ben de çok arzu ettim.

Döndü...

Nasıl sevindim. Arayıp sesini duydum...

Sun, İzmir’e yerleşti. Yukarıda aktardıklarımı yazarken adını kullanma izni istedim. “Tabii” dedi. Uzun uzun o günleri konuştuk. “Ben” dedi, “o günlerin olağanüstü koşulları içinde riske de girip somut delil olmadıkça, ne polis ifadesine dayalı dava açtım ne itirafa. Senin durumunu da anımsıyorum. Bugünkü karalamaları doğrulayan bir şey anımsamıyorum. Örneğin İstanbul’da Barış Derneği davası açıldı, ben açmadım. Beraatla sonuçlanma olasılığı yüksek olan durumlarda inisiyatif kullandım.”

Özet bu...

Kimseyi ihbar etmediğim gibi ben de o dönemi “sıyrıklarla atlatan” mağdurlardan biriyim.

Neden bana bu çamuru atıyorlar?

Yanıt F tipi derginin muhabirinin beni karalayanlara sorduğu soruda gizli:

“Bu iddialara, Ergenekon soruşturmalarına karşın Balbay neden hâlâ dışlanmıyor?”

Medya karanlığını aşmak için yapmamız gereken ilk şey şu:

Karanlıktan korkmamak!

28 yıllık meslek yaşamımda okurlara, topluma anlatamayacağım tek bir karanlık nokta yok. Mesleğin bütün ilkelerinden uzak karalama çalışmaları, yapanın elinde kalmaya mahkûmdur.


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy