|
Sevgili dostlar, size iki soru soracağım 2000-2001 krizi Türkiye’de nasıl bir “sosyal doku” travması yarattı ve en önemlisi son iki seçimde “merkez” nasıl çöktü? Algıladığım kadarıyla arz edeyim, Ocak 2000-Şubat 2001 arasında “oluşan finansal dalga” içinde “üç partili koalisyonun bütün partileri” boğuldu...
Merkez “sağ-sol, hatta MHP’de dikkate alınırsa uca doğru bir yelpaze” dahil, ana yapı “kırılırken” merkezi çökertme harekatı “Genç Parti” ile tamamlandı. Seçime “son virajda dahil olan Genç Parti”, Doğru Yol ve MHP’yi barajın altına iterek AKP’nin “aldığı en az oy ile en fazla” milletvekiline sahip olmasının yolunu açtı. 2000-2001 krizi “sağ ve sol” merkezi çökertirken, seçimde Genç Parti son darbeyi vurdu... Çok güzel, buraya kadar tespitler yerinde... Aynı dinamiği son seçimde de gördük. Tek başına seçime girse yüzde 14’lere çıkabilecek bir DYP’den bahsedilirken, son virajda “ortaya ANAP’lı bir” birleşme formülü çıktı. Üzerinde konuşuldu, gidildi, gelindi... Ve sonunda kamuoyunda “Lanet olsun bunlara” dedirtecek bir noktaya “olay getirildikten” sonra “iki parti ayrı ayrı seçime girerken, DYP tasfiye edilerek”, ortaya “Demokrat Parti” ismi atıldı. Birinci seçimde Genç Parti ve ekonomik kriz gibi etkenler ile çöken merkez, ikinci seçime günler kala “merkez partileri” tarafından çökertildi...
Sonuç 1: Ortaya çıkan AKP iktidarının “ana mayası” merkezin çökertilmesi üzerinde şekillendi...
Bu noktada gelelim ana sorumuza Türkiye’de gerçek iktidar “kimler”? Veya daha değişik ifadesiyle Türkiye’de 1946-1999 arasında görülen “seçkinler iktidarı” yerini “halk adına hareket eder görünen” yeni tip “iktidar seçkinlerine” mi bırakıyor?
AK Parti’nin gölge oyunu
“Bu iki kavram arasındaki fark nedir?” sorusundan başlayalım. Seçkinler her zaman iktidardadır. İktidar seçkinleri ise seçkinler sınıfına gerçekte ait olmayan fakat seçim sonucu iktidara gelerek geçici olarak gerçek iktidar sahipleri ile işbirliği yapanlardır. Halkın içinden çıkarlar, iktidar seçkini olarak sınıf atladıklarını ve geldikleri yerde kalıcı olduklarını düşünürler. En büyük yanılgıları budur. Bir kısmı tutundukları dalda kalırlarken, çoğu kullanılırlar. Bazıları nadiren varolan iktidarın yapısını değiştirme yolunda adım atabilirler.
Sevgili dostlar, bugünün Türkiye’sine baktığımda son 5 yıldır hükümet edenler açısından çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Seçkinler iktidarına hizmet etmek için iktidar seçkini mi olacaklar yoksa iktidar seçkini olmayı kabul etmeyip, “gerçek bir halk iktidarı” tesis etmek için mi çalışacaklar? AKP’nin, iki rolü de iyi oynadığı ve “denge” konumunda kaldığı söylenebilir. İşte kendisine yüzde 46 oy getiren en önemli dinamik de bana göre burada gizli halk adına “yerel seçkinlere baş kaldırır” görünmek ama aynı zamanda “küresel seçkinler” ile işbirliği yaparak “bu gölge oyununu” iyi pazarlamak... Bugün iddia edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yapısının statüko olduğunu savunup, ulus-devleti yıpratmaya çalışanlar bilerek veya bilmeyerek aslında “küresel büyük statüko” ya hizmet etme tuzağına asla ama asla düşmemelidirler...
Sonuç 2: Türkiye’de yerleşik seçkinler iktidarına kafa tutar görünüp, küresel seçkinlere teslim olan iktidarlar, asla gerçek bir “halk iktidarı” tesis edemezler... Siyasi “otoritenin” dikkat etmesi gereken en önemli ayrıntı bence burada gizli...
Son söz: Türkiye’de “doktrin olarak” doğmuş ve “benimsenerek” iktidar olmuş bir yapı var mı? “Seçkinler mi iktidar da” yoksa “iktidardakiler mi seçkinleşiyor” noktalarında “sentezi”ni sizlere bırakıyorum! Dün gece Abdüllatif Şener ile Kanal D’de bir programa katıldım. Merkezi yeniden “kurmak” istiyor, oyunun farkında ama “tek başına” yapacakları sınırlı. Bu ülkede “Merkez yeniden kurulmalı” diyen herkes elini taşın altına “koymalı”, “Lider benim” şartlamasından kurtulmalı! Lider “belli” ve “sarı saçlım, mavi gözlüm Samsun’dan gelmeden” işimiz inanın çok ama çok zor!
Not: Süheyl Batum da “parti kurma” hazırlığında, kendisiyle görüşmem de oldu. Bir gazeteci olarak fikrini sorguladım. Çok “iyi bir insan kaynağı” ama benim ona tavsiyem yapma “Süheyl Batum” sadece “olabilecekleri” bölersin! Olabilecek olana katıl ama “Lider benim” dayatmandan Türkiye için vazgeç!
|