|
O gün Güneydoğu topraklarımızda, altı vatan evladı (tümü toplumun yoksul kesimindendiler) bir tek çakıl taşını eşkiyaya kaptırmamak için savaşırken şehit oldular...
Gencecik yaşta,altısı da toprağa düştü... Silah arkadaşları ile ailelerinden başka, bir de hemşerilerinin içi yandı ama ötesi boş, aldıran olmadı!.. Çünkü, kavga başlamıştı ve Başbakan ile Patron kapışmıştı... Bu kavgadan önemli daha başka ne olabilirdi ki!!? (Gül'ün o ünlü gülümsemesi ile sürdürdüğü Ermenistan projesi bile güme gitti diyebiliriz!) Kavga "yetim hakkı kavgasıydı" çünkü!.. İktidarın yetimleri ile tekelci sermayenin yetimleri kıyasıya kapışmışlardı, gözlerinin kararması doğaldı... Her iki tarafında "yetimleri" ellerine geçirdikleri "hakları" kaybetmemek için var güçleri ile vuruşacaklardı elbette, çünkü ellerindeki "haklar" öyle az buz değildi ve bu sayede her iki tarafın yetimleri de, daha birkaç yıl öncesine kadar sürüm sürüm sürünüp aç karınlarını nasıl doyuracaklarının hesaplarını yaparken şimdi... Yatları, katları, atları ile sosyetik bir hayatın yetim Hakkılarıydılar!.. Velinimetleri, saf tuttukları efendileri sayesinde..! Uzatmayayım, artık bizler Türkiye'yi saçı orman olmuş bu yetimlerin (patronlarının çıkarları doğrultusunda) anlattıkları şekilde algılamaya mahkum talihsizleriz!. Yetimlerin içinde bulundukları vaziyetin imkan ve şeraitini de öğrenirsek, bu talihli kesimin savaşırken takındıkları insafsız tutumun da ne kadar haklı olduğunu görebiliriz!.. Mesela misal, şu sıralar iktidarın ve tekelci sermayenin yetimleri, 'fener-otel' davasının üstüne çıkarak, liderlerini de aşarak birbirlerine daldılar!. Şöyle bir durum gelişmiş... İstanbul'un sosyetik bir mekanında bu iki gurup hayatın tadını çıkarırken, yan yana masalara düşmüşler... Masanın birindekiler, hafiften kendi patronlarını da arkadan deşerken, öteki masadaki bunu duyup, apar topar fırlamış ve durumu kendi efendilerine duyurmuş... Şimdi dedindi demedindi kavgasını geçelim de manzaranın "yetim hakkı"tarafını yansıtalım... Bu iki gurubun yetimleri öyle bir maddi gelir imkanına sahipler ki, sosyetik mekanlarda, çok üniversite mezununun aylık kazanç olarak göremeyeceği paraları bir öğünde ödeyip balık ekmek yiyorlar!. (sık sık) Sonra, havadisi duyan müzevirci, mekandan ayrılırken otosuna atlıyor araba porche!.. Evine gidiyor, evi Levent'te villa!.. Tekrar edeyim, şartlar eşit!.. Bu donanım sadece müzevirci yetime mahsus değil, her iki tarafın tüm silahşorları bu durumda, yedikleri önlerinde yemedikleri ardlarında!.. Paralar havalarda uçuşuyor!.. YapIlan belli, ekrana çıkıp, gazete sayfalarına yerleşip "yetim hakkı korumak" adına savaşmak!. Yani yetim de kendileri, yetimlerin sahipleri de patronları, siyasi-ticari patronlar.. Haklarının korunması için savaş verilenler onlar!.. Efendim, çark onlarca yıldır şöyle işliyor... Ortaya bir takım becerikli tipler çıkıyor... Bunların becerileri ellerinin kollarının devletin milli hazinesine fütursuzca dalabilecek kadar uzun olması... Elini hazineye daldıran bu muhterem kesesini dolduruyor... Harama el uzatarak doldurduğu kesesini koruyabilmek için de, kendisine bir "koruyucu eleman" seti oluşturuyor... Sokaklardan, aç sefil ama cin gibi "yetim" tipleri bulup etrafına topluyor. (Not: Bu kadroya girmek için aday olan yetimlerin zeki, çevik ahlaksız olmaları, şirin ve dalkavuk özellikleri ile, özellikle siyasi etkin kimliklerle yakınlık tesis edip bu yönde patrona ışık saçmaları gibi temel özellikleri de lazımdır) Hazineden tırtıklanan paralardan kırıntılarla bu yetimler beslenmeye başlayınca, ortaya nur topu gibi fedailer çıkıveriyor! Bizler bu yüzden, bir anda altısının birden toprağa düştüğü vatan evlatlarının kaybını tam olarak algılayamıyoruz artık!.. Fener-otel kavgasının da ne olduğunu tam anladığımız söylenemez!.. Mesela hem fenercilerin hem otelcilerin ardında saf tutanların, aslında söz konusu vurgunlardan paylarına düşenleri fazlası ile aldıklarını, bu yüzden sosyete lokantalarına lüks araçları ile gidebildiklerini ve bunların da aslında halkına sırtını dönmüş yoksul aile çocukları olduklarını, çoğumuzun da onlar gibi olmaya özendiğimizi biliyor muyuz?!. Siz siz olun yetimler arasında yer almanın yolunu bulun, biz treni kaçırdık!..
|