Barzani’yi koruyor. K. Irak’a gerektiği kadar müdahale etmemizi önlüyor.
AB istenilen kıvamda terörle mücadele yasası çıkarmamızı engelliyor.
Terör örgütünü topraklarında barındıran aşiret reisi Barzani son saldırıdan sonra yalancılığın, ikiyüzlülüğün dost görünüp arkadan bıçaklayan kalleş insanların aymazlığı içinde utanmadan “Bu tür saldırılara karşı olduklarını” açıklıyor.
Bağdat yine ikiyüzlü davranışlarını sergiliyor. Teröre karşı ortak mücadele sözü veriyor, gerisini getirmiyor.
Batı’nın (tabii en başta ABD’nin) vazgeçilmez dostu konumundaki Talabani, son saldırıdan sonra hemen Ankara’yı arıyor. İşbirliği öneriyor. Irak Devlet Başkanlığı Konseyi’ni topluyor.
Talabani ile Barzani’nin tek derdi K. Irak topraklarına Türk askerinin girmesini ve kalıcı konumda olmasını önlemek!
Hükümetin uyguladığı verimsiz bir politika. İşgalci ABD’ye ve sözüm ona bağımsızlığına kavuşan Bağdat’a izledikleri politikanın terörü sonuçlandırmaya yeterli olmadığını açık bir dille söyleyemiyor.
ABD’ye ve AB’ye kınama mesajlarıyla sorunun üstesinde gelinemediğini anlatmanın zamanı geldi, geçti.
Ankara hâlâ ABD ile ikili ilişkileri gözden geçirme zorunda olduğunu anlamıyor, anlayamıyor.
Türkiye demokrasi ve insan hakları kıskacında. Devlet politikasının meşru mazereti ise dillerden düşmeyen bir slogan: “Terör uzun soluklu bir mücadeledir.”
Kanıtı ise ardı arkası kesilmeyen şehitler!
***
Çuvaldızı kendimize batırmanın da zamanı gelmedi mi?
Yapılan resmi açıklamalar kendi mantığı içinde elbette doyurucu.
Elbette şehitlerimizin, askerlerimizin teröristlere karşı görevlerini kahramanca yaptıklarına en ufak kuşku yok.
Ne ki kimi noktalar var ki kafaları karıştırıyor. Bunları görmezlikten gelmek kimi sorunları çözmeye yardımcı olmuyor.
Pazar günü Vatan gazetesinde “Bu nasıl karakol?” başlığı altında bir fotoğraf yayımlandı. Aktütün Karakolu’nu gösteren, Mayıs 2008’deki saldırıdan sonra çekilen bir fotoğraf.
Karakolun çatısının ince levhalarla örtüldüğünü, değil mermiye, rokete, şiddetli rüzgâra bile dayanacak gibi görünmediğini, levhalar uçmasın diye üzerlerine taşlar konulduğunu resmediyor. Bir jenaratör var, roket atışlarıyla devre dışı bırakılması olası, açıkta duruyor.
Burası, teröristlerin belli başlı sızma yollarının birinin üzerinde olan Aktütün Karakolu.
Mehmetçiğin elde silah teröristlere geçit vermemek için beklediği sınır karakolu bu.
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, karakolu başka yere nakletmek için Jandarma Genel Komutanlığı’nın elinde gerekli maddi olanaklar olmadığını söylüyor.
Oysa dünden bugüne hiçbir hükümet, hiçbir zaman askersel gereksinimlere karşı çıkmadı, her olanaksızlığa karşın istekleri yerine getirdi. Öyleyse nedir bu açıklama?
Vatan gazetesi dün haklı olarak şu manşetle çıkıyordu: “Kahreden açıklama-Emekli olan Genelkurmay Başkanı’na 1 trilyonluk zırhlı makam aracı alabilen devlet Aktütün’le birlikte 5 kritik sınır karakolunun daha güvenli noktalarda yeniden inşasını coğrafi koşulların yanı sıra, maddi imkânsızlıklar yüzünden zamana yaymış.”
***
1992’den beri 38 kez saldırıya uğrayan (toplam 44 şehit veren) Aktütün ve benzeri 4 karakolun daha sağlıklı yerlere naklinin planlandığı, ancak yer değişiminin 2009’da gerçekleşeceği açıklanıyor.
Doğal olarak akla gelen şu sorunun yanıtlanması gerekiyor: “Aktütün ve benzeri karakollar eğer savunulması olanaksız ve saldırılara çok açık bir mekânda ise, bundan önceki saldırılar ertesinde neden durum değerlendirmesi yapılmadı? Bu alanın savunulmasındaki zaafları giderecek önlemler neden alınmadı?”
Resmi açıklamalarla yetiniyoruz.
Oysa asker-sivil ayırt etmeksizin kimi ulusal konularda özeleştiri yapmak… Kimi sonuçlar aleyhte de olsa kamuoyuna açıklamak... Askerin hataları varsa bunları da açık yüreklilikle seslendirip olası önlemleri buna göre almak... gerekiyor.
Yoksa gerekmiyor mu?