|
Amerika, ki dünyanın en güçlü devleti sayılır ve demokrasisiyle, özgürlük aşkıyla, hukuk saygısıyla övünür; öyle bir devlet, çıkarları gerektirince gücünü kullanmakta tereddüt etmez, demokrasi, özgürlük, hukuk kavramlarını bahane edip başkalarının tepesine biner.
“Çıkarları” ise, aslında, Ortadoğu petrolünü denetim altında tutmak gibi düpedüz “gasp” sayılabilecek türden işlerdir. Dahası, bunları yapmak için elindeki muazzam olanakları kullanırken dünya kamuoyuna sunduğu gerekçeler kuyruklu yalanlardan ibaret olabilmekte. Irak’ın iki kez istila edilmesi, yakılıp yıkılması, müzelerine varıncaya kadar soyulması, Saddam’ın astırılması hep “kitle imha silahları” gerekçesine dayandırılmadı mı? Ülke didik didik arandı; hani, nerede o kitle imha silahları? Türkiye, ki yedi düvelden kurtarabildiği topraklarda çağdaş bir devlet kurarken iç ve dış baltalamalarla uğraşmak zorunda kalmıştır; şimdi başına bir de PKK belası musallat edilmiştir. Batılı ülkelerdeki çeşitli çevrelerin PKK’ye destek vermesi bir yana, komşusunu işgal eden ABD ve kuklası yerel ve yönetimler içlerinde barındırdıkları ayrılıkçı terör örgütüne karşı etkili hiçbir önlem almamış, tam tersine sudan bahanelerle o örgütü koruma anlamına gelen sinsi bir edilginliği sürdürmüşlerdir. On beş şehitli son karakol saldırısında ağır silahların devreye sokulması, sınır ötesi toprakların Türkiye’yi bölücü bir siyasal çözüme mecbur etmek için kullanıldığını gösteren en açık delildir; o halde, asıl sorumlular işgalci ABD ve emrindeki Iraklı kuklalar değil midir? Kendine saygısı olan hiçbir devlet, böyle bir karşılaştırmanın ortaya koyduğu gerçekler ışığında daha fazla hareketsiz kalamaz. Gereken mutlaka yapılmalıdır. Yapılmazsa, ABD’nin istediği çizginin dışına çıkmaktan ödü kopan iktidara karşı duyulan güvensizliğin Silahlı Kuvvetler’e de sıçraması gibi son derece sakıncalı bir sonuca varmak isteyenler çoğalacaktır. Bu açıdan bakılırsa, kışın ağır koşullarında gerçekleştirilen sıcak takibin kısa kesilip temizlenen araziden çabuk çıkılmasındaki yanlışlığın bir kez daha yinelenmemesi gerekiyor. Artık, iyi hazırlanmış ve Kandil Dağı’nı da çevreleyecek biçimde güneydoğuya sarkıtılmış yeni harekâtın kalıcı sonuçlara yönelmesi kaçınılmazlaşmıştır. Türkiye’ye rağmen yaratılan tablo, zaten cihan harbi sonrasının ağır koşullarında zorla kabul ettirilmiş mantıksız bir sınır çizgisini düzeltmek için kullanılması gereken bir fırsat sayılmalı, öyle bir sonuç alınmadan o topraklar bırakılmamalı. Türkiye’nin takınabileceği tek tutum bu. Böyle bir tutuma kim ne diyebilir? Daha doğrusu, ağzını açacak olana söylenecek söz yok mudur? Kim kimi işgalcilikle suçlayabilir? İncirlik Üssü’ne kurulan ABD mi? Gümrük Birliği’ni aparan AB mi? Falkland Adaları söz konusu olunca dünyanın öbür ucuna donanma yollayan İngiltere mi? En ufak kıpırdanışta Gürcistan’ın üstüne yürüyen Rusya mı?
|