refaha ait tutarsız söylemleriyle ekonomik yaşamı överken giderek çoğalan yoksulluk ve açlığın azaldığını kabul ettirmenin olanaksızlığını mı anladı? Hiçbiri değil. Burnu Kaf Dağı’nda. Her sorunda, her olayda benden büyük yok diyebilen böyle bir insanın eşine uygar ülkelerde rastlanmıyor.
Ama bu ülke değişik bir ülke. Eşine az rastlanan bir ülke. Öyle ki, insanlar hiç değilse bir gece olsun rahat uyumak, tatlı düşler görmek için bakalım ne cevher yumurtlayacak, ne vaat edecek diye kürsüdeki adamın ağzına bakıyor.
Doğu illerinden birinde halka Deniz Baykal’la seçim kampanyalarına (yani gelecek yılın mart ayına) kadar tartışma defterini kapattığını söyledi. “Hiç cevap bile vermeyeceğini” ilan etti.
Evet, tek gıdası ana muhalefete çatarak gerçeklerin üstünü örtmek olan bir iktidar sahibinin birden hız kesmesinin altında başka bir gerçek olmalı.
***
Elbette susacak, açılıp saçılan, rüşveti de iktidar sahiplerinin yolsuzluklarını ortaya döken ana muhalefete yanıt vermeyeceğini değil, veremeyeceğini bilerek burnundan kıl aldırmayan kişilere özgü bir üst tafra ile açıklayacak.
Âlemi kör ve sağır veya budala sanıyor.
CHP; RTE iktidarının, üstelik iktidar partisindeki bir üst düzey görevlisinin rüşvet aldığını, bir diğerinin hayali ihracat yapan şirketin başlıca ortağı olduğunu belgeledi ve… AKP ile en azından manevi ilişkileri olduğunu Alman yargısının ortaya koyduğu Deniz Feneri olayının Türkiye ayağına el attı.
Bu olaylar AKP dönemindeki yolsuzluk ve rüşvet olaylarının sadece şimdilik ortaya çıkanları. Aysbergin üstü!
RTE belgeli muhalefetin arkası kesilmeyeceği korkusuyla yaşıyor.
Yenilerini yanıtlayamayacağı kaygısını taşıyor.
Bulduğu çıkış yolu gayet basit; erkeklik bende kalsın diyerek minderden kaçmak!
Oysa korkunun ecele bile yararı yok!
***
Kaçmamaya karar verse, her konuda alnı açık, her konuda öne sürülen belgeli iddiaları belgelerle yanıtlayacağına inansa Deniz Baykal’ın üç olasılıklı önerisinden hiç değilse birini kabul eder. Zaman zaman kullandığı hodri meydan sloganı ile halk önünde ana muhalefet liderine meydan okuyabilirdi.
Ama meydan okuyamadı.
Baykal, “Benim hakkımda türlü söylentiler çıkarıyorsunuz. Senin kişisel durumun ve iktidarında türlü yolsuzluklar belgelerle kanıtlanıyor. Gel birlikte TV’ye çıkalım. Karşılıklı ne varsa açıklayalım. Yüreğin bunu kaldırmıyor mu? Öyleyse ikimizin dokunulmazlıklarını hemen kaldırsınlar. Gidelim yargıya. Kimin yüzü ak kiminki kara, yargıçlar saptasın.
Öyleydi böyleydi diyerek yargı önüne çıkmaktan korkuyorsan benim dokunulmazlığımı kaldır. Yargı benim, eşimin, ailemin malını mülkümüzü bir güzel araştırsın...
Tırnak kadar bir yolsuzluğa rastlarsa boynum kıldan ince” diyor.
RTE, yok benim boynum Baykal’ınki kadar ince değil. Bakmayın nutuklarımda bağımsız diyerek yargıyı övmeme, diye düşünüyor.
Böylece yargıya güvenim yok demiyor ama, dokunulmazlığının kaldırılıp Baykal’ın önerdiği gibi yargı yoluyla temize çıkmaya bir türlü razı olamıyor.
Bir ara Baykal benimle tartışarak prim yapmak istiyor, diyordu.
Bu kez “Baykal’ı ademe (yokluğa) mahkûm etmekten” söz ediyor.
Görünen köy kılavuz istemez; Baykal’la tartışmasının kendisine prim yapmayacağını ve CHP liderini ademe mahkûm edeyim derken kendisinin yokluğa mahkûm olabileceğini anlamış olabilir.
Partisi milletvekilleriyle birkaç dönek yalakadan başka bu sözlerini alkışlayana da rastlanmıyor.
Lakin son günlerde RTE’yi öven kimse yok mu? Bir kişi var. Kimin övgülerini partice, ailece sineye çekiyor RTE? Düşünebiliyor musunuz:
Başbakan’a övgüleriyle gazete sütunlarında boy gösteren; geçmişteki ve bugünkü yaşam biçimi ahlak dedin mi; dinci, din kurallarına kurban RTE’nin semtinden geçmeyen medyatik güllerden Hülya Avşar!