AKP-AB sürecinde gelinen noktaya ne demeli? Dön baba dönelim, AB'ye girelim!
3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında AKP, Türkiye'de kendisine karşı çıkabilecek, çekirdek tabanını tatmin etmek için atacağı adımların önünde engel olabilecek kesimlere karşı AB'yi kullandı! AB de AKP'yi! AKP iktidarı boyunca yılda ortalama 2 defa AB'ye girdik! Rekor, 2004'te. O yıl 4 defa girmiştik! Kıbrıs'ta adanın iki yakasında yapılan referandumda KKTC'den yüzde 65 evet çıkması, AB'nin garantisiydi! AKP, özellikle türban konusunda AİHM'nin istediği kararı vermemesi üzerine, bu süreci dalgalanmaya bırakmıştı... Ne zamana kadar? AKP hakkında kapatma davası açılana kadar... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianamesini Anayasa Mahkemesi'ne gönderdiği 14 Mart Cuma günü AKP'nin bütün gündemi değişti. Önce özel eğitilmiş medya birlikleri eşliğinde yargıya saldırdılar. Temel amaç; mahkemenin iddianameyi reddetmesi ve davayı düşürmesiydi. 31 Mart günü iddianamenin kabulüyle birlikte kendisine şu aşamada iç dayanak yollarının kapandığını düşünen AKP, Rehn ve Lagendijk 'in demeçleriyle yeniden AB'nin ipine sarılmanın yollarını aramaya koyuldu. *** AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk 'in yaklaşımı ortak: "AKP'nin kapatılması önlenmeli!" Kaç gündür aynı tondan demeçler veriyorlar. Bize göre, AB temsilcilerinin bakış açısı temelinden yanlış. Neden? Bugüne kadar AB temsilcileri Türkiye'deki yasalarla ilgili görüşlerini söylerler ve AB değerleri çerçevesinde değiştirilmesini isterlerdi. Rehn ve Lagendijk'in derdi yasalar değil, AKP'nin kapatılmasını önlemek! Türkiye'deki tartışmanın da özü bu; AKP'nin yüzde 47 oy alan parti kapatılmaz savunmasına karşılık biz de yeri geldikçe; o zaman, tek başına iktidara gelen partiye hukuk işlemez, diye bir yasa çıksın, olsun bitsin, diye yazdık! AB temsilcilerinin yaklaşımı da AKP'den farklı değil! Avrupa'da böyle bir standart var mı? İktidar olan parti istediğini yapar, yasalara uyup uymama kararını kendi verir diye bir kural var mı? *** AB, AKP'ye omuz verirken, omuz atmayı da ihmal etmedi! Rehn dedi ki: "AKP de AB sürecini ihmal ediyor!" Bu sözü Türkçeye şöyle de çevirebiliriz: "Eyy AKP, durumu gördün... Türkiye'de sıkıştığın an, senin imdadına yetişecek ilk adres burası... İki yıldır çeşitli nedenlerle bizim isteklerimizi ikinci plana itiyorsun ama, kapatma davası tependeyken bizi ihmal etme... İstediklerimiz yap, biz de sana omuz verelim." AKP'nin, medyasıyla birlikte "yeniden AB sürecine dönmesinin" tek nedeni yukarıda özetlediğimiz "anlaşma" : Kolla beni, kollarım seni! Gelsin, AB'ye 10. uyum paketi... AB Türk yargısına saldırıyor, AKP de bu anlaşmayı yapıyor! Bu, Türk yargısına 'AB'a altından sopa göstermektir! Erdoğan bu tabloyu örtmek için de yüksek perdeden sesleniyor: "Almayacaksanız bizi oyalamayın... Artık bıktık... Lütuf istemiyoruz... Almıyoruz derseniz bundan da memnun oluruz..." Erdoğan'ın bu tümcelerinde doğru tek sözcük var: Bıktık!
|