Öfkeyi sanat edinen Başbakan, toplumsal gerilimin düşmesi için öncelikli görevin medyaya düştüğünü söylüyor. Olur! Erdoğan 'ın mantığıyla hareket ettiğimizde, medya hükümeti hiç eleştirmezse, yapılan her şeye doğru derse sorun çözülmüş olacak. Alışmışlık her şeyden beterdir, derler...
Erdoğan, medyanın kendisini, icraatını sistematik olarak eleştirmemesine, yaptığı her şeyi reform ilan etmesine alıştı. Bu yüzden de son dönemde yaşanan kimi gerilimlerin faturasının AKP'ye kesilmesine öfkeleniyor... Bir bakıma ezberi bozuldu. Aynı ortamın geri gelmesini istiyor. Başbakan'a kısa bir anımsatma yapalım: Geleneksel olarak iktidar partilerine önce 100 günlük kredi açılır. Bu dönem içinde yapılanlar-yapılamayanlar kamuoyuna sunulur. Ardından 500 günlük ikinci bir kredilendirme dönemi başlar. Bu süreç içinde beklentilerin önemli bir bölümü gerçekleşmez. Hükümetin notu düşer. AKP hükümetinde de öyle oldu. Ancak, gerek 2001 krizinin açtığı derin yara gerekse AKP'nin kendisini eleştiren kişi ve kurumlara karşı densizliği kredinin ucunun açılmasına neden oldu. *** Demokrasisi rayına oturmuş ülkelerde zaman zaman toplumsal gerilimler olur. Hükümetler bunu yatıştırmak için kucaklayıcı olmanın yollarını ararlar. Bizde ise tersi yaşanıyor. Hükümet her şeyi kırıp döküyor; işçi, memur, işveren, çiftçi, esnaf, sanayici kuruluşları sağduyu çağrısı yapıyor. TOBB, TZOB, TESK, Türk-İş, Hak-İş, TİSK ve Kamu-Sen imzalı "Türkiye İçin Sağduyu Çağrısı" dün 81 ilde okundu. Çağrının özü şu: Hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere bağlı kalalım! Bizce de... Bunun için öncelikle AKP hükümetinin samimi olması gerekiyor. Kendisine uymayan her yasayı değiştiren, demokrasiyi ancak kendi başı derde girince anımsayan bir parti ne kadar sağduyulu olabilir? Bu bağlamda kamuoyu oluşturma gücüne sahip kuruluşlar, sorunun özünü iyi saptamalı ve gereği için bastırmalı... Hükümetin gözü, ne AB sürecini, ne ekonomiyi, ne toplumsal barışı görüyor... Tek kaygısı, ne pahasına olursa olsun, iktidar gücünden milim ödün vermemek. Başbakan bunu örtmek için de güzel bir kılıf bulmuş: "Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız!" Göz yaşartıcı bomba, bu sözler kadar etkili olamaz! *** Siyasetin dengesini bulması için devrede olabilecek iki kurum daha var: Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı... Protokoldeki yeri de art arda. Bu iki makam, içinden geçtiğimiz süreçte olumlu bir işlev üstlenebilir mi? Hayır... Zira, Gül ve Toptan daha koltuğa oturdukları dönemde görevlerini AKP adına üstleneceklerini ilan ettiler. Toptan iki gündür şu görüşü değişik tümcelerle yineliyor: "Parti kapatmaya ben de karşıyım, ama bunu engelleyecek anayasa değişikliği için zamanlamaya dikkat edilmeli." Toptan'ın sözleri Türkçeye ancak şöyle çevrilebilir: "Kazı bağırtmadan yolun!" AKP ve AKP'nin oylarıyla biçimlenen koltuklarda uzlaşmadan anlaşılan şu: Herkesin AKP çizgisine gelmesi! Buradan uzlaşma değil, buzlaşma çıkar!
|