|
Ayrıca belirtmeye gerek yok; haberciler ve yorumcular çok vurguladılar: Son olimpiyatların en ilginç yönleri, dünya açısından Çin’in parlaması, bizim açımızdan da Türkiye’nin sönüşe geçmesi.
Bizim başarı tablomuz, Atina’dakinden de sönük. Sorumluluğun mutlaka aranması ve çarelerin bulunması gerekiyor. Şimdi “Bu iktidar döneminde zaten her şey kötüye gitti” türünden demagoji kokan bir açıklamayla işin içinden sıyrılmak olmaz. Elbet, ortaya çıkan sonuçta iktidardakilerin temel felsefesinin de bir payı vardır. Gençliği kurtarmanın ve korumanın tek yolunu ibadet yuvalarını arttırmakta görenlerden spor alanında çok büyük atılımlar zaten beklenemezdi. Ayrıca, yerel yönetimlerde başarılı olmanın ülke yönetiminde ve hele dünya çapında başarılı olmaya yetmediği de açıktır. Ülkenin en büyük kentinde de olsa bir belediyenin spor işlerini yürüteni Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne getirmekle nereye varılabildiği belli oldu. Kaldı ki, spor çevreleri, aynı kişinin yerel düzeyde de parlak sonuçlar almadığında fikir birliği ediyor. Fakat, belediye yönetimlerinden ülke yönetimine sıçramak yalnız bizim ülkeye özgü bir alışkanlık değil. Dünyada böyle başarılı olan da var, olmayan da. Dolayısıyla, bu nokta üzerinde durmaktansa, başka nedenlere bakmak daha doğru olabilir. Nerelere ve nelere bakmak gerektiği, son örneklerle açıkça ortada. Parlayan iki ülke var: Biri, her zaman olduğu gibi Amerika; öbürü de, ilk kez Çin. ABD’nin hep okul ve özellikle “kolej” ya da üniversite yoluyla sporda uluslararası başarı kazandığı bilinir. Rusya ve Çin’in Sovyetler Birliği veya Maoist Devrim dönemlerinden beri planlı ve disiplinli bir eğitim çabası içinde olduğu, sporun bu çerçevede önemli bir yer tuttuğu da. Bu nedenlerle her iki ülkenin bu seferki “olimpiyat seferberliği”ne yine aynı yollardan hazırlandıklarını varsaymak hiç yanlış olmaz. Ya Türkiye? AKP’li Milli Eğitim Bakanlığı ile yine bir AKP’linin yönettiği Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün böyle bir ortak çabası oldu mu? Daha önemlisi, ulusal düzeyde Olimpiyat Komitesi ne yaptı? Yoksa onun görevi bu toplumu hâlâ “Olimpiyat düzenleme sırası bize de gelecek” hayaliyle oyalamak, dört yılda bir “Sıra kime gelecek?” toplantıları vesilesiyle dünyayı dolaşmak ve vaktiyle çıkarılmış ünlü yasa sayesinde kendilerine ayrılan gelir payını rahatça harcamaktan mı ibarettir? Metin Toker sağ olsaydı bu konunun üzerine daha iyi giderdi ama, komite üyelerinin böyle sıkıştırmalar olmadan da bütçelerinin ne kadarını “olimpik sporcu” yetiştirme davasına ayırdıklarını açıklamaları gerekmez mi?
|