|
Mahir KAYNAK
|
|
Pazar, 23 Mart 2008 |
|
Ülkemizdeki gelişmelerin gerçek boyutlarıyla algılandığını düşünmüyorum. Tartışmalar haklılık haksızlık, ülkenin laik ya da İslamcı olup olmaması sınırları içinde sürdürülüyor. Oysa dünyanın nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan büyük mücadelenin kaderini belirleyecek muharebe ülkemizde ve günümüzde yapılıyor.
Ülkemizde olup bitenleri doğru anlamak için önce büyük mücadelenin kimler arasında olduğunu ve niçin yapıldığını bilmemiz gerekir. Bu konudaki değerlendirmeler ya yüzeysel kalıyor ya da birbirine rakip bile olamayacak güçlerin çatışması olarak gösteriliyor.
Türkiye’deki ideolojik farklılıklar ve buna dayanan çatışmalar, sonucu etkilese bile, belirleyici değil. Bu nedenle ideolojik farklılıklardan kaynaklanan gerginliklerin ön plana çıkarılması asıl sorunu gözden kaçırmamıza neden oluyor.
Önümüzdeki seçeneklerin ne olduğunu ve bunun gerçekleşme maliyeti ve şansını bilirsek davranışımızı ve politikamızı ona göre tespit edebiliriz.
ABD’nin bölgeye ilgisi çıkar sağlamanın ötesinde dünya üzerindeki rolünü ve etkisi kaybetmemek amacına yöneliktir ve bu, uzun vadede, varlığını sürdürmesini de etkiler. Onun rakipleri Avrupa ve Uzakdoğu’da oluşacak güçlerdir ve bunların kontrolünü kaybederse kendisi için kötümser senaryo gerçekleşmiş olur.
Türkiye’nin AB üyesi olması bizim için bir lütuf değil onu gerçek bir güç odağı olmasının vazgeçilmez şartıdır. Şu anda AB kapısında yalvaran konumda olmamız sözlerimin aşırı bir değerlendirme olduğu izlenimini yaratabilir. Ancak enerjiden mahrum, askeri gücü sınırlı, ekonomik sistem açısından belirleyici olmayan bir AB’den söz edilemez ve böyle bir durumda birlik dağılır ya da bir şekliden ibaret kalır. Türkiyesiz bir AB ikinci sınıf bir güç olmaya mahkumdur.
Üçüncü seçenek Türkiye’nin Rusya ve İran ile birlikte yeni bir oluşumun içinde olması ve ilişkilerini Uzakdoğu’ya uzanan bir çizgide sürdürmesidir. Bu dünya dengelerini radikal bir biçimde değiştireceği için büyük bir çatışma olmadan gerçekleşemez.
Nasıl bir yol izleyeceğimizi belirlemek için iki yol vardır. Ya ülkemizdeki bütün taraflar bir masa etrafında toplanır ve ne yapılacağına birlikte karar verirler ya da bu taraflar söz konusu alternatifleri gerçekleştirmeye çalışan güçlerle ittifak yapıp ülke içinde çatışırlar. Eğer ortak karar alınırsa şüphesiz bu herkesin en çok istediği seçenek olmayacaktır ama en azından çatışma olmayacak ve tarafların hiçbirinin yenilgisinden söz edilmeyecektir. Üstelik ülkemiz tüm gücüyle tek bir seçeneği destekleyeceği için onun başarı şansı artacaktır.
Ülkemizdeki gerginlikler dünyadaki yeni şekillenme için yapılan mücadelelerin yansımasıdır ve ülkemiz bu konuda anahtar rolü oynamaktadır ve biz, her zaman olduğu gibi, kendi aramızda anlaşmak yerine farklı kanatların peşine takılıp birbirimizde kavga ediyoruz.
Siyasetçi, asker ve yargı anlaşırsa dışardan müdahaleler etkisiz hale gelir.
|