|
Mahir KAYNAK
|
|
Pazartesi, 31 Mart 2008 |
|
Bir savaşta askerlerin üstün niteliklerinin olması zaferin teminatı değildir.
Çanakkale’de destan yazan askerlerimizin kardeşleri Sarıkamış’ta tek kurşun atmadan şehit oldular. Bir mücadeleyi yürüten yönetici kadronun becerisi ve karar vericiler arasındaki uyum en az halkın nitelikleri kadar önemlidir.
Son zamanlarda karşılaştığımız sorunların doğal sürecin bir sonucu olduğunu düşünmüyorum Bana göre çok boyutlu, birkaç aktörü olan bir operasyona muhatabız.
Yapılacak stratejik hata hedefin içimizden biri olduğunu zannetmek ve diğer tarafın yenilgisini beklemektir. Ülkemize yönelik bu operasyonun hedefi hepimizdir ve kazanan ya da kaybeden hepimiz olacağız.
Böyle bir durumda en büyük zorluk nihai kararı verecek kişiyi yani komutanı belirlemektir. Herkes komutanın kendilerinden biri olmasını ister ve karar vericinin kazançları kendi hanesine yazmasından, mücadelenin sonunda diğerlerini bertaraf edeceğinden korkar. Bu durum ülkemizde o kadar çok yaşanmıştır ki bir klasik haline dönüşmüştür.
Ülkemizin içinde bulunduğu şartların böyle bir operasyona yol açabileceğini ve komutan tespitinde sorun yaşanacağını tahmin ederek cumhurbaşkanının toplumun tümünü temsil ettiği tartışmasız olacak birinin seçilmesinin uygun olacağını düşünüyorduk ama sonuçta yanıldığımızı itiraf eden bir yazı yazmak zorunda kaldık.
Sözlerimiz Sn. Cumhurbaşkanın taraflı olacağını iddia ettiğimiz anlamına gelmez ancak bu yönde yoğun bir propaganda yapılacağını ve bütünlük sağlamanın zora düşeceğini kabul etmek gerekir.
Bu durumda liderliği kollektif hale getirmek gerekir. Yani şekil olarak liderlik muhafaza edilir ama liderin karargahında tarafları temsil eden kişiler bulunur. Karar alma sürecinde şeffaflık olduğuna taraflar inanır ve güvenir.
Güneydoğuda muhalefet özgürlüklerin sınırlandığı iddiası üzerine inşa edildi. DTP’lilere yönelik adli baskılar bu iddiayı güçlendirdi. Gerekirse hukuki düzenlemeler yaparak bu baskının sona erdirilmesi ve her gün birinin mahkeme önüne çıkarılması engellenmelidir.
Bir ülkeyi söylem değil eylem böler. Bu nedenle söylemle eylem arasındaki irtibatı kesmek yeterlidir ve söylemlerin en aşırısına bile katlanabilen yönetim güçlüdür. Ancak olayları analiz ederken bile terör örgütünün propagandasını yaptığı iddiasıyla karşılaşmak herkesi tedirgin ediyor. Bu durum bölge halkının tek sorununun bir takım sembolleri kullanamaması düzeyine indirgeniyor ve özgürlüklerin kısıtlandığı söylenebiliyor. Bırakınız ağzına geleni söylesinler ve bu söylem tahammül edilemez boyutlara ulaşsın. Yani karşı taraf tüm cephanesini harcasın. Sizin söyleyeceğiniz o kadar şey var ki bunlar özgürlük söylemlerinin gürültüsünden duyulmaz hale geliyor.
Ekonomi politikasında serbestlikten yana olmaktan başka bir yön çizilmemesi ülkemizi dış etkilere karşı korumak için hiçbir tedbir almadığımız ve almayacağımız anlamına geliyor. Oysa sele karşı baraj, depreme karşı sağlam bina inşa eder gibi ekonomiyi kendi haline bıraktığımızdan daha başka sözlerimiz olması gerekir.
|