Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
04
Ekim
2008
Önsayfa arrow Yazarlarımız arrow Karanlığın En Yoğun Dönemindeyiz! Sabaha Az Kaldı...
Karanlığın En Yoğun Dönemindeyiz! Sabaha Az Kaldı... Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Ağustos 2008
ImageHepimiz ''halkın tepkisiz'' olduğundan yakınıyoruz. Yakınma nedenlerimizde de çok haklıyız.
Halk tepkisiz!
Seyrediyor!

Ama düne baktığımızda emperyallerin ve işbirlikçilerinin planlı ve programlı bir şekilde yürüttükleri, hala da devam ettikleri sosyolojik ve psikolojik savaş taktiklerinin, oyunlarının halk üzerinde devam ettiğini görmekteyiz.
1980 darbesinde ise bu harekâta ilaveten ‘’sivil toplum örgütleri’’ yasaklanarak çok büyük katkıda bulunulmuştur.
Geçmiş süreçte tepkisiz bir toplum olmaya ‘’nasıl itildik?’’ yerine, ‘’bu toplum nasıl tepkili hale getirilecek?’’ sorusuna bakmak gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Halkın dinamik gücünün, silahlı gücün yani TSK’nin önüne geçmesi gerekmektedir.
Demokratik toplumlarda bu böyledir.

Ama nasıl?
Bu dinamiğin yeniden inşası yine AKP’nin elindedir ve bu dinamiklerin harekete geçmesine AKP sebebiyet verecektir!(istemeden ve yapmış oldukları hatalarla!)
’Bu hiç olur mu?’’ demeyin.
Bakın nasıl olacak?

TSK

Biraz geçmişe gezinti yapalım, önce TSK’ne bakalım…
Doksanlı yılların sonuna doğru TSK da değişiklikler meydana gelmiştir.
Teknolojik, yapısal ve düşüncesel değişikler…
 
Yapılanmasında köklü sayılabilecek radikal değişimler…
Silahlanma da hantal sayılabilecek silahların bırakılıp, hareket kabiliyetinin daha çok olduğu ve bilişim teknolojisine uyumu gibi daha köklü değişiklikler karar olarak alındı ve uygulamaya konuldu.
Kamuoyuna da ‘’TSK’nin modernizasyonu’’ olarak lanse edildi.
Terörle mücadele içinde olan kocaman bir ordunun, sürekli pratik yapma imkânlarını da düşünürsek bu değişim kaçınılmazdı.
Bu değişim aynı zamanda düşünce yapısında da değişiklik meydana getirdi.
’Amerikan ve NATO düşünce merkezliliğinden’’ sıyrılarak, ‘’daha bağımsız ve Kemalist bir çizgide’’ olması yönünde gelişti.
TSK’nin şimdiki üst düzey komuta kademesine baktığımızda 60 lı yılların tecrübelerini yaşamış, 80 li yılları net çözümleyebilmiş genç subaylardan olduğunu görmekteyiz!
Hatırlayınız!
Şemdinli olaylarıyla TSK’nin üzerine giden AKP, Yaşar Paşa için epey nafile(!) bir gayret sarf etmişti.
Şimdilerde de İlker Paşa dikkati çekiyor ve çeşitli karalamalara maruz bırakılıyor. Dış basın özellikle çok ilgileniyor(!)
Henüz daha genelkurmay değişimi yapılmadığı, ama genelkurmaylığı kesinleşmiş bir dönemde Yaşar Paşa’nın vermiş olduğu bir beyanat bana göre çok önemliydi.
Mitinglerin yeni yeni yapılmaya başladığı dönemlerdeydi.
Gazeteci Yaşar Paşa’ya soruyor:
‘’Halk tepkilerini ortaya koyuyor siz ne düşünüyorsunuz?’’ dediğinde, Yaşar Paşa:
‘’Biz halkın ordusuyuz. Halk elbette tepkisini koyacak, biz başka bir ülkenin ordusu olmadığımıza göre bu haklı tepkileri destekleriz. Halkın ordusu, halkının yanındadır!’’
Bu sözlere ilaveten çok konuşmalar yapılmıştır her kademeden.
Bana göre çok manidardır bu söylem ve hala her kademeden bu söylem çıkmaktadır.
Hatırlayınız en son olarak ta, ‘’6. madde’’ olarak geçen söylemde aleni ‘’halk demokratik tepkisini koymalıdır! ‘’dediler.
TSK halkın demokratik tepkisini koymasından yanadır!
Şimdiye kadar ‘’suskun’’ kalmalarının ve YAŞ kararlarında irticadan ihracın olmaması, askeri mahkemelerde çözümüne yönelik açıklamaları bu savımı destekliyor.
TSK sanıldığı gibi teslimiyetçilik içinde değil, ''stratejik bir düşünce'' içindedir.

Konuyla bağlantılı bir şekilde başka bir konuya değineceğim.

YARGI - ANAYASA MAHKEMESİ

Anayasa Mahkemesine hepimiz ''bel bağladık''.
AKP’nin kapatılacağını ‘’çantada keklik’’ saydık.
Ama daha ‘’gerekçeli karar açıklanmadan’’ Haşim Kılıç’ın muhasebeci kimliği ile açıklama yapması hepimizi (liboş kesim dahil) dehşete düşürdü.
Her kesimden tepkiler gördü, iyi ki de bu yaklaşımı sergiledi Haşim Kılıç.
AKP kapatılsaydı, kötü yönetimden dolayı ekonomide gelecek olan kaosun üzeri örtülecekti ve yine mazlum edebiyatı ile daha güçlü bir şekilde çıkılacağının hesabı yapılıyordu.
AKP’nin de istediği bu idi.
Ama umdukları olmadı, kapatılmadılar!
Dengeler bozuldu!

Hatırlayınız, yolsuzluk dosyalarından değil de, ‘’şiir okumaktan’’ içeri girmesi nasıl da ellerini ''güçlü'' kılmıştı.
AKP, gidici olduğunun, başarısız olduğunun, aslında çok farkındadır!
VURUŞARAK ÇEKİLMEK adlı yazımda bahsetmiştim.

Burada bir parantez açalım ve AB-D’nin AKP ile düşüncesine kısa bir bakış atalım.

1Mart teskeresinden sonra AB-D güvenemiyor AKP’ye…
Ama ABD’nin‘’müflis esnaftan’’ parasını koparabilmek misali, riske girerek yeniden kredi açmaktan başka çıkar bir yolu da yok!
Hazır sıkılacak limon kıvamına gelmişken (ki hazırda AKP’nin alternatifi yok ) sıkabildikleri kadar sıkacaklar.
AKP de bunun farkında ve bu yüzden Suriye-İran gibi ülkelerle bir mutabakata varmak, ARABULUCULUĞA soyunmak gibi niyetlerini görmek ve iyi değerlendirmek lazım!
Anayasa mahkemesi üyeleri ''yanlış ve hukuku zedeleyen'' bir görüş bildirmiş olsalar bile, kapatılmama kararı AKP’nin aleyhine olacak gelişmedir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce kapatılma olsaydı o zaman işe yarayabilirdi. En azından ‘’dindar’’ bir cumhur seçilmezdi!

Halk iyice görecektir, bu süreç içinde saklanamayacak gerçekler ortaya çıkınca AKP hakkında gerçek kararını vermek zorunda kalacaktır.
Yargı kararı, halkın AKP’nin foyalarının ortaya çıkarılmasına imkân veren bir karar da bulunmuştur.
Bana göre yerinde ve çok stratejik bir karardır.
Ekonomiyi yapay bir yönetimle SATIP SAVARAK yürütmeye çalışan AKP BUNDAN SONRA NE YAPACAK?
Çok istedikleri halde TSK  ‘’darbe’’yapmıyor, kapatılmadılar da…
AKP ne yapacak?

Satılacak ne kaldı?
Üniversiteleri mi satacaklar?(Böyle bir girişim var bilindiği üzere)
Nereye kadar dayanacaklar?
Dolar neden bu kadar düşürülmüş gösteriliyor?
Yastık altındakilerin çıkması çabası değil mi?
AKP kapatılmama kararının hemen ardından ‘’hükümetin başının’’ yaptığı açıklamada olduğu gibi ‘’tarafsız ve yollarının ATATÜRK yolu olduğunu’’ söylemesi tesadüf değildir.
Hata yapmadan giderlerse bu süreç uzar, ama frensiz AKP’liler mutlaka hata yapacaklardır!
Nitekim kendilerinde ‘’fren mekanizması’’ zayıf olduğu için derhal ‘’peçelerini’’ kaldırdılar.
*YÖK atamaları…
*Yaşar Paşa’ya önerilen ‘’zırhlı araba’’ açıklamaları!

Özellikle finale doğru hızla yaklaşıldığını sanan cumhurun gafleti(!) olan açıklamalar!
*Zamlar…
Ardı ardına gelen yağmur gibi yüksek oranlı zamlar…
Kapatılmama ile rahatlayan AKP, eski yüzlerini hemen ortaya çıkardılar, daha da çıkaracaklardır!
Enflasyonun çok üzerinde, hemen yüksek oranlarda zam yapmalar, ekonominin hiçte iyi gitmediğinin örneği değil mi?
Ekonominin kötü gidişatını örtmek ve gündemi değiştirmek için ‘’zırhlı araba’’ polemiği TSK üzerine tepkileri toplamayacak mıydı?
Hem tepki toplayacaktı hem de yıpratma çalışmalarına devam niteliğindeydi.
CHP yine ileriyi göremediği(!) için bu zokayı yuttu!
AKP bu süreç içinde iyice sıkışacağından ‘’GERGİNLİKLERİ TIRMANDIRMA’’yoluna da sıkça başvuracaktır!
Başka çaresi de yoktur!
Önümüze şimdi ‘’sivil anayasa‘’ çıkartacaklardır ve gündemi bir süre daha ''oyalama'' yoluna gideceklerdir!
Çünkü ekonomide ki DELİK kapatılmayacak kadar büyümüş ve geriye dönüşün imkânı yoktur!

TSK ve Yargıdan (zannedildiği gibi zapt edilmişliğinden söz edilse de, bana göre zapt edilmemişlerdir, ben buna şiddetle karşı çıkıyorum) biraz uzaklaşalım ve bunların bağlamında STK’ na bakalım.

STK

Bilindiği üzere yukarıda da bahsettim 1980 sonrası sivil toplum örgütleri lav edilmiştir. Örgütsüz toplumlarında ne kadar başarılı olabilirliği(!) aşikârdır.
Örgütlenemeyen toplumlar hak arayamazlar, koyun gibi güdülürler!
Yine doksanlı yılların sonlarına doğru baktığımızda STK’da bir canlanma görmekteyiz. Yeterli olmasa bile bu canlanma gün geçtikçe artmaktaydı.
Bu gelişmeleri bertaraf edebilmek için yeni bir korku dalgası yaratılmalıydı!
Ergenekon!
Ergenekon da işin içine sokularak karşı saldırı stratejisi ile halkın üzerine korku verilmeye çalışıldığını gözlüyoruz. Ama ne kadar başarılı olacaklarını dava sürecince göreceğiz.
Ergenekon STKların bu gidişatını biraz gerilemiş gibi gösterse de bana göre daha çok fişekleşmiştir.
Sindirildiği sanılsa da şimdilik(!) geri planda ‘’itici güç’’ olmak üzere yerini almıştır.
Sayısal çoğunluktan söz etmiyorum, ''nitelikli çoğunluktan'' söz ediyorum…
Cumhuriyet mitingleri, sivil toplumların oluşumunda önemli bir yer tuttuğunu düşünmekteyim. Sonradan ‘’toplumun gazı alınmasına’’ dönüştürülmüş olsa bile önemli aşamalar kaydetmiş, 80 yıllardaki STK’ların geri itilmiş ve sindirilmişlik duyguları kırılmıştır.
Ama yine de şimdilik çok etkili olacaklarını varsaymak istemiyorum. Hala geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu işlerinde ‘’aydınlara’’ düştüğünü düşünüyorum(!)
Her ne kadar ''teslim bayrağı'' çekmiş görünseler dee…


Şimdi buraya kadar olan tespitlerimizi birleştirelim
Halk nasıl tepkili hale gelir?
AKP’nin katkısı nasıl olacaktır?
O çok güvendiğimiz TSK ve ANAYASA MAHKEMESİ (YARGI) çekilmiş görünmektedir!
Suskundurlar!
Yıpratılmayı göze alarak suskunluğuna devam edeceklerdir.
Toplumun dinamik gücünün ayağa kalkabilmesi ve demokratik tepkilerin yaşama geçmesi için bana göre devletimizin ‘’asli kurumları bir hayli çaba harcamıştır! ‘’ ve harcamaya da devam etmektedir.
AKP’nin de en çok korktuğu bu dinamiklerdir, halkın gücü…
İşte bu yüzdendir ki sadaka edebiyatına özen göstermiş 8 milyon kişiyi 1000 YTL aylıkla kendine bağlamış, 6 milyon ton kömür dağıtılmış, verilen kuru gıdalarla kendine bağladığını sanmıştır.
Geçici olarak evet bağlamış ve iktidar olmuştur.
Ama nereye kadar?
Ekonomik kaos oluncaya, halk dinamikleri devreye girinceye kadar…
Türkiye gerçekten kırılma noktasındadır.
Yıllar boyu eğitimsiz, örgütsüz, cahil bırakılıp uyutulan bu halk ancak AÇLIKLA karşı karşıya geldiğinde dinamiğini açığa çıkaracaktır.
AÇLIK bir realitedir!
Üç gün aç kalan insanın ne yapacağını asla kestiremezsiniz!
Israrla ve inatla pembe tablolar çizilen ekonomi hem küresel dengelerden, hem de yanlış yönetimden dolayı artık S.O.S vermektedir…
Dördüncü güç sayılan ''medya'' ''ekonomik kaosu perdeleyebilmek'' için var edilmiştir ve görevini yerine getirmektedir.
Tüm bu olumsuz gelişmelere karşı ben hala umutluyum…
Dibe vurulmadan güç alınmaz ve yukarılara çıkılmaz!
Dibe vurmak ŞOKLA mümkün olacaktır ve o şok çok yakındır.
Finale çeyrek var diye ısrarla yazıyorum.
Evet, finale çeyrek var ve bu final Türkiye Cumhuriyetinin lehine sonuçlanacaktır.
1919 ruhuyla yine, yeniden emperyallere ve işbirlikçilerine karşı galip geleceğimize ve tüm dünya dengelerini alt üst edeceğimize inanıyorum.
Şu an beklemedeyiz!
Bana göre çok iyi strateji uygulanıyor.
İpliklerini pazara çıkarmak, örtünün altında ne olduğunu halka göstermek…
Elbet teki bu süreç içinde acılar çekilecek…
Karanlığın en yoğun olduğu dönemdeyiz.
Sabaha az kaldı…

Saygılar.

2 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
biz
11 Ağustos 2008 00:41 27
Başarı Göstergesi: +1

O sabah geldiğinde güneş tekrar Samsun'dan doğacaktır. Evet sessizce bekliyoruz ancak uyumuyoruz!
Ağzına, beynine, kalemine sağlık

Başarısız
Başarılı
Davacı
10 Ağustos 2008 12:28 53
Başarı Göstergesi: +1

Sevgili arkadaşım,yazılarınızı bu sitede gördüm,mutlu oldum.Başarılar diliyorum.

"Karşımızdakiler" arkalarına yabancı güçlerin desteği ve kendilerine şuursuzca akan parasal katkıların etkisiyle küstahça yollarına devam ediyorlar!..Son zamanlarda dikkat ederseniz miting alanlarında da oluşumları boy gösteriyorlar.Tüm reklam panolarında ortak akıl hareketi diye bir oluşumu kitlelere tanıtıyorlar!..Eş zamanlı olarak bizim çok güvenilir,saygın bir STK'muzun Genel Başkanı'nı suçluyor,tutukluyorlar.
Tepkimizi 1 veriyorsak,5 oturuyoruz;bu çok yanlış!
Bakıyoruz,toplum önderi gözükenler söylem değiştirmiş,kendi siyasi geleceğini kurma derdinde!..Bir zamanlar ÇYDD vardı,mitinglerde başı çekiyorlardı;neredeler!Neden bizler ortak bir çatı altında toplanmayı,tek ve güçlü bir ses olmayı,tepkilerimizi tek güç olarak tüm Dünyaya ulaştırmayı başaramıyoruz?Herkes neden kendi sandalyesi peşinde?..
Her gün bir yerlerde buluşmalıyız,konuşmalıyız,dinlemeliyiz,dinletmeli yiz!
Yıprandığını düşündüğümüz,susup sindirildiğinden korktuğumuz kurumları böyle kendine getirebiliriz;Türkiye Cumhuriyeti'ni yerli ve yabancı saldırganlardan koruma sürecini böyle geliştirebiliriz!
Beklemeyelim,oturmayalım,seyretmeyelim!

Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

busy
 
   
Zafer YÜCEL
Zafer YÜCEL Hasta hakları koca bir palavradır... Türkiye de senelerdir hemofili sorunu yaşanmaktadır. Birçok il’e yayılan mevcut hasta sayısının 3.500 ...