Arap, İngiliz, Fransız, Alman, Japon yada Türk kavramları bireylerin bir millete olan mensubiyetlerini anlatır, izah eder. Arabistanlı, İngiltereli, Fransalı, Almanyalı, Japonyalı yada Türkiyeli türünden ifadeler ise bireylerin hangi coğrafyada yaşadıklarına yöneliktir ve bunu anlatır, izah eder.
Bilahare bu bakımdan Arap ile Arabistanlı, İngiliz ile İngiltereli, Alman ile Almanyalı, Fransız ile Fransalı, Japon ile Japonyalı, ve Türk ile Türkiyeli aynı şey değildir. Yani Arap olmak ayrı bir şeydir Arabistanlı olmak ayrı bir şeydir, İngiliz olmak ayrı bir şeydir İngiltereli olmak ayrı bir şeydir, Alman olmak ayrı bir şeydir Almanyalı olmak ayrı bir şeydir, Fransız olmak ayrı bir şeydir Fransalı olmak ayrı bir şeydir, Japon olmak ayrı bir şeydir Japonyalı olmak ayrı bir şeydir ve nihayetinde Türk olmak ayrı bir şeydir Türkiyeli olmak ayrı bir şeydir. Bilahare Türkiyeliyim demek Türk’üm demek ile aynı anlama gelmez. Hemşeri’nin anlamı farklı, akraba olmanın anlamı ise çok daha farklıdır. Milliyet; antropoloji, sosyoloji ve etnoloji özürlülerin sandığı gibi inşa, ikame, inkar ve ihmal edilebilecek bir kavram değildir. Kişilerin ana ve babalarını seçme gibi özgürlüklerinin olmadığı gibi milliyetlerini de seçme gibi özgürlükleri yoktur. Türk, Türklüğünü iradesi ile değil, yaradılışı ile elde edinir. Hele hele Türklük bazı gazetecilerin ve siyasilerin arzularıyla mübadele konusu olacak bir olgu hiç değildir. Öyle olsaydı Batı Trakya, Bulgaristan, Kerkük, Kırım, Doğu Türkistan ve bütün Avrasya kıtasında bugün kendini Türk diye tanıtan insan olmazdı. Unutulmamalıdır ki; daha dün Bulgaristan’da adından yani Türk kimliğinden vazgeçmemek için ülkesinden vazgeçen binlerce insan sırf bu yüzden Belene kamplarına tıkılarak kaderlerine acımasızca terk edilmiş ve kimisi de Türkiye’ye göç etmişti. Lütfen hatırlayınız Batı Trakya Müftüsüne Yunan makamları kendisini Türk olarak tanımladığı için hapis cezası verdiğini lütfen hatırlayınız ve bunları asla hayatınızın hiçbir döneminde unutmayınız. Bunları eğer unutmazsanız işte ancak gerçek bir vatansever olma yolunda kişiliğinizde, karakterinizde, mizacınızda, kafa yapınızda, ruhunuzda doğru düzgün bir aşama ama sadece bir aşama kaydetmiş olursunuz. Diğer yandan Türk kavramının biz ve öteki farklılaşmasını ürettiği iddiası haksız, nankör, temelsiz ve zalim bir ithamdır. Kaldı ki biz ve öteki farklılaşması için günah keçisi olarak Türk kavramını aramaya gerek yoktur. Zira biz ve ötekiler kavramını çelişkiler üretir. Örneğin; işçi-işveren, zengin-yoksul, kırsal-kentsel,doğulu-batılı, kuzeyli-güneyli, tembel-çalışkan gibi doğasında çelişki bulunan unsurlar daha çok farklılaştırıcıdırlar. Kaldı ki Türkiye’de kendisini Türk hissedenlerin sayısı her türlü araştırmada %86’ın üzerinde çıkmaktadır. Böyle bir sosyolojik olgu karşısında kendisini azınlık olarak görenler çoğunluğun kendisini nasıl tanımlayacağını tayin etme hakları da ve yetkileri de yoktur. Türkiye’de azınlık haklarına saygı bekleyenler öncelikle çoğunluğun hukukuna saygı göstermeyi öğrenmeleri gerekir. Siyasetçilerin, Başbakanın, iş başındaki mevcut hükümet üyelerinin, gazetecilerin yada AB destekli medya unsurlarının da bu satırların yazarı gibi kendisini Türk hisseden kahır ekseriyete, Türkiyelilik üst kimliğini tayin etmeleri en hafif tabiriyle had bilmezliktir. Şimdi devlet erkini bir şekilde ele geçirmiş bir grup ve Hükümet Başkanı olan bir zat’ın milyonlarca Türk’e üst kimliğiniz Türkiyelilik, alt kimliğinizde Türk olsun diyecek, ve onlarda yani biz Türklerde buna uygun tavır sergileyerek, kardeşlik, eşitlik ve barış üretecekler veya üreteceğiz öyle mi? Böyle bir şeye inanmak saçmalığında ötesinde sosyoloji cahilliğidir. Bu durum milleti birbirine bağlayan dokunun çözülmesi, barışın bozulması hatta daha da ileri giderek söylemek gerekirse etnik çatışmaların körüklenmesi anlamına gelir. Bu tür değerlendirmeler AB sürecinde milli devlete ve milli unsurları tahrip ederek, bir zamanlar terör örgütlerinin terörist eylemlerle yaratamadıkları etnik ve mezhep çatışmasını yaratmaya yönelik gayretlerdir. Böyle bir durumda sonuçta Yugoslavya örneğinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin müdahalesini tahrik eder. Bu tür yaklaşımlar etnik, dini yada mezhep çatışmaları yaratılarak ülkemizin etnik temele göre bölünmesine katkı sağlamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmez. Bu bağlamda Türkiye’de egemen toplum, Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yoğrulmuş, kendini Türk hisseden ve aynı ortak kaderi paylaşanlardan ibarettir. Türk kültürü karşısında direnebilecek yada tehdit edebilecek ciddi bir etnik ve azınlık kültüründen söz edilemez. Türk kültürü hem üst kültürdür hemde en yetkin kültürdür. Bir anlamda etnografik malzeme haline gelmiş olan alt kültür olgularının Türk kültürü karşısında tutunması söz konusu olamaz. Halkın deyişiyle ‘ eşkıya dünya’ya padişah olamaz ’ eşkıyanın payidar olması nasıl mümkün değilse kabile, klan, aşiret, şıh, şeyh, ağa, bey yada feodal gibi tarihin gerisinde kalmış etnik grupların milli kültür karşısında tutunması da mümkün değildir. Kaldı ki; Türkiye’de kendisini etnik olarak farklı hissedenlerin bile büyük ölçüde Türk kültürünün kodlarını içselleştirdikleri görülmektedir. Bu anlamda dil olarak da Türkçe konuşan birisinin etnik farklılığı ayrıntıdan ibarettir. Herhangibi bir grubun Türk dünyasına ait olan nevruz yada eski Türk inanç ve geleneklerine ait inanç manzumelerinden farklı bir aidiyet çıkarmaya kalkışması boşa sarf edilen ve hiçbir anlamı olmayan gayretlerdir. Bilindiği gibi Türkiye’de yaşayan Kürtlerin tamamına yakını Müslüman olup aynı zamanda yine büyük bir kısmı Türkçe konuşmaktadır. Şimdi hem Türkçe konuşan hemde Müslüman olan bir Kürt, hangi çok kültürlülüğün figüranı olabilir ki? Kaldı ki; Türkiye’de Türk kültürü kadar zengin, diri ve büyük bir kültür olsaydı, bugün Türk kültürünün karşısında durabilecek başka bir kültür yok ki, çok kültürlülükten söz edilebilinsin. Batılı kavramlara mal bulmuş mağribi gibi sarılırken,bu kavramların onların düşünce sistemlerindeki yerini, amaçlarını akılcı bir biçimde ortaya koymak şarttır. Bakınız geçtiğimiz yıllar da Hükümet Başkanı olan R. Tayyip Erdoğan adındaki zat’ın Türkiye’de ‘ Kürt sorunu vardır ’ demesi esasen bu ülkede farkında yada farkında olmadan, bilinçli yada bilinçsiz bir şekilde ülkemizde bölücülük tohumlarının yeşertmesine sebebiyet verir. Halbuki bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bu ülkede var olan sorun ve bu sorunun adı bölücü pkk terörü’dür. Bu ülkede en kanlı çatışmaların yaşandığı dönemlerde bile hiç kimse Kürt sorunu diye bu sorunu telaffuz etmedi. Bakınız eğer bu ülkede Kürt sorunu diye lafa başlayıp ardından da bunu bir kimlik sorunu olarak yorumlarsanız o zaman ortaya etnik farklılıklardan doğan bir sorun var demektir. Yok eğer Kürtler ‘ Biz Türk değiliz, kendi dilimizi ve kendi kültürümüzü yaşamak istiyoruz, Türk olmayı ve kimliklerimizde Türk yazmasını istemiyoruz. ’ diyorlarsa bu o vakit etnik bir sorun olmaktan çıkar ve milli bir sorun haline dönüşür. İşte meselenin özü de burada yaşanmaktadır. Bakınız ulus olmak bir bütünlüğün simgesidir. Ulus olmak etnik kökenlerin milimize edildiği bir süreçtir. Ulus olmak birlik, bütünlük ve tek’lik kavramına sarılmakla mümkün olur. Türkiye topraklarında yaşayan herkes etnik bir farklılık gözetmeksizin Türk olarak kabul edilmektedir. Bilahare Türk olmak etnik bir özellik değildir, sadece ulus olmanın bir göstergesidir. Çünkü ulus olmak bunu gerektirir, Türkiye Cumhuriyeti’de 1923 yılında kurulmuş bir ulus devlettir. Türkiye Cumhuriyeti, ABD gibi etnik federasyonlardan oluşan bir devlet değildir. ABD bir ulus devlet olmadığı için orada çeşitli etnik gruplar bir araya gelerek federasyon kurabilirler, farklı yönetilip, farklı dilleri kullanabilirler. Halbuki ulus devlette bu söz konusu olamaz. Ulus devlette azınlıklar olabilir ve bu azınlıklar ulus devletin egemenliğini zedelememek koşuluyla belirli insancıl haklara sahip olabilirler. Bugün Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudi’ler bu azınlık haklarından yararlanmaktadırlar. Çağdaş devletlerin hepsinde bu durum söz konusudur. Türk vatandaşlığı kavramı, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı, Boşnağı vs. ile bu topraklarda yaşayan herkesi kapsamaktadır. Yani üzerlerinde çirkin oyunlar oynanarak kullanılmak istenilen Kürtler, ülkemizdeki Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler gibi azınlık filan değillerdir. Bu Lozan’da da zaten böyle kabul edilmiştir. Konu hassas olduğu için tekrar etmemde fayda var; Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Ve bu cumhuriyetin sınırları içinde yaşayan herkes Türk’tür ve Türkçe konuşur. Çünkü Türklük; Hükümet Başkanı olan bir zatın ve bazı aklı evvellerin zannettiği gibi bir etnik ve bir alt kimlik filan değil ‘ ulusal bir bütünlüğün ’ adıdır. Ben Kürt kökenliyim, bu yüzden de Kürtçe öğrenmek, Kürtçe konuşmak istiyorum demek ise çok daha ayrı bir şeydir. Ben Kürdüm ve Kürt kimliğimle yaşamak istiyorum demek 85 yıldır var olan bir ulus devleti kabul etmiyorum demektir. O yüzden Türk kimliğini sanki etnik bir özellikmiş gibi gösterip yorumlayıp söylemek Kürt-Türk söylemlerine yönelmek doğru bir hadise değildir. Bakınız bu söylemler sonucu: Kürtler bugün Kürdistan’ı kurmak istiyorlar. Arkalarına da Ortadoğu planları olan Avrupa Birliği ve ABD’ni almış durumdalar, Irak’ın kuzeyinde kurulan Güney Kürdistan’ın adı bile size anlamlı gelmiyor mu? Eğer Güney Kürdistan varsa o zaman bunun kuzeyi de var demektir, peki orası neresidir? Bakınız ABD’nin yapmak istediği Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak ve sonrasında Büyük Birleşik Kürdistan’ı kurmaktır. Buda Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin parçalanması ve bu bölgede yıllarca sürecek olan ‘ bölgesel savaş ’ anlamına gelmektedir. Avrupa Birliği’nin bu konuya bakışı da ABD’ninkinden çok farklı değildir. Onların söylemi Kürtlerin demokratik hakların verilmesi ve siyasi hayata katılımlarının sağlanmasıyla süslenmiş hepsi o kadar… Gördüğünüz gibi her şey o kadar ince ince hesaplanıyor ki, atılan her adımı, ağzımızdan çıkacak her sözü iyice düşünmek zorundayız. Bu saatten sonra Avrupa Birliği içinde olunan ülkelerle ortak stratejiler belirlemek ne kadar doğru bunu iyice düşünmek zorundayız. Eğer doğru diyorsanız o zaman pkk bayrağının asıldığı yerlerin bundan sonra sayısının artacağını ve önünde fotoğraf çektirenlerin sayısının çoğalacağını sakın unutmayınız. Ayrıca yine doğru diyorsanız, bu mantık yüzünden Telafer’deki Türkmenlerin soykırımına bugünlerde kerameti kendinden meçhul bazılarının ne hikmetse sanki güya çok başarılıymış gibi bulduğu AKP Hükümeti sayesinde ve yüzünden seyirci kaldığımızı da aklınızdan hiç çıkartmayınız. Ve yine bu mantık yüzünden hem Avrupa Birliği’nin hemde ABD Kürdistan’ın sınırlarını çizip belirlerken sözde Ermeni soykırımının tanınmasını ve Ermenistan’dan resmi olarak özür dilenerek sınır kapılarının açılmasını önümüze getiriyor. Bunu da aklınızdan çıkartmayın emi tabii adamsanız ve gerçekten vatanseverseniz. sağlıcakla kalın
|
05 Ekim 2008 16:34 52
Başarı Göstergesi: +1