|
Aylardır irdelediğimiz konu başlarında hep Türkiye’nin AB-NATO-GÜMRÜK BİRLİĞİ anlaşmalarına dikkat çekiyorduk.
AKP’nin gerek iktidara gelişinde gerekse Anayasa Mahkemesinden çıkan kapatılmama kararında büyük destek aldığı AB-D’deye verdiği söz ve borçları ödeyebilmek için özellikle AB müzakereleri kapsamında atacağı adımlara dikkat edilmesi konusunda da önümüzdeki süreci daha da tehlikeli olabileceğine dair uyarılarda bulunmuştuk. Ve evet hükümet şimdi de AB müzakereleri için geçtiğimiz Şubat ayında AB’den gelen Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan o enteresan şartları yerine getirmek için bir Ulusal Program hazırlamış. Taraf Gazetesi, bir tarafları için ilgili haberi şen şakrak manşetten vererek, AB’ye üyelik sürecinde Türkiye’nin yol haritasını gösteren, üçüncü Ulusal Program şartları için büyük ölçüde Anayasal değişiklikler yapılması gerektiğine dikkat çekmiş. Anlaşılan TBMM’ni tatil dönüşü yeni bir heyecan saracak. Ulusal (!) Program kapsamındaki iç güvenlikle ilgili düzenleme Meclis’ten geçerse Jandarma artık İçişleri Bakanlığı’na bağlanacakmış...
Askeri mahkemelerin görev ve yetkileri, “demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde” tanımlanacakmış… İç güvenlik hizmeti, sivil iradenin belirleyeceği politikalar (!) doğrultusunda ve yine onun denetim ve gözetiminde, “hukukun üstünlüğü” ve “insan hak ve hürriyetleri” çerçevesinde, kolluk kuvvetlerinin profesyonel ve uzmanlaşmış birimleri tarafından yerine getirilecekmiş. Konuyla ilgili olarak Taraf’a konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Cengiz Aktar, “Fransa’da Jandarma İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Hatta doğru okunabilirse asayiş ve terörle mücadele konusu da bu kapsama girebilir” demiş. Türkiye için örnek gösterilen Fransa’da böylesi bir işleyiş elbette sorun oluşturmaz. Çünkü Fransa’nın milli sınırlarını koruma anlamında hiç bir endişesi yok. Toprakları içinde her gün şehit haberi almıyor. Hain patlamalarla sivil insanları katledilmiyor. Ve evet karar kısmen de olsa şimdiden aslında yürürlükte gibi çünkü yıllarını Atatürk’ün çizdiği yolda Türkiye’yi ve Türk halkını korumaya adamış değerli paşalarımız Ergenekon operasyonu kapsamında sivil (!) mahkemelerde yargılanmıyor mu? Kim, bu anlamsız gidişata “DUR” diyebildi… Türkiye’yi Bağlayan Sıcak Gelişmeler Coğrafyamızdaki gelişmeler şu an Türkiye açısından son derece riskli bir hal aldı. Tonajları sebebiyle geçişlerine izin verilmeyen ABD bandıralı askeri sağlık gemileri yerine geçiş izni verilerek dün boğazdan geçen gemilere son derece dikkat edilmelidir. Rice konumundaki birinin son derece gizli olarak Adana İncirlik üssünden Irak’a geçişinin de sadece güvenlik konusu olamayacağı kanaatindeyim. Rice’ın gelişi öncesinde Mesut Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne bağlı `Kurdistan TV'ye konuşan ABD’nin Irak Büyükelçisi Crocker, `Irak'ın özgürleştirilmesi' süreci başlamadan önce ABD'nin, `Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'taki Kürtleri desteklediğini ve hiçbir şekilde de sırtını Kürdistan’a dönmeyeceğini söyledi. Sıcak para getirilmesi yolunda satabileceği seçenekleri daralan AKP hükümetinin bu aşamada yapacaklarına son derece dikkat edilmelidir. Sahi, bu şartlarda “Her aileden en az üç çocuk dünyaya getirmelerini istiyorum” diyen Başbakan Erdoğan’ın belki de çok yakında haklı talepte olduğu da dile getirilecektir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençlİğe Hİtabesİ’ndekİ gİbİ“ Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini, düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda mevcuttur!”
|