Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
04
Ekim
2008
Önsayfa arrow Yazarlarımız arrow Doç. Dr.Kemal YEŞİLÇİMEN arrow Kaybolan Özgürlük ve Bağımsızlık !
Kaybolan Özgürlük ve Bağımsızlık ! Yazdır E-posta
Doç. Dr. Kemal YEŞİLÇİMEN - kemalyesilcimen@dengeli.com   
Cuma, 15 Ağustos 2008

Doç. Dr. Kemal YEŞİLÇİMENEski çağlarda insanların yaşam tarzı savaşla değişirdi. Bu amaçla uzun ve kanlı savaşlar yapılır, işgal edilen yerlerde yeni yaşam tarzı zorla dikte edilirdi.

Buna rağmen insanlar bir süre sonra zora karşı yoğun bir mücadele vererek eski yaşam tarzına dönerlerdi. Bu yöntemin bugün artık işe yaramadığı ve büyük ekonomik kayıplara yol açtığı çok açık görülüyor. ABD’nin Irak’taki kaybı trilyonlarca dolar. Halbuki çok az bir masrafla toplumun algısını ve yaşam tarzını değiştirmek artık çok kolay. 

Savaşların amacı nedir ?

Ülkelere isteklerinizi kabul ettirmek: ‘Yaşam tarzını değiştir, benim istediğim gibi ol’ Şimdi artık bir tek kurşun atmadan ve kanlı savaşların risklerine girmeden ülkeler kolayca fethediliyor. İnsanların yaşam tarzını şekillendiren bu karanlık savaş hiçbir sınır tanımadan sessiz ve derinden devam ediyor.  Üstelik savaş bile ilan etmeden hayatı kolaylaştırma, barış, insanlık, demokrasi ve uygarlık götürme maskesi altında, sihirli bir yöntemle toplumlar gönüllü kölelere dönüşüyor.

Eski görüşler, eski inanışlar değişiyor. Yeni bakış açısı dediğimiz paradigmalar yeni gözlüğümüz oluyor. Artık dünyayı bu gözlüğün gösterdiği şekilde algılıyoruz. Toplumlar, planlanan şekilde düşünüyor ve yaşamaya başlıyor. Güle oynaya yapılan bu sinsi ve karanlık savaşın hedefi; bilinç altı kurgulama ile özgürlüklerin sessizce yok edildiği güdümlü bir dünya. Yani, küresel iplerle yönetilen kuklalar alemi. Kanlı savaşlarla bu hedefe ulaşmak mümkün mü?

 

Dış dünyadan akan bilgilerin robotu oluyoruz

Dış dünyadan beyne yüklenen bilgilerin miktarı, zaman içinde kişinin ailesinin yüklediği temel bilgiyi milyon kat geçtiğinde, o insan artık küresel robottur. Neden mi?

Dış dünyadan yüklenen bilgilere X diyelim. Dışarıdan yüklenen bilgi (X) sonsuza giderken, yani temel bilgi dışarıdan akan bilgiler içinde kaybolurken, kişinin karşılaştığı sorunu kendi temel bilgisiyle çözme olasılığı matematiksel olarak sıfırdır. Dışardan yüklenen bilgi (X) sonsuza giderken, limit 1 bölü X = sıfırdır.

Dış dünyadan beynimize akan bilgileri sorgulayan beyin koruma programından yoksun olursak, benliğimiz silinir, dış dünyadan akan bilgilerin aptal belleği ve papağanı oluruz. İnsanlar karşılaştıkları her problemin çözümünde, eğlenirken, seyrederken yüklenen bilgileri mecburen kullanacak ve sonuç da küresel kukla olacaktır. Bu insanların duyguları, düşünceleri, davranışları sizin yüklediğiniz bilgiye göre yeniden şekillenecektir. Düşünce ve yol haritaları artık sizin elinizdedir. Bir tık tuşuyla istediğiniz alışkanlığı kazandırabilir, istediğiniz markayı almalarını sağlar, tamamen size bağımlı hale getirebilirsiniz.

Çünkü derin irade ve derin yönetim yani insanın ipleri artık sizin elinizdedir. Radyonun frekansını ayarlar gibi frekansları da ayarlayıp, başka kanallardan bilgi almasını da engelleyebilirsiniz. Bugün pek çok grup, belli kanalların dışında tüm kanallara beynini kapatmış durumda. İstenilen toplum ve insan tipini yaratmak çok basit. Bazı kanallardan akan bilgi akışını kısıtlarken istediğiniz bilgiyle beyinleri beslemeniz yeterli. Toplumun çoğunluğu bugün artık, televole anlayışı dışındaki frekansları anlayamaz hale getirildi.

Teknoloji her şeye kadir. Trene bakar gibi bakarken, bize çarptığını farketmiyoruz. Sanki her şey sanal! Çizgi filmlerle körpe beyinlere vahşet, tecavüz, kapkaç ve sağlıksız hayat programları yükleyebilirsiniz. Nasıl olsa herkes trene bakar gibi seyrediyor, meydan boş. Çünkü ana babalar bile çizgi filmler, oyunlar ve diziler kadar çocuklarıyla ilgilenmiyor.

Toplum ve devlet yapısı çökerken televole, futbol ve geyik muhabbet salgını, algı savaşının sonucudur. Sigara, alkol, pisboğazlık, televole yaşantısı ve koltukta pinekleme bu sinsi savaşın ürünüdür. Bu yüzden kilo veremeyen, sigarayı ve alkolü bırakamayan hastalar  ‘elimde değil’ demektedir. Bu hastaların hayatı kimlerin elindedir ve nasıl kontrol edilmektedir?

 

Yaşam tarzını değiştir, modern köle ol !

Kızılderililerin ateş suyu ile uyuşturulup her şeylerinin ellerinden alındığı gibi, hayatı kolaylaştırdığı söylenen araçları almak için özgürlüğümüzü ve her şeyimizi kaybediyoruz. Almadan önce de, aldıktan sonra da bu araçların esiri oluyoruz, yani bunlardan kurtuluş yok. Sıradan bir tamirci çırağının bir elinde yabancı sigara, diğer elinde cep telefonu, cebinde kredi kartı... Aldığı üç kuruşu bunlara yatıran bu insanlar kimin için yaşıyor? Bu insanların yaşam tarzları nasıl sağlıklı olsun? Hayatı kolaylaştırmak için alınan araçlar bir süre sonra hayatın amacı haline geliyor. Hayatın amacı artık bu araçları almak, bu araçlar için çalışmak ve bu araçlarla yaşamak oluyor. Bunların esiri oluyoruz.

İnternet, cep telefonu, yazılı ve görsel medyanın yan etkilerinden nasıl korunabiliriz? Bu bilgi ve iradeden yoksun kitleler, küresel balinanın ağzına doğru mutlu bir şekilde yüzen balık sürüleri gibi. Küresel balinanın ağzına doğru yüzerken mide ve barsağına gittiğimizi göremiyoruz. Yaşam tarzı adını verdiğimiz küresel balina yutuyor, sindiriyor ve posa halinde çıkarıyor. Sürekli ruhsal ve sosyal atık üretiyor. Pompalı vahşeti, çocuk pornosu ve tecavüzleri bu anti-sosyal atıkların ürünü değil mi?.

Artık cep telefonu insanların en mahrem arkadaşı, sırdaşı, her şeyi oldu. ‘İnsanları bağlar’ sloganı ile aslında insanlar birbirinden ayrılıyor, sosyal hayat atomize edilerek, insanlar doğrudan küresel imparatorluğa bağlanıyor. Beyinler binlerce kere tekrarlanan görüntü ve programlarla yeniden formatlanıyor. Yarın selocanlarınız çift antenli sarı elbise isterse şaşırmayın.

Değiştirilen yaşam tarzı örneğin cep telefonu yeni pazarlar yaratıyor, yeni pazarlar da yaşam tarzını sürekli değiştiriyor. Çocuklar cep telefonu ile yatıyor, camiden tiyatroya kadar her yerde cep telefonu anonsları yapılıyor. Kültürden beslenme tarzına, ekonomiden yönetim biçimine kadar her alanda değişim yaşanıyor.

 

Sorun ; özgürlük sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu !

Kredi kartlarıyla yaptığımız tüm alışverişler, yediğimiz, içtiğimiz, cep telefonuyla konuştuğumuz ve duyduğumuz, internetle beynimize giren çıkan her şey küresel iradenin bilgisi ve kontrolü altında. Dev ekranda sanki sanal bir hayat yaşıyoruz. Kendi yaptığımızı zannettiğimiz şeyler, aslında büyük gözün bilgisi ve programının bir parçası. Tüm yaşam tarzımız, her şeyimiz gözetim altında.

Bedenimizi esir alan taşıt, asansör ve koltuktan oluşan ‘Bermuda şeytan üçgeni’ne hapsedilen tüm yaşantımız, üzerine eklenen kredi kartı, cep telefonu ve internetten oluşan ikinci bir üçgenle, sanki bir kara deliğin korkunç çekim gücü altındaymış gibi her geçen gün biraz daha eziliyor, felç oluyor.

İhtiyaçlara göre değil reklâmlara göre belirlenen tüketime dayalı yaşam tarzı, üretmediğimiz malları ve olmayan paraları bize harcatarak sürekli artan faizlerle geleceğimizi ipotek altına alıyor. İnsanlar bir rüya âleminde, olmayan geleceğini tüketiyor, borçlanıyor. Paranın yerini alan kredi kartları, milli egemenliği küresel mağazalar zincirlerine devrederken, yaşam tarzımız artık kuyruğa girmek için aldığımız sıra fişinden öte bir anlam taşımıyor.

Algı yönetimi, istediği her şeyi gizlice ve sessizce değiştiriyor, ruhumuz bile duymadan. Değişiklikleri moda olarak algılıyoruz. Sadece modern yaşantı algısı yaratmak yeterli. Sağlıklı yaşam koşulları sağlanmadan, milyonlarca insanın altyapıdan yoksun şehirlere tıkılması bile modern yaşantı algısıyla sunuluyor.

 

Bu zihinsel esareti neden göremiyoruz ?

Çünkü bu karanlık savaşta kullanılan silah ve yöntemler mükemmel. Bunlarla başetmek çok zor. Cep telefonundan hamburgere, koladan sigaraya kadar her türlü silah, ‘hayatı kolaylaştırır, bununla her şey iyi gider’ algısıyla insanları gönüllü olarak teslim alıyor. Hem de inanılmaz bir hızla. Türkiye’deki kayıtlı cep telefonu abone sayısı 100 milyona ulaşmış bulunuyor. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir bulaşıcı hastalık bu kadar hızla yayılmadı.

Özgürlüğün tanımı bile sessizce değiştiriliyor. Gerçek özgürlük; insanın kendi hayatını kendisinin yönetmesi ve yaşam tarzını kendisinin belirlemesi iken, kredi kartlarının limiti; özgürlüğün yeni tanımı ve sınırı olarak sunuluyor. Artık daha çok özgürlüğün yolu, bu limitleri genişletmekten geçiyor. İnsanoğlu da, bu sahte özgürlüğün sınırlarını genişletmek için tüm enerjisini, zamanını, aklını ve her şeyini ömür boyu tüketiyor.   

Alış veriş çılgınlığı ve tüketmenin dayanılmaz hafifliği sağlığımızı, hayatımızı ve dünyamızı bir hastalık gibi kemiriyor, tüketiyor. ‘Ne kadar tüketirsen o kadar özgürsün’ anlayışı, küresel üretim dağlarını eritmek için pompalanıyor. Markalar dünyasında alış veriş çılgınlığı ve kredi kartı limitiyle belirlenen satın alma gücü özgürlük olarak sunulurken, insanlar, derin iradelerinin sinsice teslim alındığının farkında değil. Hafıza kartlarımız işlenirken, ‘kuklalar alemi’ yeni yaşam biçimi oluyor. Algı savaşı herkesi su dolu kapta yavaşca ısıtılan kurbağaya çeviriyor. Bu olayın toplumsal örneği televole uykusu. İnsanlar yıllar süren sessiz ve derin uykuya dalarken derin iradeleri hoş ve boş şeylerle zaman içinde teslim alınıyor.

 

  • Böyle bir dünyada, biz kimin hayatını yaşıyoruz?

  • Kaybolan bize ait özgür yaşam nerede?

Kaynak

  1. www.kemalyesilcimen.com
  2. Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı, 2008
0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy