Giriş
20
Kasım
2008
VERHEUGEN VE AVRUPA BİRLİĞİ Yazdır E-posta
Harun GÖKYİĞİT   
Cuma, 20 Haziran 2008

Harun GÖKYİĞİTDoğrusunu söylemek gerekirse Verheugen gibi çapsız ve kalitesi 10.sınıf olan bir insanı hala ülkemizde ciddiye alan var mı acaba? Diye hep düşünüyorum.

Verheugen ağzındaki baklayı nihayet çıkardı. Kaçak dövüşmeyi marifet bilip o yüzündeki insan kılığındaki  iğrenç ve çirkin maskeyi Verheugen artık geçte olsa düşürmeye başladı.

Tamından vazgeçtim bari hiç değilse biraz adam ve gerçek bir erkek gibi dövüşmektense, hileli oyunlarla dövüşmeyi tercih eden Verheugen ve kendi içimizdeki bir takım insancıkların artık eteğindeki bütün taşları dökmesi lazım.

Verheugen’ne göre; ‘‘ KKTC’deki Türk askerinin çekilmesi gerekiyor. ’’

Vay vay vay demek öyle ha?

Peki buna sebep olan nedir? KKTC’den neden Türk askeri çekilmek zorunda olsun ki?

Yani 1 Mayıs 2004 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında güya bütün adayı temsilen Avrupa Birliği’ne alındı diye Türkiye neden askerini çekmek zorunda kalsın ki?

Aman efendim Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında güya bütün adayı temsilen Avrupa Birliği’ne alındı, Türkiye adadan askerini çekmezse bir Avrupa Birliği ülkesinin toprağını işgal etmiş olarak görülecekmiş…

Vay vay vay yok yahu daha neler? Başka anlatın anlatın heyecanlı oluyor doğrusu…

Yahu peki bu duruma neden olan Türkiye mi? Yoksa Avrupa Birliği mi?

Ada tam anlamıyla kalıcı bir çözüm ve uzlaşma olmadan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni sözde Kıbrıs Cumhuriyeti diye Avrupa Birliği’ne dahil edenlerin yaptığı yanlışı ve hatası değil midir bu durum?

Türkiye’de bugün o kadar kişiliksiz ve aşağılık kompleksine sahip bir dış politika anlayışı yürütülüyor ki, Türkiye’nin başındaki AKP Hükümeti neredeyse Avrupa Birliği’nden affedersiniz, özür dilerim diyerek birde özür dileyecek, hem de utanmadan yüzsüzce Türk Milleti adına.

Bunca yıllık hayatımda hiç Türkiye’nin bu kadar teslimiyetçi,pasif,silik ve kişiliksiz bir dış politika yürütüldüğüne ilk defa bu kadar yakından tanık oluyorum.

Kaldığımız yerden devam edeyim; Avrupa Birliği’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıdı diye Türkiye’nin de kalkıp Güney Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyacak değil ya!...

Türkiye’nin esasen Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıması için ortada bir neden yok ki…

Aman efendim Bay Recep Tayyip Erdoğan ‘‘ Bütün dünya Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımış, biz tanımış, tanımamışız ne olur? ’’  Diye konuşuyor.

Eeee konuşsun yani ne olmuş?

Türkiye’de Başbakan oldun diye, Başbakan memlekette canının istediği gibi at mı oynatacak yani? Var mı böyle bir şey? Var mı böyle demokrasi anlayışı?

Öyle bir tane şimdi adlarını anmak istemiyorum malum o basın grubuyla aralarında anlaşıp memleketi canları istedikleri gibi yönetmeye kalkanlar elbette birgün bu yaptıklarının bedelini ödeyeceklerdir şüphesiz ki.

Toplumla uzlaşma olmadan, kapalı kapılar ardında 4-5 tane ensesi kalın zengin ve o mütareke basın grubuyla uzlaşıp ‘‘ Türkiye işte kendi arasında uzlaştı ’’ diye manşetler atıp memleketi yönetmeye kalkışmak cahilliğin ve cibilliyetsizliğin göstergesi değildir de neyin göstergesidir allahaşkına?

Bazıları bıraksınlar bu işleri, bu ayakları, ( kimi kast ettiğimi onlar kendilerini gayet iyi bilir ) iş dünyasında da, basın dünyasında da, siyaset dünyasında da herkes birbirinin, kimin ne mal olduğunu biliyor, hani derler ya bir söz vardır biz kırk kişiyiz biliriz birbirimizi diye işte aynen öyle…

Bakınız bir kere eğer Avrupa Birliği gerçekten samimi ve dürüst olsa idi Güney Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi’ni sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında birliğe üye yapmazdı.

‘‘ Arkadaş ada da problemler var,problemli bir yeri biz aramıza alamayız, önce aranızda anlaşın, problemi kendi aranızda çözün, sonra karşımıza gelin. ’’ demeliydi ve demesi gerekirdi.

Komşusu ile sorunlarını çözememiş bir Güney Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi’ni üstelik birde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla sanki bütün adanın temsili olarak Avrupa Birliği’ne kabul edilmesi esasen Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesine bakışını da yansıtmaktadır.

Avrupa Birliği diyor ki; sorunun çözümü benim istediğim şekilde olur.

Yok yahu daha neler….

Ben ve bizlerde diyoruz ki; hayır olmaz, bu şekilde sorun çözülmez, çünkü siz bu sorunu bu şekilde ve bu tarzda çözülsün derseniz işi iyice arap saçına çevirir, sadece bölgenin değil dünyanın da sonunu Ortaçağ’ın o karanlık günlerine geri döndürmüş olursunuz.

Ama tabii Türkiye’yi bir muz cumhuriyeti yapmak isteyenler, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine sözde güya 2.cumhuriyet diye ucube numaralı cumhuriyet yaratmak isteyenler Avrupa Birliği’nin bu bakış açısını kabul edip Türkiye’nin de bu bakış açısını kabul etmesi için yoğun bir şekilde propagandasını yapabilirler, nitekim en başından beri bunu yapıyorlar da.

Eh ne diyeyim utanması olmayan, ar ve edebi olmayan, namusu olmayan, annelerin ve babaların yanlış bir şekilde yetiştirdikleri bir zamanın bu küçük çocukları büyüyüp eşek kadar olduklarında böyle imalatı bozuk olarak bu tipleri yetiştiren annelerin ve babaların ve ailelerin olduğu bir memlekette ve konuşmaya başladıkları anda hemen iki cümlesini bırakın iki kelimesinden üzerlerindeki etiket fiyatları kolayca anlaşılan bu insancıklardan zaten hayatta her şey beklenir.

Bu tipler zaten görüntüde kendilerine adam süsü verip delikanlıymış ayaklarına yatıp, yiğit, mert, duruşu net, namuslu, doğru düzgün insanmış gibi davranıp oyun oynayarak kendilerinin gerçek yüzünü gizleyerek hayatı yaşayan tiplerdir.

Bilenler zaten biliyor da bunu okurlarım da bilsin diye söyleyip yazıyorum, vallahi de billahi Allah ve bu evren, bu güneş, bu bulutlar, bu yıldızlar şahidim olsun ki:  Benim kendi öz çocuğum olsa ve bu şekilde davransa hem evlatlılıktan ret ederdim hemde soyadımı taşımasına müsaade etmezdim.

Bu daha bir şey değil, benim dünya’ya gelmeme vesile olan annem ve babam hatta benden önce dünya’ya gelen abim bu şekilde davranacak olsalar annemi ve babamı, annelik ve babalıktan, abimi de kardeşlikten ret ederdim ve değil bütün Türkiye altı buçuk milyarlık dünya nüfusu bir araya gelip karşıma dikilip beni bunlarla bir araya getirmeye kalksa argo tabirle s.... sene bir araya gelmezdim, gelmem de.

Bu düşüncelerimi zaten çekirdek ailemde gayet iyi biliyor, çünkü bunları memleket meseleleri söz konusu olduğunda zaten yüzlerine karşıda söylüyorum ve söylemişimdir. Kazara ben böyle bir davranış yapmış olsam onlarında beni ret etmelerini isterdim. Bilmem acaba ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum bu konuda.

Bakınız Verheugen son olarak diyor ki; ‘‘ Türkiye ile ilgili kararımız belli değil, 3 Kasım 2005 tarihinden sonraki süreç Avrupa Birliği’nin kesin kararını oluşturmayacaktır, niyetler ile temenniler birbirinden farklıdır, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için daha kat edeceği çok uzun yıllar var, en azından Avrupa Birliği’ni benimsemiş ve özümsemiş, Avrupa Birliği’nin değerlerine sahip çıkan ve bunu içine sindirmiş ve bu değerlerle yetişmiş bir yeni jenerasyonun çıkması beklenmelidir. ’’  diyor.

Evet değerli okuyucularım; Şimdi bakınız bu noktada düşünmek lazım, Avrupa Birliği bu şekilde genişlemesiyle değişik milletlere ve dinlere mensup insanlar sorunsuz bir şekilde bir arada ne kadar yaşayabilirler acaba diye?

Bakınız bugün dünya nüfusu müthiş bir şekilde çoğalmaktadır. Avrupa ise azalmaya, yaşlanmaya ve küçülmeye devam etmektedir.

1960 yılında her 4 dünyalıdan biri Avrupalı idi,bugün 2008 yılında her 6 dünyalıdan biri Avrupalıdır. Ve önümüzdeki net 30 yılın sonunda her 10 dünyalıdan sadece biri Avrupalı olacaktır.

İtalya’nın Başkenti Roma’da 1956 yılında 6 devlet ile Ortak Pazar olarak başlayan hareket 2005 yılında toplam 450 milyonluk nüfusu ve 19 trilyon dolarlık ekonomisi ile bundan sonra yoluna artık Avrupa Birliği’nden ‘‘ Birleşik Avrupa Devletleri ’’ olarak hedefine, düşüncesine ve yapılanmasına doğru dönüşecektir.

Tabii birlik bu şekilde büyürken üye ülkelerin milliyetçi sorunları da beraberinde büyümektedir. Ekonomik ve para birlikteliğinde beraberliği kısmen sağlayabilen Avrupa Birliği siyasette kalıcı bir birliktelik sağlayabilir mi acaba?

Şahsi kanaatim, deneyimlerim ve gözlemlerim bunun olmayacağı yönündedir. Bugün birliğe karşı olan önemli ülkelerin önemli ve etkili insanlarının sayısında çok büyük artışlar vardır.

Örneğin; İngiltere’nin eski Başbakanı, bugün sağlık sorunları nedeniyle durumu pek iyi olmayan M.Thatcher yazdığı son kitabında Avrupa Birliği’ni  ‘‘ Avrupa Birliği asrın en aptalca projesidir, İngiltere Avrupa Birliği’nden mutlaka ayrılmalıdır ve birgün mutlaka ayrılacaktır. ’’  diye tarif etmektedir.

Değerli okurlarım; Avrupa Birliği artık yaşlı ve hasta bir adam konumdadır.

Tıpkı nasıl ki; bir zamanlar Batı dünyası Osmanlı’ya hasta adam demişlerdi ya işte aynen şimdi Avrupa Birliği’de yıllar sonra kendisi hem yaşlı hemde hasta adam oluvermiştir.

Bakınız 1980 yılında Avrupa Birliği’nde yüzde 22.1 olan 14 yaşın altındaki çocukların toplam nüfustaki payı bugün 2007 yılında yüzde 16.2’ye inmiştir.

Son 25 yılda Avrupa Birliği’ndeki gençlerin sayısı 23 milyon azalmıştır. Avrupa Birliği’nde 65 yaşın üzerindekiler 14 yaşındaki çocukların toplum nüfusundaki sayısını aşmıştır.

2007 yılında Avrupa Birliği’nde 5 milyon 100 bin bebek doğmuştur bu rakam 1982 yılına göre bir milyon daha azdır.

Avrupa Birliği’nde her 30 saniyede bir kadınlar kürtaj olmaktadır, yılda bir milyon 200 binden fazla kadın kürtaj olmaktadır.

Avrupa Birliği’nde evliliklerin sayısı da giderek düşmektedir. Her 60 saniye de bir evlilik sona ermektedir. Boşanmaların sayısı yılda bir milyonu aşmıştır.

Avrupa Birliği’nde mevcut 13.5 milyon boşanmalardan dolayı etkilenen ve psikolojik dengesi bozulan ve ruh sağlığı yerinde olmayan ve yarı gözetim altında tutulan çocuk sayısı 21 milyona ulaşmıştır.

Avrupa Birliği’nde intiharlarla ölen insan sayısı dünyadaki çeşitli savaşlarla ve çatışmalarda ölen insan sayısından yüzde 77 daha fazladır.

Avrupa Birliği’nde 15 yaşın altındaki çocukların yarısı uyuşturucu kullanmaktadır ve her 15 yaşın altındaki çocuktan dörtte biri sigara içmektedir.

Avrupa Birliği’nde her üç kişiden biri aşırı şişman obez hastası olmuştur.

Avrupa Birliği’nde yetişkin olan  her yüz kişiden 80’ni sigara bağımlısı olmuştur.

Değerli okurlar; Bakınız 2003 yılının 6.ayında 15 Avrupa ülkesi vatandaşları arasında yapılan derin kapsamlı araştırmalı ankette insanların %54’ü Avrupa Birliği’ne üye olmalarının ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmalarının ‘‘ İyi Bir şey ’’  olduğunda birleşmişler.

Durun öyle hemen heveslenip kanaat edinmeyin aynı araştırma anketi, aynı insanlar üzerinde 1995 yılındaki sonuçlarında %72’si Avrupa Birliği’ne üye olmanın ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmalarının ‘‘ İyi bir şey ’’ olduğu fikrinde birleşmişlerdir.

2004 yılının 6.ayında yine aynı ülkelerin ve aynı insanların üzerinde yapılan bu araştırmalı ankette insanların %53’ü Avrupa Birliği’ne üye olmanın ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmanın ‘‘ İyi bir şey ’’ olduğu yönünde birleşmişlerdir.

2005 yılının 6.ayında yapılan ankette ise insanların sadece %52’si Avrupa Birliği’ne üye olmanın ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmanın ‘‘ İyi bir şey ’’ olduğu yönünde birleşmişlerdir.

2006 yılının 6.ayında yapılan ankette ise insanların sadece %51’i Avrupa Birliği’ne üye olmanın ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmanın ‘‘ iyi bir şey ’’ olduğu yönünde birleşmişlerdir.

Bitmedi.

Her yılın 6.ayında üye ülkelerin halkları arasında yapılan bu ankette 2007 yılının rakamında ise insanların sadece %50’si Avrupa Birliği’ne üye olmanın ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalmanın ‘‘ iyi bir şey ’’ olduğu yönünde birleşmişlerdir.

2008 yılının 6.ayında yapılacak olan anketin sonucunu şimdiden merakla ve sabırsızlıkla bekliyorum.

Değerli okurlar; Sonuçlar ne kadar enteresan öyle değil mi? Bu araştırmalar size Avrupa Birliği’nin geleceği yönünde bir ip ucu vermiyor mu?

Yani gün gelecek Demir Leydi M.Thatcher’ın söylediği gibi en başta İngilizler olmak üzere yapacakları referandumla halklarının arzusuyla Avrupa Birliği’nden ayrılacaktır ve Avrupa Birliği’nden kopmalar başlayacaktır.

Çünkü bugün Avrupa Birliği’nin artık kendi içinde paylaşacak hiçbir zenginliği kalmamıştır.

Ben şahsen Türkiye’nin söylendiği yada tahmin edildiği sözde güya tam üye olabileceği tarihe kadar geldiğinde bugünkü Avrupa Birliği’nin ve bugünkü Avrupa Birliği yapısının dağılmaya başlayacağına inanıyorum ve düşünüyorum.

Çünkü buna inanmama ve düşünmeme vesile olan bütün ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve teknolojik verilerin bu yönde neticeleri ortaya çıkmaktadır.

Bakınız nitekim bu kanaatimin doğruluğunu onaylayan 2003 yılının yaz aylarında olan bir gelişmeyi hatırlatmak isterim.

O dönemdeki Alman Başbakanı Schroder ilk defa Brüksel’de Avrupa Birliği bürokratlarını Alman sanayisini batırmakla suçlamıştır.

Brüksel’de bulunan ve Avrupa Birliği’ni yöneten bürokratların bir bölümü hiçbir ülkenin menfaatini kullanmadan görev yaparlar, sayıları çokta fazla olmayan bu bürokratların işte bu tarz bir yönetim özelliği özellikle birliğin büyük ülkeleri arasında ciddi anlaşmazlıklar yaratmaktadır.

Şahsım olarak çeşitli özel sağlık sebeplerinden dolayı bunu göreceğime çok büyük bir ihtimal vermiyorum açıkçası ancak yüce Allah eğer izin verirse sağlık, sıhhat içersinde olursak Avrupa Birliği’nin geleceği ve ömrünün topu topu sadece bir jenerasyondan fazla olmayacağını yaşayan herkes görecektir.

Değerli okuyucularım; Şimdi bir başka hadiseye daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum; ILO ( Birleşmiş Milletler Yabancı İşçi Teşkilatı ) her üç ayda bir yayınladığı raporlarına göre dünyada 150 milyon insan gurbette yaşıyor. 1999 yılında dünyadaki gurbetçi insan sayısı 100 milyon idi.

Bugün evlerinden, ailelerinden, çocuklarından uzak, ekmek parası için gurbette çalışan insan sayısı 150 milyona ulaşmış durumda.

Ve bu 150 milyon insandan 48 milyon insan izinsiz ve kaçak olarak çalışmaktadır.

Almanya nüfusunun %11’i, Suudi Arabistan nüfusunun %40’ı, Kuveyt nüfusunun %60’ı, Emiratlar nüfusunun %75’i yabancılardan oluşmaktadır.

Dünyadaki 150 milyon gurbetçinin yaşadığı ülkelerde gurbetçilerin seçme ve seçilme hakkı yoktur, gurbetçiler yaşadıkları ülkelerde kendi sendikalarını da kuramamaktadırlar.

Dünya nüfusunda kendi ülkelerinin dışında ekmek parası peşinde koşan gurbetçilerin çoğunluğunu Filipinliler, Meksikalılar, Hintliler ve Afrikalılar oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerinde yabancıları köle gibi 16 saat çalıştıran ülkeler vardır.

Bugün gurbette yaşadıkları ülkelerde uyum sağlayamayan 3. ve 4. jenerasyondaki gurbetçilerin gelecekleri maalesef ki çok karanlıktır.

Tüm bunlara mukabil olarak Avrupa ve ABD’de ırkçılık ve ırkçılık hareketleri her geçen gün artmaktadır.

Nitekim ABD’de Michigan Üniversitesi’nin talepleri üzerine Amerikan Yüksek Mahkemesi ırkçılık farklarını gözetme kararı adı altında bir kararı onaylamıştır.

Gurbette gurbetçi gençlerde öyle kolay iş bulamıyorlar.

Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu kendi ülkelerinde doğup büyüyen genç gurbetçileri aralarından dışlamaktadır.

Ayrıca gurbetçi insanın psikolojik sorunları da vardır, buda çözülmezse Avrupa Birliği ülkelerinde çok büyük toplumsal sorunlar yaşanacaktır.

Buda Avrupa’nın göbeğinde birçok ülkede tıpkı Filistin’deki gibi toplumsal olayların yaşanacağını düşünmemek açıkçası Avrupa’nın geleceğini görememek demektir, bunu da bu kadar net bir şekilde ifade etmekte fayda görüyorum.

Çünkü bu gidişatın yönünde gurbetçiler yaşadıkları ülkenin ayrıcalıklarını üreten sisteme karşı isyana doğru yönelmeleri kaçınılmaz sondur.

Ayrıca bugün Avrupa ekonomisinde sanki deprem öncesi gibi bir sessizlik hakimdir.

Avrupa Birliği’nin dört büyük ülkesi olan Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya ilk büyük ekonomik sorunları yaşayacak olan ülkelerdir.

Nitekim bugün Almanya’da işsizlik çoğalmaktadır, eski Doğu Almanya’da işsizlik %25 düzeyine yükselmiştir, ücretlerde indirimlere gidilmektedir.

Ve en mühimi 2050 senesinde Alman emeklilik sistemi tamamen çökecektir.

Bugün şimdiden Almanya’da 2050 senesinde emeklisine para ödeyememenin yaratacağı sıkıntıları nasıl aşılabileceği tartışılmaktadır.

Bir başka gözden kaçırılmaması gerektiğine inandığım ve düşündüğüm nokta ise dini faktördür.

Ülkemizde birçok insanın dini faktör denince buna burun kıvırdığını ve bunun bir engel yada sorun olmadığı görüşünü savunduğunu biliyorum ancak ben bunun yanlış ve geçersiz bir çok saftirik bir görüş olduğu kanaatini taşıyorum.

Bu görüşte olanların yanlış yolda olduklarını ve taşıdıkları bu zihniyetin ne kadar saftirik ve saçma sapan ipe sapa gelmez bir zihniyete sahip olduklarını da bakınız şu şekilde ispatlayacağım.

Bakınız Avrupa Birliği Katoliklerden, Protestanlardan, Ortodokslardan ve Hıristiyanlardan oluşmaktadır.

Papa’nın, Sinod’ların ve Piskopos’ların  Avrupa Birliği’nde müthiş inanılmaz güçleri vardır.

Sovyetler Birliği’nde Stalin döneminde, Papa’nın yani Vatikan’ın çok büyük bir güce sahip olduğunu söyleyenlere karşı Stalin alaycı bir ifade kullanıp ‘ Ne gücü Vatikan’ın kaç tabur askeri var ’ demişti.

O gün burada Stalin yanılmıştı.

Din faktörü tarihte ve tarihin her döneminde çok güçlü olmuştur.

İ.Ö. 5. yüzyılda Filozof Kritias; ‘ Din insanları ahlak ve adalete yöneltebilmek için,onları korkutmak amacıyla uydurulmuştur. ’ demiştir.

Filozof Kritias’ta  burada yanılmıştır.

Çünkü din kavramı insanın tanrı ile yada tanrılarla ilişkisinden çok daha geniş kapsamlar içermektedir.

Din faktörünün ekonomik yaşam üzerinde de çok yönlü etkileri bulunmaktadır.

Örneğin; Avrupa Birliği’nde kiliselerin çok uzun zamandan beri Brüksel’de lobicilik yapan büroları vardır.

CEC ( Conferance of European Churches ) Avrupa Kiliseler Birliği, Fransa’daki ziyaretinden sonra Avrupa Birliği’ndeki bütün ülkelere ‘‘ Charta Oecumenica ’’  tamimi göndermiştir.

Peki şimdi bunda ne var diyeceksiniz?

Şimdi oraya geliyorum, biraz sabırlı olun canım her şey sırasıyla ve yeri geldiğinde yazıp söylemek makbul olandır bunu bilmez misiniz siz hiç?

Tamimde şunlar yazılıdır:

‘‘ Kiliseler Birleşik Avrupa’yı tanır, ancak Avrupa Birliği’ni sadece siyaset ve ekonomi oluşturmaz,Avrupalıların dini ruhu korunacaktır. ’’

Değerli okurlar; Bu tamimde Avrupa Kiliseler Birliği, Avrupalıları Hıristiyanlardan oluşan tek bir millet olarak tarif etmektedir.

Nitekim Avrupa Birliği Komisyonu eski Başkanı Fransız Jachues Delors 12 Şubat 1992’de ve eski Başkan İtalyan Romano Pondi’nin 12 Mayıs 1999 tarihinde verdiği demeçler aynıdır.

Nedir o demeç?

‘‘ Birleşik Avrupa siyasi,ticari ve dini aynı olan demektir. ’’

Nitekim Avrupa Birliği’ni Hıristiyan kulübü olduğunu kabul eden eski dekan ve papaz Paul Anderson yazdığı son kitabında çok ilginç bakınız neler diyor:

‘‘ 1529 yılında Türkler Viyana kapılarına geldi, ancak şehre giremediler. Bugün Türklerin elinde o günkü kılıçları yok, ancak ayakları Kopenhang merdivenlerine dayandı. Katolikler ve Protestanlar bir arada yaşayabilmek için yüzyıllar boyunca savaş yaptılar. Eğer Türkleri aramıza alırsak Avrupa Birliği’nde Müslümanların sayısı Protestanlardan fazla olacaktır. Şimdi de yüzyıllar boyunca sürebilecek Müslümanlarla mı? Hemde Müslüman Türklerle mi savaşacağız? ’’

Aynı kitapta Danimarkalı ünlü filozof Jesper Hogenhaven’nin de fikirlerine yer verilmiş, bakınız ilginç bulacağınıza inandığım kısa metin şöyledir:

‘‘ Türklerin Avrupa Birliği üyeliği, medeniyetler çatışmasından öte, direk olarak Hıristiyan-İslam savaşına dönüşür. Türkleri bu açıdan Avrupa Birliği’ne alamayız, çünkü Türkler geçmişte başımıza dert olmuşlardı, gelecekte de aramıza girerlerse dert olacaklardır. Türklere geçmişte kendi değerlerimizi benimsetememiştik, bugün eğer aramıza alırsak Türklerin büyük bir kısmına bizim değerlerimizi benimsetemeyeceğiz, çünkü Türkler bütün var oldukları tarih sahnesinde asi ruhlu, baş eğmez, bağımsızlığına düşkün bir millet ve fertlerden oluşuyor. Böyle fertlerden oluşan bir milleti uysal ve ehlileştirilmiş bir kurt yapmayı başarsak bile unutmamalıyız ki kurt yine kurt’tur. Ne yapacağı belli olmaz, eski alışkanlıkları yeniden ortaya çıkabilir. Bütün Avrupa’da kurt tarih boyunca lanetlenmiş ve lanetli bir hayvan ve simgedir. Bu yüzden bütün Avrupa’da kurt neslinin tükenmesi gerektiğine inanılır, kurtların avlanması da bu yüzden sınırsız ve serbest bırakılmıştır. Türklerin Hun Türk lideri Atilla’dan bu yana en önemli simgelerinden biri kurt’tur. Türkler ve kurt birbirinden ayrılmaz ve ayrı tutulmaz, bu yüzden tıpkı kurt gibi Türkleri de aynı çerçevede değerlendirmeliyiz. ’’

Evet değerli okurlar; Tüm bunlardan sonra bir dönem bizzat yapmış olduğum temaslar ve görüşmelerim sonucunda edinmiş olduğum kanaat ne yazık ki Papa, Papazlar ve Avrupa Kiliseler Birliği çok büyük bir güç olmasına rağmen bu güce doğru orantılı olarak ne Papazlar, ne Filozoflar, ne Papa nede Vatikan Türkiye’nin idari sistemindeki yapıdan ve laik cumhuriyet modelinden tamamen bi haberdardırlar.

Bilahare bugünlerde ‘‘ Avrupa Birliği olmazsa Türkiye batar, Türkiye Avrupa Birliği’ne muhtaçtır, Türkiye Avrupa Birliği’ne her şeye rağmen ne pahasına olursa olsun girmelidir ve girecektir ’’  diyenlere bir çift lafım olacak:

Türkiye esas sizin gibiler yüzünden patinaj yapıyor, Avrupa Birliği olmazsa Türkiye batmaz, ayrıca Türkiye Avrupa Birliği’ne muhtaç filanda değildir. Akıllı ve doğru yönetilirse Türkiye Avrupa Birliği’nin bütün üyelerini havada ve suda bile katlayıp geçer, yeter ki içimizdeki bazıları gölge edip memleketi müstemleke yapmaya kalkışmasın.

Değerli okurlar; geçtiğimiz yıllarda Avrupa Parlamentosu üyesi Josep Borrel 5 gün süreyle Türkiye’yi ziyaret ettiğinde Diyarbakır’ı gezerken ‘‘ Diyarbakır gibi çok güzel bir ülkeyi ziyaret etmekten mutluluk duyuyorum. ’’ derken, Diyarbakır’dan dönüp İstanbul’da Sultanahmet Camiini ziyaret edip gezerken ‘‘ İstanbul çok ayrı ve çok zengin bir kent, çok yoğun ekonomik faaliyetleri var, İstanbul’u tek başına düşündüğümüzde rahatlıkla Avrupa Birliği üyesi bir ülke olurdu, Türkiye’de çok büyük bölgesel farklılıklar ve değişiklikler var,örneğin, Diyarbakır Türkiye’nin diğer bölgelerinden çok farklı ve çok değişik ’’ diye açıklamalarda bulunmuştu.

Günaydın ey Türk Milleti günaydın!

Bazıları bugünlerde daha yeni uyanıyor galiba, bazıları ise daha hala uyanmamışlar, bazıları da uyanmışta Avrupa’dan daha fazla semizlenebilmek için bu tür açıklamalara alkış bile tutabiliyorlar utanmadan da yüzsüzce ve edepsizce.

Bu tür davranışların da bir anlamı var elbette, ben ve bizim gibiler, bu tür davranışlarda bulunanlara ne ad verildiğini gayet iyi biliyoruz.

Değerli okurlar; Görüyor musunuz? Tıpkı bir örümceğin ağını itina ile örmesi gibi Türkiye’de itina ile örümcek ağı gibi örülüyor.

Bugünlerde yine bazıları çıkıp ne diyor: ‘‘ Türkiye’nin gündeminde artık Başkanlık sistemi olmalıdır, Türkiye bu cumhurbaşkanlığı sistemi ile yoluna devam edemez, bu parlamenter sistem ile yoluna devam edemez, Türkiye derhal ABD’deki gibi bir başkanlık sistemi geçmelidir ’’

Vay vay vay görüyor musunuz değerli okurlar örümcek ağlarını.

Türkiye’nin önümüzdeki 15 yıl içinde nasıl başına ne felaketlerin tezgahlandığını görebiliyor musunuz?

Kazara yakın dönemde başkanlık sistemine geçilecek olsa bu sefer dönün şimdi Josep Borrel’in bu yukarıdaki sözlerini tekrar okuyup ve okutup hatırlatın herkese, ondan sonra sırada:

‘‘ Türkiye iyi hoş ama ekonomisinin bugünkü Avrupa Birliği’nin seviyesine çıkabilmesi için kırk yıl lazım ’’ diyen Borrel’in bu dediklerindeki şifreli anlamları çözün bakalım hangi sonuca ulaşıyorsunuz?

Evet görüyorsunuz işte, ‘‘ Türkiye’yi 7 bölgeye ayırıp parça parça dilimler halinde Avrupa Birliği’ne alınması gerekir, bu ekonomik yapısıyla bütün olarak Türkiye Avrupa Birliği’ne dahil edilemez ’’ diyenlerin planları bir bir gerçekleşiyor işte.

Patrikhane ekümenliğini ilan etti zaten, İstanbul bütün Marmara Bölgesi’nin başkenti olarak Avrupa Birliği’ne dahil edilmek istenirken, Diyarbakır’da Kürdistan’nın başkenti ilan edilip en son Avrupa Birliği’ne dahil edilecek olan parça olarak düşünülüyor.

Nasıl örüyorlar örümcek ağlarını görüyor musunuz?

Bir yanda misyonerlik faaliyetleri memleketimizin dört bir yanında sürerken Müslüman Türklerin sayısının azaltılıp en az on milyon Hıristiyanlık dinini seçmiş yeni ve daha çok genç nüfuslu Türkler yaratmak için yoğun bir şekilde çalışılıyor bugün.

Unutmadan tüm bunlara bağlantılı olarak ABD’nin planı ve büyük projesi olan dünyadaki ülke sayısını iki bin devlete çıkartmak gerektiği yönünde bu ülkeden gelen sesleri ve CIA’nın internet sitesi başta olmak üzere birçok Amerikan menşeli think thank düşünce üretim merkezlerinin veb sitelerini ziyaret edip okursanız hep bu iki bin yeni devlete sahip yeni bir dünya düzeninden bahsedildiğini de okumuş olursunuz.

Bunlarda tüm bunları okurken aklınızda bulunsun, İstanbul’u ayrı bir ülke farz etmek, Diyarbakır’ı bir başka yerin başkenti olarak görmek, Karadeniz bölgesi için yeniden Pontus’tan bahsedilmeye başlanmış olması, Ermenistan sınırının açılıp sözde Ermeni soykırımının tanılıp resmi olarak Ermenistan’dan özür dilenmesinin istenmesi ve geçtiğimiz yılın yaz aylarında Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘‘ Büyük devletler tarihlerinde geçmişlerinde yaptıkları yanlışlar içinde özür dilemesini bilir, bu büyük bir devlet olmanın aynı zamanda erdemidir. ’’ şeklindeki Diyarbakır’da söylediği bu sözleri, hep bunları şu iki bin adet yeni devlet  sayısına çıkartılacak olan yeni dünya düzeni içersinde değerlendirirseniz daha sağlıklı analizlere ulaşırsınız.

Yani haydi bakalım Türkiye’de şimdilik adı konmamış bu gizli mücadeleyi bakalım kim kazanacak?

Bakalım Türkiye tüm bunlara daha ne kadar direnebilecek?

Olmaz denilenler bakalım ne zaman olmaya başlayacak?

Ve en mühimi bakalım Türkiye’de gerçekten vatansever olan geniş halk kitleleri bu duruma daha ne kadar seyirci kalabilecek?

Evet hep söylüyorum ve yazıyorum, her zaman her yerde ve her ortamda herkesin çekinmeden pat diye suratına karşı söylediğimi bir kere de buradan yazıp diyorum ki:

 ‘‘ Avrupa Birliği’nden önce Türkiye’nin kendi içindeki birliği çok daha fazla önemlidir. Türkiye kendi içinde 7 bölgeli bir eyaletler sistemiyle bölünüp birde bu eyaletlerin yönetimini elinde bulunduran bir başkanlık sistemine geçtikten sonra her şeye rağmen, ne olursa olsun ille de girelim dediği Avrupa Birliği’ni o vakit alında bilmem ne tarafınıza sokun o zaman. ’’

Gerçi Türkiye’nin birliğini önemsemeyenlerde var, ‘‘ memleket 7 parçaya bölünürse bölünsün, bütün değil parça parçada olsa Avrupa Birliği’ne girsin de nasıl girerse girsin yeter ki girsin ’’ diyor. 

Ne diyeyim Allah bu insancıkları memleketin başından tez elden eksik etsin yarabbim Amin diye dua ediyorum ve lanetliyorum o insancıkları hergün, her gece, her namazımı kılarken ve yatarken uyumadan önce.

Türkiye olmazsa Avrupa Birliği’nin esas neler kaybedeceğini neden o aydın geçinen tipler bundan bahsetmiyor, o mütareke yazılı ve görsel basınının aydın geçinen aydından bozma aydın kırmaları.

Türkiye’nin kaybı olmazsa olmaz, Türkiye olmazsa Avrupa Birliği’nin esas daha çok kaybı olur, bu iş bu kadar basittir.

Ama neden bunu peki bu ülkede kimse bunu söyleyemiyor ve söylemiyor bunu gerçekten anlayamıyorum.

Değerli okuyucularım; Türkiye’nin Avrupa Birliği dışında başka alternatifleri de vardır, Avrupa Birliği bir kere öncelikle Türkiye için olmazsa olmaz olan bir yol değildir.

En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz?

Bu halka Avrupa Birliği konusunda gerçekten yalan söylüyorlar,hem de öyle insanlar yalan söylüyor ki işte en çok buna üzülüyorum.

Memleketimizdeki insanların saflığından, temiz duygularından, cehaletinden en mühimi de insanların güven duygusunun bu kadar rencide edilerek, bu kadar bile bile kasıtlı olarak sömürülüp kullanılmasına üzülüyorum.

Ahh ah değerli okurlar; dilimiz var, bilgimizde var ama bende nacizhane işte ancak bu kadarını bu kadar açık ve net söyleyebiliyorum.

Dilim ancak bu kadarını açık ve net söylememe izin veriyor.

Ahh ah bu dil daha neler biliyor bir bilseniz, ama daha fazlasını bu kadar açık bir şekilde yazıp söyleyemiyor işte.

Umarım insanlarımız bu kadarından, bu kadar yazdıklarımdan ve söylediklerimden ne demek istediğimi kavrayabilir.

Kendi vatanımın halkıma, milletime inanıyorum ve güveniyorum.

Çünkü annem ve babam, dedem ve büyükdedem, babaannem, anneannem beni bu vatana ve bu vatanın milletine emanet ettiler.

Bu halk bir gün gerçeği görecek ve kendi üstünde oynanan dolapları anlayacaktır.

Umarım işte o an bu halk depresyonlu bir hayal kırıklığı ve ‘‘ biz bundan sonra siyasette kime güveneceğiz, kime inanacağız ’’ diye çöküntülü bir güvensizlik duygusu yaşamaz bugünlerde tek dileğim bu ama şunu herkes bilsin ki birgün o bir günün ne zaman olacağını bende kestiremiyorum ama bir gün şundan adım gibi eminim ki; Bay R. Tayyip Erdoğan’a adeta taparcasına güvenip, inanıp peşinden giden, onun şahsına oy veren herkes çok ama çok büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktır, ve bu durum gerçekleştiği gün bir daha bu halkın güven duygusunu siyasete ve siyasetçilere karşı çok ama çok fena sarsılacaktır.

Değerli okurlarım; sizlere moral verme açısından ve bir yeni umudu içinizde yeşertmesi açısından çevremizde dönüp duran hainlerin sizlerin zihinlerinde kötü etkiler bırakmaması için, öğretide kullanmak üzere fayda sağlayacağı düşüncesi ve inancıyla yakın geçmişte tarihte iz bırakmış önemli devlet adamlarının yorumlarından Türk Milleti’nin nasıl tanındığına dair bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.

‘‘ İnsanları yücelten iki meziyet vardır. Birincisi;erkeğin cesur , ikincisi ise; kadının namuslu olmasıdır. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem de kadını şereflendiren bir meziyet vardır, o da icabında canını tereddütsüz feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmaktır. İşte Türkler bu meziyetlere ve faziletlere sahip kahramandırlar. Bundan dolayıdır ki, Türkler öldürülebilir lakin mağlup edilemezler. ’’  Fransız imparatoru Napoleon Bonaparte

‘‘ Türklerden bahsediyorum…Düşmanına saldırırken amansız bir kasırga, korkunç bir denize, insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk, dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür. ’’ Tasso ( İtalyan Şair)

‘‘ Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilemeyecek olan yalnızca Türklerdir. ’’  William Martin

‘‘ Irk ve millet olarak Türkler, bence geniş imparatorluklar içinde yapılan kavimlerin en asili ve en başta gelenidir. ’’ Lamartine (Fransız Yazar)

‘‘ Türkler kadar alicenap, asil, nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak bilseniz ne kadar huzur veriyor. ’’ Demirbas Sarl (İsveç Kralı)

‘‘ Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. ’’  Monteccuccoli (Avusturyalı General)

‘‘ Türkler,eşsiz bir vatana yaraşan eşsiz insanlardır. ’’ Conte de Bonnoval (Fransız General)

‘‘ Türk, asillerin asilidir. Yapmacık olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüce asalet, ona tabiatın bir hediyesidir. ’’ Pierre Loti

‘‘ Türklerin yalnız sonsuz cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir de zekaları vardır. ’’ Carnayev (Rus Komutan)

‘‘ Silahlı bir milletin en can alıcı misali Türklerdir. Türk ata biner gibi oturur,keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür. ’’ Moltke

‘‘ Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. ’’ La Martine

‘‘ Türk kadınlarının en büyük süsleri Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takmazlar. Çünkü her Türk kadını canlı birer inci ve paha biçilmez bir pırlantadır. ’’ Wortley Montagu

‘‘ Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler fakat kazanç verirler. ’’ Comenius (Çek bilgini)

‘‘ Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır. ’’ William Pitt (İngiliz devlet adamı)

‘‘ Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır. ’’ Feldmaresal von Moltke (Alman Genelkurmay eski Başkanı)

Değerli okurlarım; Bu yorumları çoğaltmak mümkün, bu sözleri niçin bugün sizlerle paylaşıyorum biliyor musunuz?

Hiç tahmin bile edemezsiniz.

Bunlar gibi daha birçok söz çok uzun seneler önce nacizhane bendenizin küçük bir çocuk iken hastane odalarında can çekişirken ayağa kalkıp dirilmeme vesile olup hayata tutunmama vesile olan sözlerden sadece bazılarıdır.

Hele Atatürk’ün o iki sözü vardır ki; ‘‘ Bir Türk dünyaya bedeldir. ’’ ‘‘ Büyük Türk Milleti muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. ’’

Bazen bazı şeylerin açıklamasını isteseniz de yapamazsınız, nasıl yapacağınızı da bilemezsiniz, o yıllarda benim ki de böyle bir şeydi işte.

Yaşadığımız bugünlerde inanıyorum ki; bu sözleri duymaya ve okumaya milletimizin ihtiyacı var.

Çünkü bizleri millet olarak tarihimizden, ecdadımızdan öylesine kopartmak istediler ve istiyorlar ki, bizlere kendi içimizde vatan hainleri ne olduğumuzu bile unutturmak, bizi kendimize, ecdadımıza, tarihimize ve hatta yaşadıklarımıza bile yabancılaştırmak, bizi bizden ayrıştırmak, kopartmak, bölmek ve bunun sonucunda da yutmak istiyorlar.

Unutmayınız ki evet bizler cumhuriyetimizin 100.yılını kutlayacağız ancak birileri de bir başka yerde Sevr’in 100.yıldönümünü kutlayacak, Sevr’in 100.yıldönümünü bu yaşadığınız topraklarda kutlanmasına müsaade etmeyin değerli okurlar, asla müsaade etmeyin.

Son olarak sözlerimi bir Roma atasözü ile noktalamak istiyorum;

 ‘‘ Sadece şimdiye değil, aynı zamanda gelecekte ki gelişmeleri de açık bir şekilde ön görebilen kimse bilge kişiliğe sahiptir. ’’

Sağlıcakla kalın


1 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
alpay boran
23 Haziran 2008 21:58 57
Başarı Göstergesi: +11

avrupa birliğinin ülkemize kattığı ve katacağı hiçbir artı değer yok, bilakis tam aksine avrupa birliği ülkemizi ayrıştırıyor ve bölüyor. Türkiyede derhal referandum yapılmalı ve halka avrupa birliği üyeliği konusunda referandum yapılması gerekiyor, Türkiye derhal avrupa birliği üyelik müzakerelerini durdurmalı ve üyelik müracatını geri çekmesi gerekiyor, 6 yılda akp iktidarı döneminde ülkemiz iyice beter borçlandırıldı halk iyice beter fakirleştirildi, 6 yılda toplum ayrıştırıldı, bugünkü mevcut politikalar aynen devam ettirilirse Türkiye 20 yıl içersinde elinde sonunda mutlaka bir iç savaş yaşayacaktır bu iç savaşın sonucunda da bölünecektir ve devlet yapısı federasyon şekline dönüşecektir. avrupa birliğine üyelik için ısrar edilirse Türkiyenin sonu budur,hem avrupa birliği üyesi olmak istenecek hemde milli birlik ve bütünlük sağlanacak hemde üniter devlet yapısı korunacak bu mümkün değil.

Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

busy
 
   
Zafer YÜCEL
Zafer YÜCEL Hasta hakları koca bir palavradır... Türkiye de senelerdir hemofili sorunu yaşanmaktadır. Birçok il’e yayılan mevcut hasta sayısının 3.500 ...
     
Gül KÜLCÜ
Gül KÜLCÜ KLAVYE KOMUTANLARI... Bugünlerde moda; Klavye başına geçen herkes komutan..! Hem de öyle böyle değil Genelkurmay Başka...