|
Anayasa mahkemesinin, görüşülmüş olan "AKP kapatma" davası hakkındaki kararının oldukça büyük hukuki boşluklar içerdiği bir gerçektir.
Anayasa Mahkemesinin siyasi gelecek endişesi ve kurumsal baskılarla karar aldığı, meşhur 367 kararında ortaya çıkmıştı zaten. Anayasa mahkemesinde görülmekte olan davaların sonuçlarının da siyasi konjöktüre göre ayarlandığı, en üst ve kararı kesin olan mahkememizin de siyasi kirlenmeden nasibini aldığı artık utanmamız gereken 85 yıllık demokrasi serüvenimizin halkalarından biridir. Hukuka saygının manasını ve hukukun üstünlüğüne olan inancında sorgulanabilir olduğunu gördük. Hukukun maalesef güçlülerin tarafında olduğu, bir kez daha "genç cumhuriyetimizde” "ibret verici” bir sürecin ardından kanıtlanmış oldu. Burada üzülmemiz gereken asıl noktanın ülkemizde "anayasa mahkemesinin" bile kararlarını etkileyebilecek kadar "ülkeden" güçlü olan gücün ne veya kimler olduğudur. Artık yadsınamaz bir gerçek vardır ki, bizler kendi ülkemizin geleceği ve iç siyaseti ile ilgili kararları ve mahkeme hükümlerini de "bağımsızca" alamıyoruz. Ekonomik ve sosyal çöküntünün gizlenerek, adalet ve temizlik nidaları eşliğinde "safsata iddianamelerle" toz duman olan ülkemiz insanı, karşılıklı "orta oyunlarını” andıracak kadar basit senaryoları izleye durarak, küresel güçlerin kendisini nasıl paylaşacağını, böleceğini beklemekte. Manda ve himayenin reddedilmiş olduğu 1919 un Sivas ‘ındaki kadar bir asalet gösteremiyoruz. Yabancı "müttefik!!" devletlerin temsilcilerinin ağzından çıkanları ilgiyle takip ediyor, o sözlerin ülkemizde olmasına izin verilenler olduğunu ibret le izliyoruz. Ve bizler bu ülkeyi seçtiğimiz insanların yönettiğini söyleyecek kadar safça konuşabiliyor, icazetlerini ilk önce dış odaklardan alan Siyasi partilerin peşinden koşmakta ısrar ediyoruz. Vatanına sahip çıkmayı beceremeyen, bunu yapmak için miskinlikten ayrılmamakta ısrar eden bizler, çok yakında devletine karşı ihanet etmiş olan komşu bir halkın içinde olduğu duruma düşme tehlikesine yaklaşacağız. Kuşkusuz, önümüzdeki süreç yaşanmış olanlardan daha ağır olabilecek problemlere gebe. Bugün ülkenin getirilmiş olduğu durumda, adım adım ağırlaştırılmış olan sosyo-ekonomik problemler, geleceği kendi istedikleri gibi şekillendirebilmek halka karşı koz olarak kullanılmakta. Bugünün iktidarı Dış güçleri arkasına alarak devletimizi, halkımızı olabilecek, doğabilecek büyük bir ekonomik çöküntüyle korkutarak, kendi iktidarlarını siyasi istikrarın gereği olarak göstermektedirler. Ülkede kurulmakta olan “dış destekli iç işbirlikçili” siyasal düzen vatanın bağımsızlığını ve özgürlüğünü hedef alan orta doğuya özgü bir yönetim biçimini öngörmektedir. Düşünen insanların yok edildiği, üreten ve kazanan şirketlerin satıldığı, zeki evlatlarımızın dini değerler ezberletilerek uyuşturulduğu günümüz Türkiye si geleceğine aydınlık bakmaktan çok uzak bir yönde ilerlemekte. Tek başına kurumları yargılayarak ve tüm problemlerimizi bu kurumların üzerine atarak bireysel sorumluluğumuzdan kurtulamayız .Bu şekilde davranarak bu topraklarda hüküm sürmemizin artık hayal olduğunu anlamamız gerekiyor. Bu ülkeye sahip çıkacak, seçme ve yönetebilme yetisine sahip bireyler yetiştiremediğimiz sürece ne cumhuriyetimize nede bağımsızlığımıza sahip olamayacağımız açıktır.
|