Giriş
05
Aralık
2008
ERGENEKON, KİMYASAL SİLAH ve TERÖRİST TC! Yazdır E-posta
Yurtsever YURTTAŞ   
Çarşamba, 23 Temmuz 2008

Yurtsever YURTTAŞEmperyalistlerin içimizdeki yandaşlarının kimliği ve bu işin omurgasını oluşturan, dahası bunların ittifakların trafik kavşağı olan örgütlenme biçimi ve yöneticileri de bellidir.

CIA tarafından korunan Muhterem babalarının ikametgâhı ve nereye hizmet ettiği de ortadadır. Evet, Emperyalistlerin Dünya çapındaki planlarına yataklık eden ilkelerini yitirmiş bütün mahlûkatların eşkâlleri bellidir bizce, zaman içinde değerli zat olarak lanse edilen kişilerin Takkeleri kelleri ortalıktadır artık. Bu çevreler, başarısız bir girişimden sonraki süreçte bir süre dinlenip güncellendikten sonra, ABD’nin ‘’Ergenekon soruşturmasını ordunun içine derinleştirin!’’ komutu ile birlikte bu Ergenekon konusuna dört elle sarıldılar. Bu sıralarda Ergenekon meselesini sulandırma planlarından filan bahseden yandaş medya, aslında bu konuyu kendisi sulandırmakta ve gayrı ciddi hale getirmektedir. Agarta, alakasız kişilerin olaya paçal edilmesi falan filan derken kendileri yüzünden soruşturmanın ciddiyeti kalmadı. TV de Tuncay Güneye sordular bu soruşturma ne olacak diye Tuncay Güneyin Cevabı durumu özetledi aslında, bitti bu iş dedi ve öyle bir söyledi ki, buradaki yandaşlara elinize yüzünüze bulaştırdınız der gibiydi. Ayrıca bu işin çıkış temelini oluşturan Tuncay Güney denilen şahsın kişiliği konuyu daha da şaibeli hale getirmektedir, Tuncay Güney in patronum dediği CIA’nin bu tarz işleri iyi becerdiğini de artık bizim çocuklar bile bilmektedir.

Çerçevesi ABD ve Fethullah kanalı ile çizilen Ergenekon konusunu, Müslüman geçinen bu çevrelerin Ordu ve Kemalistlere bağlamak için insanüstü bir gayretle çalıştıklarını bir süredir hayretle izledik. Bu kesimin bazı konularda Kemalistlerin ABD ve İsrail’i suçladığını söyleyip, ABD ve İsrail’i savunur bir tavır içinde olmaları da dikkat çekicidir. Merak ediyorsanız tartışın bunlarla bu konuyu, İsrail’i, ABD yi ve AB yi savunduklarını görürsünüz, Fethullah Gülen in başlattığı, Medeniyetler İttifakı doğrultusunda başka şansları da yoktur, tabi ki Medyada tartışın bu konuyu, çünkü sokakta kesinlikle yalan söyleyip demagoji yapacaklardır… Bunların ilk aşamada niyetlerinin, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesini ve takipçisi olan vatansever halkçı ve Üniter Devlet yanlısı kesimleri, Dünya kamuoyunun önünde anti demokratik göstermek olduğu kesindir. Amaçları Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurulduğundan beri halkı ezen, özgürlükleri engelleyen, anti Demokrat ve müdahale edilmeye muhtaç zorba Devlet noktasına getirmek ve giderek Dünyayı tehdit eden bir noktaya taşımaktır… ABD'nin gasp etmeyi düşündüğü bölgelerde aradığı bahanenin de bu olduğu ve faaliyetlerin de bu yönde yürütülmekte olduğu artık herkesçe bilinmektedir. Evet dikkat edilecek en önemli nokta budur ve bu vatan hainlerinin genel faaliyetleri de bu yöndedir.

Bilhassa Fethullah cephesindeki kanallarda ve basında, Tuncay Güney vs. ayrıntıları öne çıkarmadan, genel patırtılarının yanı sıra Veli küçük vs. kişilerin Almanya bağlantılı olduğunu ve Alman faşist örgütlerinden kaynak aldığını filan iddia etmekteler. Bunları detaylandırıp laf kalabalığına getirerek, bu meseleyi Orduya ve Dünya çapında şiddet içeren örgüt ilişkilerine bağlama çabalarına artarak devam ettirmekteler, bunları defalarca yazdım. Bir güçlenseler bu iddiaları bombardıman halinde yükseltecek ve kalkışmayı tetikleyecekler, ama hala o güçte değiller.  Başaramıyorlar çünkü büyük birikime sahip çok kuvvetli ve bilinçli bir direnç var. Başarısız oldukça yeni aşamalara geçip yeni iddialar ortaya atıyorlar. Bu sıralarda yine yandaş medyada yeni ataklar var; Tuncay Güney adlı CIA elemanı’nın TV de görülmesinden sonra, bunların yandaş medyasında bilumum Düşman tezleri, bangır, bangır anons edilmeye başlandı. Bu sıralarda bu konuya yeni iddialar ekliyorlar ve bu meseleyi daha derin bir yerlere bağlamaya ve dediğim gibi dünya çapına taşımaya çalışıyorlar, üstelik bunu yasal taraf kendileriymiş ve vatanı koruyormuş edasıyla yapıyorlar…

Duydunuz mu bilmem, bu günlerde ortalığa yayılan yeni bir dedikodu iddia var. Bu iddiaya göre; Ergenekon örgütü Kimyasal silah işine el atmış ve Dünyadaki terör örgütlerine Kimyasal silah satacakmış, bu yolla, terör örgütlerini de kontrol etmeyi planlarmış… Ergenekon soruşturması Ordu içine Derinleştirileceğine göre, şaibeyi siz düşünün. Bu haberler önceki, ‘’ABD Türkiye ye müdahale etsin.’’ ‘’Hayati çıkarlarımız bu hükümete bağlı.’’ falan filan haberleriyle ve bizdeki yandaş Medyanın bilumum faaliyetleri ile birleşince, çok manalı bir durum ortaya çıkmaktadır. Fehmi Korunun ve Dengir Mır Mehmet Fırat’ın, Kanal 7 de bir bilirkişi ve Savcı edasıyla ABD ELÇİLİĞİNE saldırı Ergenekon un işidir demeleri ile ve bazı zatların halkı isyana çağıran nutukları ile tamamlanınca, TÜRKİYE CUMHURİYETİ Terörizm konusunda hasta ve müdahaleye muhtaç bir Devlet görüntüsü vermeye başlar mı acaba sizce? İçimizdeki totaliter sistem özlemlerine sahip çevrelerin, ‘’bu darbeye karşı ve özgürlükçü görünümü de’’ bu stratejiyi tamamlamaktadır. Bu yolla düşmanlarla yaptıkları ittifakı ve kendilerini engelleyecek gücü, yani TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN ORDUSUNU saf dışı etme çabalarını yasallaştırmakta ve esas amacı gizlemektedir. Sanki düşmandan bahseder gibi kendi ordumuzu dünya kamuoyuna darbeci Faşistler olarak ilan etmektedirler.  

Senelerce içimizdeki kenelerle işbirliği halinde kanımızı emen bu alçaklar, Demokrat mı, Diktatör mü demeden senelerce destekleyip, sonrada nükleer füze palavralarını bahane yaparak astılar Despot Saddam’ı. Acaba bizim Devlete de ‘’Dünyadaki terör örgütlerine Kimyasal silah satmayı planlayıp’’ teröre katkı sağlayan Devlet görüntüsü verebilir mi bu alçaklar sizce? Şundan emin olunuz ki, Mustafa Kemale Çeteci diyen ve Lozan anlaşmasını bağırlarında yara gibi taşıyıp yok saymaya çalışan bu alçakların amacı kesinlikle budur. Peki, peki bunlar Dünyaya nasıl taşınır? Önceden bahsettiğim şekilde, yandaş Medyada, türlü patıtı ile beraber Veli küçük vs. kişilerin Almanya bağlantılı olduğu, Alman faşist örgütlerinden kaynak aldığı iddiasını yayarlar. Sonra Dünyadaki terör örgütlerine Kimyasal silah satma ve buna benzer iddialarla gizemli ve çok büyük ve tehlikeli bir Örgüt imajı geliştirilip bunların çeşitli eylem planları dedikoduları ortaya saçılır. İşte böyle, yandaş Medyanın ve çeşitli borazanların çabaları ve büyük ağabeyin desteği ile yürütülen detaylı bir çalışma ile bunlar başarılı olabilir mi acaba?

 ABD, Fethullah ve benzeri işbirlikçileri ile planladığı bu Ergenekon iddiasını, bunların içimizdeki Medya ve kadro uzantılarının yardımı ile giderek TSK’nin içine derinleştirip, mevcut direnci kırmaya çalışıyordu. Ellerindeki malzeme ile bunu başaramayınca bu aşamaya geçtiler. Madem böyle bir şey vardı, niye Tuncay Güneyin çuvallarındaki belgelerden çıkmadı bu kimyasal iddia? Bu yeni pişirilen bir tezgâh ve bunun arkası da kesilmez,  bunlar çeşitli ayak oyunlarının yanı sıra 4000 ABD askeri ile birlikte İzmir Urla’ya yerleşen NATO’nun, giderek AGSP’nin ve BM’nin kullanılacağı Kıbrıs’ın devreye sokulacağı ve genel olarak bu güne kadar açılan bütün cephelerin devreye gireceği kapsamlı bir strateji planlıyor. Bu planlamaların Dünya çapındaki çeşitli Ticari projeleri ve siyasi toplumsal işbirliklerini de kapsadığı kesindir. Dünya yüzünde bunları yapanlar tabiî ki şu ülkenin bu ülkenin halkı değildir, çünkü tüm Dünya halkları kardeştir, bunlar çıkarları için Dünyayı asırlardır kana bulayan belli hâkim devletlerin organları ve bunların hedeflerindeki ülkelerdeki kendi halklarını uyutan işbirlikçileridir. Bu kirli işlerin listeleri her kitapçıda ciltlerle bulunmakta, yinede belli odakların dışında, resmi olarak hiç kimse bu ülkelere bunları niye yapıyorsunuz diyememektedir.

Artık herkes biliyor, TÜRKİYE CUMHURİYETİ Fethullah Güleninde içinde bulunduğu ve ABD desteğinde büyük bir komplo ile karşı karşıyadır. Düşman aleni atağa geçmiştir. Vakit kaybetmeden Yargıtay’ın davasının sonuçlanması bunların yeni imzalar atmasının engellemesi gerekmektedir. Bu zihniyetin Devlet millet adına yetkin olması sakıncalıdır. Böylesine yetkiler ve devletin kefaleti ile ulusu bağlayacak ‘’gizli’’ ve çok önemli siyasal ve ekonomik büyük dış ticari anlaşmalar yapılabileceği, hatta uluslar arası düzeyde şahsi ortaklıklar ve ticari anlaşmalar yapabileceği de ortadadır. Pet Oil, Alaaddin vs. ve Çalık Grubunun Faaliyetleri ve hedefleri de TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN yeraltı kaynaklarının üzerine bazı planların ipuçlarını taşımaktadır. Peki, üzerlerinde kontrol var mıdır ve denetim nasıldır? Cevabı size bırakıyorum. Bunlar okuma özürlü tabanlarını çok güzel uyutuyorlar. Bu zihniyetler Kamu malını sevmez çünkü kamu kapışılmasına iziz vermez, e ne yapacaklar , tabiî ki özelleştirme numarası ile ucuza satarlar ve üstüne çökerler, işte Doğudaki kaynaklara olacak olanda budur ve çağdaş geçinen odaklarımız yine bu konuda da uyumakta dır. Bu konuları iyi bilen bazı kişilerin içerde tutulması da kuşku vericidir.

Birileri dikkatleri Akdeniz’e ve Karadeniz’e çekip Karadeniz’de Petrol müjdesi vereceğinin müjdesini veriyor, evet bu tashih değildir, Petrol müjdesi vereceğinin müjdesini veriyor. Peki Çalık grubu niye Irakta Petrol işi peşinde, niye bizim doğuya yakın duruyor, niye Karadeniz’de değil ve niye AFRİKA’YA doğru bakıyor. Dahası ABD’nin Bop ve genel askeri planları bizim Milletin çıkarlarına uymadığı halde, Sayın, Condoleezza Rice; Niye Türkiye Hükümetinin Ortadoğu'da izlediği aktif politikanın ABD tarafından memnuniyetle karşılandığını vurguluyor? Condoleezza Rice Niye Türkiye'nin, Afrika'da yeni misyonlar açma niyetinin memnuniyet verici olduğunun altını çiziyor? Evet, öyle bir tehlikedir ki bu, tarihte görüldüğü gibi kendi yöneticileri milletin aleyhine çalışsa üstesinden gelmek fevkalade zordur ve denetimi yoktur. Uyuyanlar uyanın özelleştirme sürüyor.

Şu meşhur Müktesebatlardan bazı alıntılar sunuyorum, bunların altına imzalar atıldı mı? Soruyorum

5. Ermeni soykırımını tanıması konusunda Türkiye’ye çağrıda bulunur; bu tanımanın Avrupa Birliği’ne katılımın bir ön koşulu olduğunu belirtir;

*Bu madde açık değil mi?

***** Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt ve henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargılama yetkisi de dâhil olmak üzere Birleşmiş Milletler Şartına göre, ihtilafların sulh yoluyla halli ilkesine uygun olarak çözüme kavuşturmayı taahhüt etmesi.

*Türkiye’nin bu kadar çok çözülmemiş sınır ihlalimi var? Varsa bunlar hangileri? birileri bir açıklasın şunları. Bunlar Ermeni toprak talepleri ve sonradan kendi kaderini tayin hakkı ile ortaya çıkacak yeni ihtilaflarını da kapsıyor ve kastediyor olmasınlar. Adaletlerini defalarca gördüğümüz Emperyalistlerin kuşatmasında ‘’Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargılama yetkisinde’’ halimiz nice olur acaba?

5- Katılıma kadar olan dönemde, Türkiye’nin üçüncü ülkelere yönelik politikalarını ve uluslararası kuruluşlar bünyesindeki tutumlarını tedricen Birlik ve Üye Devletleri tarafından benimsenen politika ve tutumlara göre uyarlaması gerekecektir.

8. Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması dahil, Türkiye ve tüm üye ülkeler arasındaki ilişkilerin hızlı bir şekilde normalleştirilmesinin katılım sürecinin zorunlu bir parçası olduğunu belirtir; Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasının hiçbir şekilde müzakere konusu olamayacağını vurgular; Türk makamlarına Türkiye ve tüm üye ülkeler arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin en kısa sürede tanınması yönünde çağrıda bulunur ve bunun gerçekleşmemesinin müzakere süreci üzerinde önemli sonuçları olacağını ve hatta müzakere sürecinin durdurulmasına yol açabileceğini belirtir;

*Bu maddeler Kıbrıs konusunda söyledikleri her şeyin yalan olduğunu gösterir mi göstermez mi?

6- Türkiye, tüm diğer katılım müzakerelerinin sonuçlarını katılımı zamanındaki haliyle kabul etmelidir.

9- Sonuç olarak ortaya çıkan ve bir Üye Devlet olarak Türkiye’nin uymak zorunda olacağı haklar ve yükümlülükler, Türkiye ile Topluluklar arasındaki tüm mevcut ikili anlaşmaların ve Türkiye tarafından akdedilen ve üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm diğer uluslararası anlaşmaların sona ereceği anlamına gelmektedir. Ortaklık Anlaşmasının müktesebattan ayrılan hükümleri, katılım müzakerelerinde emsal olarak kabul edilemez.

*Bu madde Lozan’ı etkiler mi etkilemez mi?

*Bu kişilerin Devlet sırrı kapsamına soktuğu belgelerde çok şey saklı, bunları inceleyip Türk Milletini Tehditlerden korumak mümkün olabilecek mi? Bunun cevabını çok merak ediyorum.

 ABD dayatıyor çünkü Kapatma davası ile beraber bu ABD yönetimin her şeyini bağladığı Dünyayı felakete götürecek bir stratejinin Türkiye ayağı bozuluyor, bu aşamayı bir geçse, Türk cephesi düştü mü Kıbrıs çantada keklik. Rodos, Gürcistan, Kafkasya, Bosna, Irak, Afganistan, Hindistan, İsrail, Ortadoğu Arap ülkeleri, Afrika, Filipinler vs. vs. Rampalarda ABD cepheleri hazırlandı. ABD buralar da Kuzey Afrika, Ortadoğu, Hazar bölgesi çok önemli ABD için, bu bölgenin kontrolü, BOP kapsamında parçalanması ve RUSYA, ÇİN ve KORE cephesinin açılması, doğu Avrupa ya ek, Füze ve Radar rampalarının burada kurulması lazım. Dünya enerji bölgeleri için dalaşma başlayacak yoksa Amerika batıyor, ABD buradaki malları istiyor birileri de buna çanak tutuyor. ABD yi ancak böyle bir savaş kurtarır, bu savaş 3. Dünya savaşıdır ve bence bu savaşın tetiği Pakistan ve İran olacaktır. AB ülkeleri de bu telaşa düştü çünkü çıkarlarını korumak, oluşacak patırtıda güçlü olmak ve hedefe ulaşılırsa ganimetten paylarını garantilemek zorundalar, bu cepheleşme daha da keskinleşecektir. Bizim bir an önce içimizdeki kaçağı halledip, içimizdeki değil, Avrasya ve Shanghay dâhil, Dünyadaki bu oluşumu dengeleyici ve barışı korumaya yönelik girişimlere ağırlık vermemiz gerekmektedir. Büyük Millet Meclisinin bir an önce Türk Milletinin bu gününü ve yarınını güvenceye alacak şekilde çalışmaya başlaması ve ayakta uyutulan ve sinir bozucu bir şekilde her şeyi bildiğini anladığını sanan safların uyandırılması gerekmektedir.

Saygılarımla


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

E-Posta ile haberdar ol: