Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
18
Haziran
2008
CADI AVI! Yazdır E-posta
Yurtsever Yurttaş   
Pazartesi, 24 Mart 2008

İŞİNE GELMEYENİ CADI DİYE YAKAN ZİHNİYETİN, HALA VAR OLDUĞUNUN İSPATIDIR BU GİBİ MANEVRALAR!

Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman vakıfları üzerine yaptığı araştırmalarla dikkat çeken ve 18 Aralık 2002'de Ankara'daki evinin önünde, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, ölümünün 5. yılında, yakınları ve sevenleri tarafından Karşıyaka Mezarlığı'ndaki mezarı başında anılmıştı, Bombalı suikast sonucu 24 Ocak 1993′te yaşamını yitiren gazeteci-yazar Uğur Mumcu da, ölümünün 15. yılında anıldı..

Uğur Mumcunun tespiti ile Siyaset, Tarikat ve ticaret ilişkilerinin karanlık koridorlarındaki hesaplar sonucu öldürülen Türk aydınları, bilindiği gibi bir iki tane değildir. Bu çıkar ilişkileri, Abdi İpekçinin, Muammer Aksoy’un, Çetin Emeç’in, Bahriye Üç ok’un, Ahmet Taner Kışlalının, Uğur Mumcu’nun, necip Hablemitoğlu’nun kısaca Atatürk’ün kurduğu ve hayal ettiği vatanı seven daha birçok aydının ölümüne yol açtı. Hepsini hasretle arıyorum bizim için sonsuz bir üzüntü kaynağıdır kaybı bu insanların. Esas üzücü olan da senelerdir bilgi kaynaklarından koparılan geniş halk kitlelerinin bu kayıplarından haberi olmamasıdır. Bilgi olmadan bir Milletin yaratılması da mümkün değilken, Millet lafını ağzından düşürmeyen çevrelerin, halkı cahil bırakarak neyi amaçladıklarını anlamakta da güçlük çekiyorum. 

    Bilindiği gibi bir ulusun eğitimini engeller ve gerçek Devlet Adamlarını, Bilim insanlarını, Komutanlarını, aydınlarını bastırır ya da yok ederseniz, o ulusun Güvenliğini, ortak iradesini, gücünü, aydınlanma ve analitik düşünme ve gelişim imkânını elinden alırsınız. Mustafa Kemalin yarattığı yerleştirdiği Millet bilincini geri dönüşüm çizgisine sokan bu liberal ve Amerikan yanlısı politikaların hamileri’nin Türkiye'yi getirdikleri nokta bellidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kaynaklarının nasıl çarçur edildiği ve nasıl dışa bağımlı hale gelindiği ortadadır. Bu sömürü ve talana karşı duran aydın ve münevverlerin başlarına gelenlerde ortadadır.  

   Bilindiği gibi Başta Uğur Mumcu olmak üzere, birçok aydınımız bu İrtica, Emperyalizm, Siyaset, Tarikat ve ticaret ilişkilerinin çete kavramları ve oluşumları ile Vatan için mücadele ede gelmiştir, hatta ölümlerinin de bunun sonucu olduğu kesindir. 1990 yılının 30 Ocak günüydü. Profesör Doktor Muammer Aksoy kurucu üyesi olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nden evinin kapısına geldiğinde, bir kişi Aksoy’a ‘Hocam’ diye seslendi, sesin geldiği yere bakan Muammer Aksoy’u birisi tabancayla vurarak öldürdü. Olaydan 2 saat sonra gazeteleri arayan bir kişi cinayeti İslami Hareket Örgütü adına üstlendi.   

     Muammer Aksoy cinayetinden 10 ay sonra 6 Ekim 1990 yılında hedef bu kez yine Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından, aynı zamanda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde doçent olan Bahriye Üçok’tu… Bahriye Üçok Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin ilk kadın öğretim görevlisiydi. Üçok, İslam dininin yanlış yorumlandığını söylüyor, orucun İslam’da zorunlu olmadığı, Kuran’da da başörtüsüyle ilgili ayetler bulunmadığı konusunda açıklamalar yapıyordu. Ölümünden önce son kez çıktığı televizyon programında aynı düşünceleri savunmuştu. Bahriye Üçok evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu hayatını kaybetti.  

    Üçok cinayetinin üzerinden iki buçuk yıl geçmişti ki bir pazar sabahı Türkiye yeni bir suikasta uyandı. 24 Ocak 1993 günü Uğur Mumcu aracının altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu evinin önünde öldürüldü. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan olay yeri inceleme ekipleri hiçbir delil bulamadı. Deliller bir yandan süpürüldü, bir yandan ayaklar altında çiğnendi. İşte Mumcu suikastının ardından bazı şeyler yıllarca kafalarda birer soru işareti olarak kaldı. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 sabahı Ankara'daki evinin önünde bombalı suikasta kurban gitti. Kışlalı, arabasının ön camına konulan poşeti alırken meydana gelen patlamada bir kolunu kaybederek yaşamını yitirdi. Kışlalı'nın patlamayla birlikte kopan kolu, öldükten sonra olay yerinde bulundu. Olay yerinde inceleme yapan bomba uzmanları, bombanın el yapımı parça tesirli boru tipli olduğunu ve bubi tuzağıyla arabanın ön camına yerleştirildiğini bildirdi. 

   18 Aralık 2002'de Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman vakıfları üzerine yaptığı araştırmalarla dikkat çeken Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu Ankara'daki evinin önünde, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Türlü çıkar hesaplarının yapıldığı ve uygulamaya konduğu çeşitli bölgelerde de, Yetişmiş bir insan hayatının, kültürel birikiminin ve İnsanlığa hizmetinin bedeli, cehaletin ve gözü dönmüş menfaatperestlerin biçtiği kadardır. İskenderiye Kütüphanelerini yakan zihniyetler Dünyada her zaman var olmuş ve yarattığı yıkım ve kayıplar insanlığın gelişimini hep yavaşlatmıştır. Bu konu herkesin bildiği gibi kapsamlı bir meseledir, bu Ergenekon meselesindeki gibi gaydırı gubpak yaklaşımla ele alınacak konu değildir, devlet sırrı olan dosyalardada kayıtlıdır sonra gelir bir yerlere dayanı verir... 

Bakınız

 

Sayın; Prof. Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU  Ne diyor affını diliyerek bu yazısını size sunuyorum.

Türkiye’de kendi ülkenizin çıkarlarından yana yazan ve konuşan bir aydınsanız iftiraya, hakarete uğrayarak, sürekli tehdit edilerek sonunda ölüme mahkûmsunuzdur üstelik en kötüsünden. Ya evinizin önünde alçakça kurşunlanırsınız ya da aracınıza bomba yerleştirilerek yok edilirsiniz. Bir süredir yeni başka yöntemlerde kullanılmaya başlandı. Kaza denebilecek düzmece durumlar, bazen de gerekirse faili belli olaylar yaratılıyor. İşte tam da bu noktada paranoyak olarak damgalanabilirsiniz. Çünkü Türkiye’de olup biteni değerlendirmeniz de istenmemektedir.
         Türkiye son 20-25 yıldır kendisine giydirilmeye çalışılan giysilerin içine uydurulmaya çalışılıyor. Bu işin başındakiler meseleyi aydınlar üzerinden çözmeyi başarmaya çok yaklaşmış durumdalar. Türkiye’de yaşamını sürdürmek isteyen bir “aydın”sanız önce geçmişin komünistlerinden olmanız, zamanla sıkı bir liberale, hatta neo-liberale ve İslamcıya dönüşmeniz gerekiyor. Ama yetmez. Yanı sıra asker ve Türk düşmanı, Amerikan ve Avrupa hayranı olmanız, ulusalcılığı, bayrağı, şehitlik kavramını, Atatürk’ü, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan ilkeleri, tarihinizi, vatanın bölünmez bütünlüğünü, bağımsızlığınızı ince ince aralarına sıkıştırılan hakaretlerle tartışmaya açmalısınız. Yaşanan süreçte halkından bu kadar kopuk ve ulusunun çıkarlarına bu denli kör bakan bir aydın kitlesi de sanıyorum dünyanın hiçbir yerinde yaratılamadı.
          Necip Hablemitoğlu bunların hiç biri değildi. 48 yıllık yaşamı boyunca ne bayrağına, ne tarihine, vatanına, ne de sımsıkı bağlı olduğu bu topraklara hiç ihanet etmedi. Hepsinden önemlisi namusluydu. Zihnini, düşüncelerini satışa çıkarmadan yaşadı. Yaşamının son 5-10 yıllık döneminde bütün çabası bu topraklarda bağımsızlığımızı ve varlığımızı yok etme çabası içindeki odakları anlatmak oldu. Sayısız konuşma yaptı, kitaplar ve makaleler yazdı. En önemlisi Üniversitede öğrencilerine Cumhuriyet Tarihimizi ve Atatürk Devrimlerini yalın, samimi ve güncel bilgi ile harmanlayarak anlattı. Üniversitelerin entelektüel yetiştirme amacına en iyi hizmet edenlerden biri oldu. Tarihe iz düştü. 
       18 Aralık 2002’de öldürülmesinin ardından Türkiye’de bir çok kesim ya kendi dünya görüşü, benimsediği siyasi bakış açısı ya da hizmet ettiği yerlerin manüplasyonları ile Necip’in kimliğine ilişkin yorumlar yaptı. Dedikodu biçiminde spekülatif saçma sapan, yalan yanlış bilgi ortalıkta dolaştı durdu. Kendisini hiç tanımadığını bildiğim, luzumsuz çeşit çeşit insan konuştu, sanki bildikleri varmış gibi. O günlerde çok sinirlenmiştim, şimdi onlara acıyorum. Öyle zavallı ve küçükler ki... Hele bazı medya kuruluşları Necip’i değersizleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. “Derin araştırmacı vuruldu” diye başlık attılar. Okurken şöyle demiştim; “...derinin alası sensin, sizin gibi medyadan daha derin hiçbir şey yok bu Türkiye’de...”. Kaldı ki, son birkaç yıldır da bunu zaten herkes anladı. Necip’in söylediklerini başkaları da bugün daha ileri boyutları ile anlatıyorlar. Oysa Necip konuşup yazarken kendisine kuşku ile bakılması için her türlü çaba gösterilmişti.
   
     Kimse öldürülen insanların ailelerini düşünmüyor. Ben de, kızlarımız da ve hatta Necip’te ne için öldürüldüğünü çok iyi biliyoruz, tıpkı Necip’ten öncekilerin bildikleri gibi. Bizim için acı olan, Necip’in yokluğunun dışında, bunu bilerek ve Türkiye’de olup biteni sadece seyrederek yaşamak zorunda oluşumuz. Bunun dayanılmaz bir ağırlığı var yüreklerimizde. Öyle içimize işlemiş ki bu ölümler, ben Necip için bir cenaze töreni düzenleyebildiğimize bile şükrettim. Eskiden başına bir şeyler gelebileceğini düşündüğümde kanım çekilirdi. Şimdilerde; ya cenazesini bulamasa idik, ya kaçırılsaydı, yıllarca kayıp olarak kalsaydı ne yapardık... diye düşündüğümde; ölümün bile tercih edilebilir bir şeklinin olduğunu daha iyi anlıyorum.
         Devletin bu olayı soruşturmakla ve çözmekle görevli, hatta bundan birinci derecede sorumlu kişi, kurum ve kuruluşları ise, kör, sağır ve dilsiz. Sanki böyle bir olay hiç yaşanmamış gibi. Çoğu zaman diliyorum ki, aile olarak bizim yaşadığımız acının aynısını yaşayarak hepsi de görsünler. Buna dönemin siyasi iradesi içindekiler de dâhildir. Allahın cezası hepsinin yakasına yapışsın. Ne güncel yaklaşım(!) değil mi? Nerede hukuk, adalet? Henüz biz karşılaşmadık. Biz daha Allahın laneti üzerlerine olsun deme aşamasındayız. Failler 5 yıldır bulunmayınca, hatta mecliste defalarca yöneltilen sorulara “ hazırlık soruşturması sürüyor “ gibi traji komik, belki de alaycı demeliyim, yanıtlar verilince, anlıyoruz ki, işimiz Allaha kalmış, Devletin kurumları çok meşgul. Necip Hablemitoğlu gibi “ halkla iç içe, Kemalist, ulusalcı, gözü pek, emperyalizm karşıtı, dar mesleki ve kişisel arzularına yenik düşmemiş, kalbi vatan sevgisi ile çarpan” toplum için ciddi “ organik aydın “ özellikleri taşıyan bir gazeteci kökenli bilim insanının “ öldürülmüş olması kimseyi rahatsız etmiyor, yazık!
Bu yazının tamamını ve daha fazlasını bu sitede bulabilirsiniz. http://www.hablemitoglu.org/
 
Not: Bizim insanlarımızın bir huyu var nasıl olsa biri bir şeyler yapar diye bekliyor, bu yüzden, işte o sizler için bir şeyler yapmak isteyen kahramanlar, kötüler karşısında yanlız kalıyor. Bu siteyi görmiyenin ruhunda bir şeyler eksik kalır, bu siteye giriniz ve ibret alınız. Saygılar...

 

Sayın, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok’u, Necip Hablemitoğlunu kimin ya da kimlerin öldürdüğü yine saptanamadı. 

Şaibe çok çeşitli şimdi bunun analizine girmek istemiyorum.

Sayın Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok, Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu hepsi Cumhuriyet gazetesine yazardı, daha çok Atatürk ve onunla bağdaşmış olan Kemalizm hakkında derin düşüncelere, Politik ve sosyokültürel açıdan da büyük bir birikime sahiptiler.

Elindeki hiçbir değerin farkında olmayan halkımıza duyurulur, hani hafızamız silindi deniyor ya nerde o hafızanız? işte bu aydınlarımız Toplumun bilgi dağarcığı ve hafızası idiler, bizi onlar yetiştiriyor ve sürekli bilgi pompalıyorlardı dünyaya işte hafızanız böyle siliniyor üstelik kendi rızanızla, hayatta olanların kıymetini bilelim aksi takdirde... Bir akıl var insanda, Bir de akılla ulaşılan birikim, Bu da olmazsa geriye, Sadece kilo ile ölçülen biraz et kalır. 12 . 06 . 1997 her kes kendini gözden geçirsin. Yetişmiş bir insan hayatının, kültürel birikiminin ve İnsanlığa hizmetinin bedeli, cehaletin ve gözü dönmüş menfaatperestlerin biçtiği kadardır.

    Bu sıralarda hayret bir şekilde alakasız birileri bu işlerin aslının nerelere dayandığını bilmelerine rağmen, bu kapsamlı meseleye bir perende ile sahip çıkmış gibi yapıp, esas vatan hainlerini ve çeteleri sollayıp önemli Devlet adamlarına ve sağa sola saldırıyor. Türban startına Yargıçların engeli ile başlayan bu Ergenekon operasyonunda cok çelişkiler var, Saldırı Danıştay’a, Cumhuriyete yapılmış deniyor ama ağlayanlara bir bakın! Bu konuda teknik takip belli ki uzun süredir vardı. O sırada aniden başlatılan bu süreçte daha yargı süreci başlamamıştı ama malum mecralarda patırtıdan geçilmiyordu. Önceden yazdığım bir yazıda, ‘’Teknik takip yarıda kesilmiş, operasyon öne alınmış gibi bir hava var. Yargıçların uyarısı için bir manevra olmasın bu, yargıçların oyununu bozduğu güçler bu kavramları birbirine katıp derin devlet öcüsü yaratma amacındalar olmasınlar’’Demiştim, Yargıçlar davayı açınca, takke düştü kel göründü ve müthiş bir iftira ve gıybet bombardımanı başladı. Bu arada senelerdir Ergenekon diye yeri göğü inleten MHP den tıs yok, üstelik… Hadi neyse.

    Aslında şüphe yok ki, uzun süredir sivil ve asker vatanseverleri şiddet yanlısı çevreler olarak, kamuoyu önünde köşeye sıkıştırmak için televizyonlarda bu kadar patırtı yapılıp kavram karmaşası yaratıldığı kesindir. Şu yalana dolana iftiraya bir bakın, şu Danıştay cinayeti ve cumhuriyet bombacısı Ergenekon un işiymiş, şimdide Yargıtay başsavcısı Ergenekon üyesi olacak nerdeyse, üstelik Ruslarla irtibat var falan filan gibi dedikodular ortalığa yayılıyor. Şu Hayret Ertuğrul Günay ın bunlar bir yerlere sızdı lafı ile pekiştiriliyor bu iğrenç yalan kampanyası. Danıştay üyesini Yargıçlar mı öldürttü, Cumhuriyeti bu şerefli Yargıçlar mı bombalattı? Sayın Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok, Taner Kışlalı hepsi Cumhuriyet gazetesinde yazardı, Sayın, İlhan Selçuk bu kapsamda gözaltına alındığına göre, Cumhuriyet kendine kalsın diye İlhan Selçuk yaptırmıştır bu işleri, ne komik şeylerdir bunlar. Bütün bunlar bile ayrı, ayrı dava konusu ey muhalefet, gitsenize üstüne bunun, bu yalan ve iftiralar karşılıksız mı kalacak. Sayın, Abdi İpekçinin, Muammer Aksoy’un, Çetin Emeç’in, Bahriye Üç ok’un, Ahmet Taner Kışlalının, Uğur Mumcu’nun, Necip Hablemitoğlu’nun cinayetlerinin suçu Yüksek yargıya, Yargıçlara ve Gazetecilere, Aydınlara mı kaldı? Bu nasıl bir iğrenç entrika, yalan ve gıybet rüzgârıdır bu nasıl bir hıyanet sürecidir.

     Birde ihale yolsuzlukları ilaç suiistimalleri filan gibi bazı operasyonlarda, yandaş televizyonlarda flaş haber yapılıyor ve birbirine paçal yapılıp hepsi bir bütünmüş gibi, sanki bu büyük adamlar eskilerin pisliklerinden memleketi temizliyor görüntüsü veriliyor. 2004 den beri iktidar olanlar, kendi idare dönemi olan 2008 deki yolsuzlukları bu kadar iyi üstlerinden atabilmeleri hayret bir şeydir. Bu bizden öncekiler kavramı da paçal edip yutturmaca numarası, biz yurtseverler özü sözü doğru aydınlarımız gibi hayatımız boyunca hırsızlarla boğuştuk, bu meselelerle uğraşan üstüne giden her vatandaşın başına gelmeyen kalmaz. Bunların zihniyeti öncekilerden çok mu farklı sanki öncekiler halka narkozu az veriyorlardı, halk acı hissediyordu, bunlar narkozu fazla veriyor halk mayıştı tek fark bu, tabi uluslar arası sermayenin desteğini unutmamak lazım rakamlara girmek lüzumsuz.

     Sayın Sadettin Tan Tan halkın sağ duyusuna güvenenlerden, köşe olacak imkana sahipken elinin tersi ile itip Devleti yurttaşı için kendini öne attı, güvendiği vatandaşları gitti oyunu kime verdi, açtığı dosyalar yüzünden dünya kadar dava ile uğraştı, adam senelerdir bağırıyor hırsızlık her yere sindi, nüfuz tacirleri iş bitiriyor diye kimse ilgilenmedi. Bana güven veren bir insan, sağda veya solda görünmüyor sadece doğru biri, bunlar onun giriştiği geniş temizlik hareketini kendilerine mal edip kaymağını sıyırıyorlar. Hadi gelin ağalar, cesareti olan varsa ona bir imkân verinde görelim kim hırsız kim uğursuz, kim haklı kim haksız, öyle ortamı boş bulup böğürmek kolay, adam kendi parti başkanını dinlemedi, babam olsa hırsızı yakarım diyen birisidir Sayın, Tan Tan... Öncekiler sonrakiler fark etmez, bu zihniyetlerin dokunulmazlıkları ve zaman aşımları ile sıyrıldıkları Ali Cengiz numaraları ortadadır, saymakla bitmez en kolayını söyleyeyim konut edindirme fonu, milletin en güzel yuvasını yapan bir buluştur. Herkes her şeyi biliyor aslında, ama bu orta oyunu okuma özürlü, kredi kartı silahşörü bir halka oynanıyor. Zaman aşımları ve dokunulmazlığı elde eden halkı uyutursa, Siyasi erki yakalar, siyasi erki yakalayan, Yasama yürütmeyi ve Temel dinamiklerin ümüğünü yakalar. İç ilişkiler dış ilişkiler, Hassas denge aman sarsmayalım diye, uyuyanlar gönüllü yutmayanlar mecburi, bineriz bir alamete hoplaya zıplaya yol alırız kıyamete.

    Bu numaralar aşina bize aslında, fazla içeri daldık dış işlerini unuttuk. Önceki yazılarımda bahsettiğim konuyu vurgulamak için bazı paragrafları tekrar edeceğim. ABD nin Irağı ilk işgal ettiği sıralarda, Bazı batılı yetkili ağızların, demokrasi getirilmesi zorunlu hasta ülkelerden bahsettiğini hiç unutmuyorum. ABD nin o sıralarda Türkiye de Ulusal kanalında dâhil olduğu muhalif hareketi susturun dedikleri daha dün gibi aklımda. Bütün bunlar bana aşina, şu amerikan askerlerine sempati yaratmaya dönük küflü Amerikan filmleri var birde, bunlar Vietnam’da köyleri basıp Vietnamlı kızları öldürdükleri sıralarda çok gösterilirdi. Bu filmlerde çırpınırlar Amerikalılar insanlara yardım için, gerçekte farklıdır tabi bu işler, bu sıralarda gösterimde yine bu filmler ama etkisi yok, o kadar küçük numaralar ki aslında bunlar, çünkü biri demişti gelişen teknoloji açığa çıkardı artık bu numaraları, biz bu numaraları tarihte Dünyanın her tarafında uyguladıklarını gördük. ABD’yi yönetenler eğer Dünyada o güvenilir imajı istiyorsa, artık vazgeçmek zorundadır bu oyunlardan ve sahte tavırlardan.

   Demokrasi getireceklermiş her yere, senelerdir gördük olanları, hepsini bir yana bıraksak, Demokrasi getirilmesi zorunlu hasta ülke olan Irağa nasıl DEMOKRASİ getirildiğini Dünyada herkes gördü, çoluk çocuk, senelerdir refah içinde sürünüyor ölüyorlar. Savundukları kavramlar belirgin değildir, çeşitli kavramları karambola getirip, eski Komünizm öcüsü yerine konulan, belirsiz, karmaşık, kaynağı hedefleri veriliyor gibi görünmekle beraber, aslında muallâkta olan, bir büyük tehlikeye işaret edilir. Hem de bu büyük tehlike sadece onları değil, bütün insanlığı tehdit ediyordur muhakkak. İşte bu noktada insanlığı savunma ve koruma misyonu çok büyük bir haklı güç oluşturmaktadır. İşte bu oluşan misyonu üstlenenlerin karşısında kim durabilir ki? Birleşmiş milletleri bile arkalarına almak çocuk oyuncağıdır bu durumda. Şu bir gerçek ki, Emperyalistler eğer bir bölgede halkların özgürlüğünden bahsediyor, demokrasi getirmeye çalışıyorsa, o bölgede çıkarları var ve o bölgeye diş geçiremiyorlar demektir, bu durumda her türlü kalkışma onlardan destek görür. Eğer bir bölge onların egemenlik alanında ise ve biat etmişse o bölgede her türlü kalkışma terör kapsamındadır. Bu arada bütün direnişçilerin ortak adı gibi bu, Şii direnişçiler El kaide, Sünni direnişçiler El Kaide, Toplama kampında taciz edilen karısının öcünü almaya çalışan El kaide, şimdi Türkmenlerle kapışsa onlarda EL Kaide olacak sanki. 

    Bunlar çok büyük işler gibi gözükse de çok küçük hesaplar ve insanlık dışı numaralardır aslında. Sovyetlerin komünizm öcüsünden kurtarılan Afganistan dibe vurmuş durumdadır, Saddam’ın zulmünden kurtarılan Irak malum, bütün kıtalardan örneklemek mümkündür. Demokrasinin gelip gelmediği de ortadadır. Emperyalistlerin bu meşhur “demokrasi” getirme çabaları, birçok bölgede olduğu gibi Orta Doğu halkları içinde milyonlarca cana mal olmuştur ve olmaya da devam ediyor. İşin ilginç yanı ABD halkının Entelektüel birikim ve sağduyu sahibi büyük kesiminin Dünya halklarıyla aynı kaygıları taşımasına rağmen, bu gidişin durmamasıdır.

    Bilindiği gibi Operasyon sırasında dış basındaki yorumlar, ABD’den yükselen sesler, çeşitli yetkili ve diplomatların söylemleri, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Türkiye’yi suçlamaya hazır bir alt yapı hazırladığı görülmekte ve anlaşılmaktaydı. Bu tepkiler giderek artacak bir yandan da, bahis konusu yurtiçi Medya harekâtı ile desteklenip yayılacak ve ivme kazanacaktı. Bahsettiğim sivil ve asker vatanseverleri şiddet yanlısı çevreler olarak, iç ve dış kamuoyu önünde köşeye sıkıştırmak ve Dünya kamuoyu önünde küçük düşürmek amacına ulaşılacaktı belkide. Nitekim Medyada ağır, ağır pişirilen bu olgu, 28 Şubat günü atağa geçtiği sırada, TSK gölgesinden hızlı hareket ederek, hayret edilecek çeviklikle yaptığı operasyonu aynı çeviklikle bitirdi ve o koca orduyu bir anda çekiverdi. Tabiî ki bu faaliyetlere bağlı demiyorum, bu komik olur. Dünyanın gözü önünde aleni hareket eden ve uluslar arası anlaşmalara değer veren şerefli Türk Ordusu olarak, bu aşamadaki görevini tamamladı ve çekildi. Bu tavır Propaganda ve halkla ilişkiler açısından da en uygun tavırdı ve bu açık tavır, doğal olarak başka beklentiler içinde olan kurnazların işini bozmuştur diye düşünüyorum..

   Bir kısım Medya da 28 Şubat sabahı 9.00 haber programında başlayıp, gün boyunca yayınlanan oturum ve programları gördünüz mü acaba? Ergenekon 28 Şubat ve TSK'yı birbirine bağlayıp kötüleyen ve geriye dönüş yok sloganı ile biten haber yorumu ve bu amaca yönelik programları bulunuz ve sakın kaçırmayınız. Önceki yazılarımda, niteliği değiştirilen PKK yı göklere çıkarıp, ulusalcıları ''şiddet yanlısı olan sivil ve asker çevreler olarak niteleyip, bunları 'barış' hasretiyle yanıp tutuşan kamuoyu önünde köşeye sıkıştıralım'' diyerek, Sandinista gerillaları, Saddam ordusu, Şiddet yanlısı olarak nitelenmesi ve terör örgütleri yerine konması yakındır. Diyordum ki bu sıralar da bunun yumuşatılmış uygulamasına şahit olduk. Bir Kanal da 28 Şubat sabah 9.00 haber programında, Ergenekon 28 Şubat ve TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ birbirine bağlayıp kötüleyen haber yorumlar ve onu takibenden programlar temelsiz kalıp kesilmişti. Medyada O malum kötüleme operasyonu sindi ve kör topal kaldı. Bunlara önceden hazırlandığı belli olan kitaplar eklendi ama içerikleri için gerekli alt yapıları oluşturulamadığı için, havada kaldı. Bu propaganda ve halkla ilişkiler planlaması, ivmelenmesi için gereken dayanaklarını kaybetti ve soluğu kesildi, tabiî ki el altından dayatılacağını bildiğimiz için çok dikkatli izliyorduk. Kapatma davası bu işin üstüne gidince, işte bu Ergenekon paçal patırtısı, o stratejinin kıytırık ve desteksiz bir parçası olarak karşımıza çıkmıştır yani bu çabalar bu foslayan stratejinin yamalı bohçasıdır.

 

Herkes Ergenekon bu sıralarda,

  • Sayın; Büyükanıt Ergenekon,
  • Komple ordu Ergenekon,
  • Emekli Askerler Ergenekon,
  • Bu işlere onay vermeyen emniyetçiler, Ergenekon,
  • Yüksek yargı, Yargıçlar Ergenekon,
  • Tarafsız Savcı ve Hakimler Ergenekon,
  • Kendilerinden olmayan Bürokratlar, Ergenekon
  • Muhalif gazeteciler, bütün kadroları ile Ergenekon
  • Muhalefet Partileri Ergenekon,
  • Kendilerini protesto eden halk Ergenekon,
  • Muhalif simitçi Ergenekon,
  • Muhtemel muhalif olmak üzere olanlar, Ergenekon adayı
  • MHP şu sıralarda bilinemiyor...

 

Bu sıralarda Ergenekon olmayanlar,

  • Dilipak Ergenekon değil
  • Koru Ergenekon değil,
  • Nazlı Ergenekon değil,
  • Yandaş gazetecilerin hiçbiri Ergenekon değil,
  • 2. Cumhuriyetçiler, Ergenekon değil,
  • Soros çocukları Ergenekon değil,
  • Muhtemel yandaş olmak üzere olanlar, Ergenekon adayı değil,
  • DTP liler Ergenekon değil,
  • Apo Ergenekon değil,
  • Zanalar Ergenekon değil,
  • Fethullah Ergenekon değil,
  • Dtp liler Ergenekon değil,
  • Talabani müttefik
  • Barzani Müttefik,
  • Bakoyanni Müttefik,
  • ABD Müttefik,

 

Fethullah Örgütlenmesinin temel taşlarından bir, ŞAKİRT NE ANLATIYOR!

Aldığım site.  ( http://www.irtica.org )

 

Hepimizin en nefret ettiği yer Ordu idi. Bir toplantımızda bir ağabeyimizin Ordu, Danıştay ve diğer "solcu" kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. Ağabeyimiz bu gibi kurumlar için "artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşı koymalıyız" diyordu. Gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. Özkök Paşa’nın Genelkurmay Başkanı olacağı günleri ip ile çekiyorduk.
 
Aksiyon Dergisi'nin bir sayısında "Ergenekon" diye bir grup kapak yapılmıştı. Bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. Yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının Arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yazılıydı. Ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. Bu benim için bir dönüm noktasıydı.
 
Biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? Bizi solcular engellemiyor muydu? Bizim mücadelemiz iman kurtarmak değil miydi? Bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? Devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? Hem bize ne diye düşman olsunlar ki?
 

Uyanışım; 

Artık her şey saçma geliyordu bana. Biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. Çünkü toplu olarak cennete girecektik. Sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. Ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. Tabanı samimi ve bir o kadar da cahil (beyni etkisizleştirilmiş anlamında) insanlar oluşturuyordu. Bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. Ama uyuyorlardı. Üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını.

   Bu Ergenekon un ne olup olmadığı zaman içinde ortaya çıkar, ayrıca bu kadar sorun varken şu aşamada memleket için ne derece önemli ya da zararlı olduğu tartışılır. Esas mesele bu işin kötü amaçlı kullanımı nın boyutları. En önemli Devlet Adamlarımıza, kendi Ordumuza kadar ağır saldırı içeren ve PKKnın bile başaramadığı ölçüde atılan çamurlar ve bu çabaların içerdiği amaç çok ibret vericidir. Çok tehlikeli bir süreç yaşanmaktadır, bütün bunlar Dünyaya yayılıp, birleşmiş milletler üyelerine ve halklarına belletilmeden, ne yapılacaksa yapılmalıdır. Ermeni meselesi de senelerce boş bırakıldı, başımıza gelenler ortada. Adamlara göre kendileri dışında her kes darbeci, üstelik her yere sızmışlar, Demokrasi diye mangalda kül bırakmadılar, bu güne kadarkileri geçtim, bu uygulamalara bir bakın, Sayın, yalçın Küçük çok güzel tasvir etmiş durumu. Sıkıyönetim mi geldi demiş...

    Öldürülenler ulusalcı Atatürkçü Bilim insanları, aydınlar, vatanseverler, suçlanmaya çalışılanlar hem onlar, hem belli değil, Cumhuriyet gazetesi camiasının ne alakası var bu işlerle, simitçi ya da sokaktaki hıyarcı muhalefet yapsa, Ergenekon diye paketleyecek birileri. Atatürkçü laik düzeni savunanları laik düzene muhalefetten tutuklamak hangi cingözün aklına gelir tebrik etmek lazım bu yaratıcı kişileri. Tahkikat komisyononu bile takiye ile laik düzenin arasına sıkıştırıp yamamak her kesin harcı değil. Bu iş orta çağın cadı avcılığına döndü, kendisine pas vermeyen kadını cadı diye yakan zihniyetin, bu çağda da hala var olduğunun ispatıdır bu. Elin taşı ile elin kuşunu vurmada uzman takiye ustalarına dikkat etmekte fayda var. Kediyi saldıklarında korkup kaçacak adam varmı bilmem ama vatanı için ölecek çok adam var burada. Eskiden yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum size... Polis iki kişiye bağırıyordu, doluştuk başına seyrettik, oğlum hanginiz aldı cep telefonunu, ikisi de o abi diyordu, o aldı cep telefonumu, o kadar inandırıcıydı ki ikisi de, Polis de içinden çıkamadı bizde… Yürüyün len emniyete kayıtlardan anlarız dedi, gittiler, yattık yerlere gülmekten sayın levent kırca bunu görmeliydi. Neyse bizde görürüz bakalım şimdilik izleyip bekleyelim.

 

Üstüne basa basa bir daha söylüyorum!

Eğer yanlışlarının farkına varıp yine tornistan etmezlerse, aşağıdaki yöne giderler, ama ABD işini bilir Fethullah da uyanıktır, büyük ihtimalle gerilimi azaltıp gündem değiştirerek, bu süreci çaktırmadan yürütebilecekleri bir farklı sakin gündemler sürecine taşıyacaklardır, benden söylemesi...

    Bundan sonraki dönemde Anadolu’da İslami halkoyu alt yapısını hazırlama çalışmalarının seyri yerel yönetim seçimleri ile hızlandırılacak ve buda zaten alt yapısı hazırlanan, mahalle baskısının had safhada olduğu, Doğudan batıya doğru gelişecektir. Buna eşgüdüm olarak AB reformlarına yönelip, belli kesimlerin desteği hedeflenecek, AB reformlarına ve DEMOKRASİYE sarılıp Durmak yok yola devam sloganı ile halkı özgürlüğe taşıyan devrim rüzgârı ivmelendirilmeye çalışılacak, AB reformlarının dayattığı Kıbrıs vs. konulara yoğunlaşılacaktır. Bu Dünya çapındaki, Medeniyetler ittifakı, OESD vs. ilişkilerle ve faaliyetlerle yürüyecek, bağımlılıklar arttırılacak. Güney doğu meselesi, küresel Ekonomik kriz, Ermeni ve Kıbrıs sorunu ve başımıza örülecek vs. çoraplar ve artan bağımlılıklarımızla oluşacak sıkışma beklenecektir. Anayasa paketi Referandum yolu ile meşru temel oluşturma çalışmaları en önemli dayanakları olacaktır kesinlikle engellenmelidir, hatta belediye seçimleri bile bu işe yarayabilir.
     Bu yöntemlerle Türkiye, vazgeçtiği takdirde, uluslar arası baskıya maruz kalacağı, dönülmez noktalara götürülmeye çalışılacak ve dönüşüme uygun ortam kollanacaktır. En kritik oluşum ise dikkatlerden uzak gelişiyor, ABD bunların tek başına başaramayacağını anladı, onun için Natoyu kullanarak Anadoluya Asker yerleştirerek Kuzey Iraktaki Kürt yönetimine verdiği desteği bunlarada vermeyi düşünüyor. Bu büyük plan ABD nin planlarının bir parçasıdır ve bozulacağını anlayınca atak başladı, dikkat edin Usame bin ladenin ses kasedi yine piyasaya çıktı, üstelik kaset olduğu halde Usamenin görüntüleri ile birlikte veriliyor ve etkisi arttırılıyor, bu ne zaman olsa ABD bir yerlere saldırmak için meşru dayanak kazanıyor. Anayasa mahkemesi davayı sonuçlandırmadan ABD nin bu Türkiye’yi işgal ve cephenin oluşturulma safhasını tamamlaması lazım, aksi halde taraftarlar kaybedecek ve 5 Kasım planları bozulacak. ABD’nin bütün bu süreçleri garantiye alması ve hızlı olması gerekiyor.
  • İzmir Urla'ya taşınan Nato üssü bir dönülmez nokta
  • 4000 amerikan askeri yerleşecek dönülmez nokta
  • 6. Filo gelecek dönülmez nokta
  • Mor doğan’da başlayan havaalanı inşaatı dönülmez nokta
  • Uzun Ada'nın da kullanılacağı dönülmez nokta

 

 Bizim insanlarımızın bir huyu var nasıl olsa biri bir şeyler yapar diye bekliyor,bu yüzden, işte o sizler için birşeyler yapmak isteyen kahramanlar, kötüler karşısında yalnız kalıyor, lütfen katılın dünyanın dönüşüne, edilgen olmayın çünkü istenen bu, en azından yorum yazın var olalım birlikte.


feed2 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
Yurtsever Yurttaş
10 Nisan 2008 04:23 29
Başarı Göstergesi: +0

Sevgili Sibel; Şimdiki savaş bilgiyle yürüyor27 yaşında daha çok gençsin, ve daha çok vaktin var. Ruhunun güzelliği satırlarına yansıyor, senin gibi kıymetli nesillerine bu vatanın çok ihtiyacı var. Sen ve bütün gençlere sesleniyorum, kültür emperyalizminin etkisinden sıyrılın ve lütfen okuyun araştırın kendinizi yetiştirin, bunu da strese girmeden zevk alarak yapın. Eğer bunu yaparsanız ve bu zevki farkederseniz, bilginin ve farkında olmanın geçici zevklerden çok daha zevkli ve önemli olduğunu anlayacaksınız ve ilerde oluşacak bilgi birikiminin, hem size hem vatana nasıl faydalı olduğuna şaşacaksınız. İşte ozaman beni sevgiyle hatırlayınız. Ülkemizin ve tüm dünyanın insanlarına sevgilerimi sunuyorum, kötülere bile.

İnsan deyince insanın bilincine varmalı
Herkes dönüp özüne bakmalı her an
Bakmakla görmek bir değildir
İyi bakmalı, iyi görmeli insan

Karanlık basarsa her şeyi örtercesine
Bil ki bilene ve özü görebilene, aydınlık her yan
Aydınlık cehaleti ilan edercesine
Yırtar karanlığı, görür geceleri gözü kapalı insan.

Yurtsever Yurttaş
15 / 04 / 1998

Rapor Et
Başarısız
Başarılı
Sibel ÖZDURAN
09 Nisan 2008 20:35 39
Başarı Göstergesi: +2

Yurtsever Yurttaş teşekkür ederim.

Bu kelimeleri hıçkırıklarla ağlayarak yazıyorum.
Hırsımdan klavyeyi kırmak üzereyim.

ülkemi insanlar parça püncük etmek isterlerken biz meğer tv dizileriyle sindrella larla kandırılıyormuşuz.

ben 27 yaşına gelmiş ve gerçekleri çok sonraları anlayabilmiş biri olarak...peki birşey soracağım.

bu ülkenin yönetim kadrosunda vatanını-milletini canından-cebinden daha çok seven ve uğruna herşeyi göze alıp her şeyi yapabilecek kimse yok mu???

böyle birini hiçbirimiz seçememişiz öyle mi?

evet öyle..

e madem öyle gebze cezaevindeki pkklıyı alır vekil yaparlar başına böyle..
bi tayyip gider emir alır bi baykal gider talimat alır bushtan böyle...

90 yıl önce yokluk içinde ama gurulu ve vatan aşkı taşıyan o ruh ile nasılki vatanını VATAN HAİNLERİNDEN temizlemeyi başarmışsa bu millet,

yine yapar, yapacaktır,

işte o zaman ben tv karşısında dizi seyrediyor olmayacağım.

belki ateşli silah kullanamam, tank-top-tüfek kullanamam ama emin olunki herkesten daha çok ve daha hızlı mermi taşıyabilirim!!

Rapor Et
Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: BİR ABD ANALİZİ   :: 'Kapatma-mapatma' hikaye   :: AKP: Arapları Kalkındırma Partisi...   :: Bir Pazar Günü   :: Terslikler   :: Takımın omurgası   :: Orgeneral Ergin Saygun, neden hedeflerinde ?!   :: CEVABINI USTAMIZ VERMİŞ ZATEN!   :: SAVAŞÇI RUHLU TÜRK'LER!   :: "İhtimal bazı kafalar kesilecektir"   :: Kapatma davası değil, İran operasyonu   :: Uzlaşma   :: Batı Neden Dinci Oldu?   :: Eşik Aşma   :: Başbuğ'a "Büyükanıt Süreci" mi Uygulanıyor?   :: Orgeneral Başbuğ neden hedef tahtalarında?   :: Harikasınız Çocuklar   :: Cep telefonuna karşı uyarı   :: Karpuz fiyatları yerle bir   :: İkinci El Otomobil Piyasasında Durgunluk   :: Yarsav Başkanı:'Yargı Organlarına Saldırı Var'   :: 'Mesaisini Ankara için harcasın!'   :: Cemaatin karanlık planları   :: Siyaset oyunu   :: Şener AKP'de nasıl durabildi?   :: Sopayla icra edilen kanuna ne denir?   :: AKP Birliklerinin Toplu Saldırısı   :: İki Kişi   :: Amastris'in Gözyaşları   :: AKP'nin Alevi Açılımı Ve Çamuroğlu

     
NURTEN AKYAZILILAR
Nurten AKYAZILILAR ORTADOĞU TOPRAKLARINDA ÇİĞNENEN İNSANLIK Ortadoğu coğrafyası sahip olduğu toprağının bereketi, enerji kaynakları, su ve doğal yolları sebebiyle her zaman gü...
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: