Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
03
Haziran
2008
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Muhlise GÜNGÖR arrow GÜN BU GÜNDÜR! NEYİ BEKLERİZ?
GÜN BU GÜNDÜR! NEYİ BEKLERİZ? Yazdır E-posta
Muhlise GÜNGÖR   
Perşembe, 22 Mayıs 2008
Muhlise GÜNGÖRZamanın neresindeyiz?

Takvimlere göre 2008.

Ama değişimleri(!), pislik oyunlarla vatanın elimizden kayıp gittiğini gördükçe yok hayır! Bu zaman, o zaman değil.

Albert Einstein:"Zaman izafidir" demiş.

Yoksa zaman gerçekten izafi mi?

Kimler zamanın ilerisinde?

Kimler gerisinde?

Herkes ‘’en(!) ilerisinde’’ olduğundan dem vuruyor.

Zaman kargaşası içindeyiz.

 

Hangi insan aklı karanlık çağları ister?

Hangi insan kazanılmış haklarından vazgeçmek ister?

Hangi kadın özgürlük adına yeniden zincirlenmek ister?

Hangi siyasi ahlak vatanını peşkeş çeker, satar?

 

Tanımlayamayacağım bir keder içindeyim.

Sanki karanlıklarda kalmış gibi çaresizce bir ışık aramaktayım.

Nefes alamıyorum!

Bu yazım bir yazı değil, ruhumun sessiz isyan çığlığı!

İçim acıyor!

Yüreğimde ki her bir kas lifim lime lime ayrılıyor sanki.

Hangi zamanda olduğuma bakıyorum ve karar veremiyorum inanın bana.

Zamansız bir zamanda yaşamak için neler vermezdim.

Umutların tükenmediği, tüketilmediği bir zamanda yaşamayı isterdim.

Şövalemi kurup tualimi hazırlayıp, paletime tüm renkleri döküp resim yapmak isterdim zamanın olmadığı bir zamanda.

Kaygılarımın sadece renklerin seçiminde, ya da temanın iyi işlenmesi konusunda olması için neler vermezdim.

 

Oysa kaygılarım şimdi çok derin!

 

Otuz yılı aşkın eğitim camiasının içindeyim.

Bir toplumun geleceğinin ‘’değişimlerle!’’ nasıl yok edildiğine kahrolarak tanık oldum.

Düşünmeyi öğrenemeyen, uyutulan, sorgulamasını yapamayan, geleceğimizin göz göre göre yok edilmeye çalışıldığı büyük oyunlara tanıklık ettim!

Siyasete alet olmuş Milli Eğitimde, yazboz tahtasına dönmüş müfredatla, yel değirmenlerine savaş açmışçasına mücadele verdim.

Bireysel çabaların önünde devasa bir kâbus varken bir şey yapamamanın acısını yaşadım yıllar boyu.

Örgütsüz toplumların nasıl kolayca alt edilebilirliğini yaşadım, acısını çektim.

 

Arsızlığın cesaret sayıldığı…

Aydınlıkların zahiri olduğu…

Geri dönüşümün mubah sayıldığı…

İffet ve din kavramlarının karıştığı…

İlkelerimizin yıkıldığı…

Vatanımızın kayıp gittiği…

Kemalizm’in yok edilmesine ramak kaldığı…

Çok zamansız zamanlar gördüm!

Suçluyum, sizler kadar suçluyum!

Biliyorum ki gelecekten utanç duyacağım, hiçbir şey yapamamanın çaresizliği ile küçüleceğim, keş kelerle dolu bir gelecekle baş başayım.

Bu nasıl bir zulümdür düşünebiliyor musunuz?

Tüm bunlara sebebiyet vermemek adına bir şeyler yapılmalı?

Yapılabilecek en mantıklı ve tek doğru yolun Bursa Nutku’nu gerçekleştirmek olduğu inancındayım.

Bunu düşündüğümde zamanın yerli yerinde olduğunu görüyorum.

Bunu düşündüğümde yüreğim karanlıktan aydınlığa çıkıyor.

Bunu düşündüğümde şehitlerimizin rahat uyuduğunu düşünüyorum.

Bunu düşündüğümde aydınlık bir geleceğin bizleri beklediğini görüyorum.

Bunu düşündüğümde kalbim kabarıyor, adrenalin tavan yapıyor ve diyorum ki aydınlık bir gelecek için en doğrusu bu!

 

Hadi o zaman neyi bekleriz?

 

Kurtarıcı bekleyen ilkel toplumlardan mı olacağız!

Biz HALKIZ ve gücümüzün farkında olmalıyız.

İnanınız bana bu güç önünde hiçbir engel duramaz!

Bu öyle bir güç ki yeniden tarih yazarız!

Bu öyle bir güç ki karanlıklardan aydınlığa çıkarız!

Bu öyle bir güç ki emperyalizm vız gelir bize!

Bu öyle bir güç ki geleceğimiz olan çocuklarımıza aydınlık yarınlar bırakırız!

 

Aynı korkuyu çekenler!

Korkuların kâbus olmasını istemeyenler!

Zamanın gerilere dönmesinden muzdarip olanlar!

Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti ilkelerini yerle bir edenlere karşı, yeniden top yekûn mücadele zamanıdır!

Emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine KARŞI GELME ZAMANIDIR!

Gün bu gündür! 

Ya istiklal ya ölüm deme günüdür! 

 

Saygılar


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: Domatese Rusya darbesi   :: ACITAN GERÇEKLER!   :: Özlemek ve Özümsemek   :: Dolar neden yükselmiyor?   :: Eski sol, yeni liberal aydınlar milliyetçiliği güçlendirdi   :: Büyüteç   :: İdeolojisine "kuru" dedikleri Atatürk'ün tırnağına kurban olsunlar   :: GAP-SAT mı?   :: İçimizdeki Sormak, Dışımızdaki Görmek İstemiyor   :: Kastelli   :: 'İslam'ın yeni yüzü...'   :: KARAMANOĞLU MEHMET BEY'in Kemikleri Sızlıyor!   :: İşçisine Açılmayan Kadıköy Meydanı, Azınlık (pkk) Hakları Savunucularına Açıldı   :: Atatürk'e saldırı emrinin sahipleri ve ücretli köleleri   :: Türk Telekom'da hangi fiyat doğru?   :: AKP'nin AB Süreci ve Babacan   :: Saydamlaştırma   :: Din-leme!   :: Üşenmemiş Bir de Kitap Yazmış!   :: 'İletişim Hürriyeti Devletten Endişe Etmemeyi Amaçlar'   :: El Yazması Eserler Çöpler Arasında   :: "Sözde Kürt Sorununa Demokratik Çözüm" Mitinginde Öcalan Posteri   :: Başsağlığı...   :: Antalya, Antalya...   :: AKP Davasının 'Esas'ları!   :: Değişik Alanlarda Aynı Amaçla İki İnsan   :: Babacan için yolun sonu... Şimşek ayrı bir facia!   :: Babacan'ın sözleri işin özüdür!   :: Yeni oyun   :: Fethullah Gülen ve Scientology

ACITAN GERÇEKLER!

15Nisan 1994, R.Tayyip Edoğan'ın Belediye Başkanlığına geldiği sırada vermiş olduğu mal beyanında ki serveti: 5.110YTL.

Diğer Yazıları
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: