Sene 93, yer Anadolu’nun minik bir şehri. Alt komşumuz bir ablanın ağzından sürekli duyduğum ve çok merak ettiğim bir olaya katılmak için ‘’izin(!)’’ alınmıştı ve ben o gün gidecektim. Gittik.
Kalabalık bir gurup hanım yerlere oturmuş başlarında namaz örtüleri sessizce bekliyorlardı. Odanın dip tarafında yüksekçe bir yerde rahle ve rahlenin olduğu yer boş bırakılmış herkesin rahatlıkla o bölgeyi görmesi sağlanmıştı. Yani stratejik bir bölge seçilmiş. Rahle başına geçen kişi herkesi görecekti. Biraz sonra genç bir bayan girdi ve herkesi o güne kadar hiç duymadığım bir dille selamladı. Bu ‘’selamünaleyküm – aleykümselam’’dan çok uzak, seremoni gibi bir şeydi sanki. Sessizlik had safhada, genç bayanın nefesini duyuyorum sanki. Gayet tok bir sesle, biraz da yüksek bir ses tonu ile hitabeti çok kuvvetli genç bir bayan. Önce ihlâs suresi Arapça okundu, sonra Türkçe meali söylendi. Tüm insanlar huşu içinde gözlerini ayırmadan hanıma bakıyorlardı. ‘’Sohbet’’ adı verilen bir gurubun sohbetine özel izinle katılmıştım ve açıkçası çok kuşkulanıyordum. Ama ihlâs suresi ve sonra Türkçe açıklaması olunca kendimden utandım. Çokta hoşuma gitti açıkçası. Zira ne okuduğumuzu anlayabilmek ve bu konuda halkın aydınlanması benim için güzeldi. Daha sonra soruları olanlara sözler verildi ve sorular yanıtlandı… Buraya kadar her şey güzel gidiyordu. Sonra birden birileri ortaya bir çarşaf getirdi ve çuvallar geldi anlayamadığım bir şeyler sergilenmeye başlandı. Hitabet gücü kuvvetli olan ve sonradan HOCA olduğunu öğrendiğim hanım herkesi tanıyor ve geçen hafta ile ilgili hesap soruyordu. —Ayşe Hanım siz dantelleri bitirdiniz mi? ---Fatma Hanım erişteler kesildi mi? ---Hacer hanım siz un çuvalını tedarik ettiniz mi? ---Münevver hanım siz kaç kilo kıyma kavurmalık et aldınız? Gibi daha önceki haftadan yapılması gereken işler konuşuldu ve sıra yeni haftaya geldi Bu hafta ne yapılacağı soruldu. Buraya kadar ne olduğunu anlayamadım. Ne olacaktı bu alınan verilenler? Dualarla ne alakası vardı bu alışverişin? Bu haftaya sıra geldi ve başlandı pazarlığa. Ayşe Hanım yine dantel örmek için bir başkasının getirdiği dantel yumağını aldı haftaya örmek getirmek için. Fatma Hanım yeni gelen bir çuval unu aldı erişte kesmek için. Münevver hanım 3 kilo kavurmalık et almış kavurmuş, satışa hazır hale getirmiş. Ben dumura uğramış halde merak içinde bakıyorum… Bazıları iş yerine para atıyor, bazıları altın, bazıları dantel, bazıları çorap vs vs… Çarşafın içi tıklım tıklım doldu. Ne arasanız var, satılabilecek ne varsa, paraya dönüşebilecek ne varsa, ya da direk para, altın! Alan genç bayan çok memnun… Verenler alandan daha memnun.
Allah rızası için veriyorlar!
Hadi parayı altını anladım da bu mal cinsi olanlar ne olacak? Efendim kermesler düzenlenip 1 kilo erişte 30 milyona gibi fahiş bir fiyata ya da verebilecekleri kadar paraya satılacaktı. Belli bir değer yok, kim ne verirse hayır için!
Nereye gidiyor bu toplanan paralar? Cevabına yazmama gerek yok sanıyorum. Önemli olan din duygusunun sömürülerek para toplanması. Ve bunu minicik bir Anadolu şehrinin sadece bir tek sokağında her hafta tekrarlandığını düşünürsek, vay halimize! Bugün bile hala varoşlardaki yoksul ev hanımları iş gücüyle katkıda bulunuyorlar. Baktığınızda ellerinde Kur-anı Kerim’de var, iş çantaları da… Çok güzel başarıyorlar, çok organizeler… Ahhh birde gibi yakayı Almanlara kaptırmasalar! Kaptırmayan F tipleri de var. Üstelik ilkokul mezunluğundan ağlama ile düşünürlüğe kadar yükselmiş bir profesyonellik(!) Onlar işin kompetanı olmuşçasına daha profesyonelce çalışıyorlar! Kompetanı olanlar voleyi vuruyor, gemicikler, dünyanın en zengin devlet başkanları arasında 8. sıraya yükselmeler… Çarkın ‘’Dişlileri’’ arasında, hoş ve de mayhoş durumda yollar tutulmuş gidiyor… Arada sırada yakayı ele verseler bile yılmadan devam ediyorlar. Baksanıza adam hala RTÜK başkanlığını yapıyor! Taaa en tepedekiler sanık! Gerisi sanık olsa ne yazar ki?
Peki, Bizler Ne Yapıyoruz? Muhalefet, ehh işte! Artık biraz ses çıkarıyor Savcılar, yargı bağımlılığından(!) Hakkâri’nin Yüksekovası’na sürülmemek için sus pus! HALK, zaten uyuşturularak ‘’hazır beslek‘’ canlı konumunda yaşar yaşamaz arası… Hala çeneye kuvvet birbirimizin düşüncelerini çürütmek için var gücümüzle boğaz patlatıp, masalarda vatan kurtarırız... Dizilerin, yarışmaların, desti izdivaçların kritiğini yaparak kültürlü olduğumuzu düşünerek böbürleniriz! Sonuç alınmayan mitinglerde halay çeker, şarkı söyler dans ederiz(!) Tersanede ki ölümlere sanki oyun havalı(!) protestolar yaparız! Olmuyor! Olmuyor! Yakında ‘’Muhlise Ana Türbesi’’ açacağım(!) Maksat Kemalizm için çalışmak değil mi? Nasılsa onlar için her yol mubahsa neden biz kibar, dürüst davranıp armut piş ve lütfen ağzımın tam ortasına düş ki yanağım kirlenmesin diyoruz! İşin şakasını bir tarafa bırakalım da adamlardan biraz olsun ders alalım. Gerçekten Türkiye ormanları yakılarak yeşillikten uzaklaştığı, yeşil olmadığı düşünülse de, bana göre yemyeşil, alabildiğince yeşil, uçsuz bucaksız yeşil… Çünkü sermayenin en koyu ‘’yeşilini’’ yaşıyor! Yeşillikler ne yazık ki DİN adına yapılan sahtekârlıkla elde ediliyor! Saygılar.
|