Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
09
Ekim
2008
Önsayfa arrow Yazarlarımız arrow Efendiler kendinize mi güvenmiyorsunuz yoksa Türk kadınının faziletinden mi kuskunuz var?
Efendiler kendinize mi güvenmiyorsunuz yoksa Türk kadınının faziletinden mi kuskunuz var? Yazdır E-posta
Muhlise GÜNGÖR - muhlisegungor@dengeli.com   
Pazartesi, 04 Ağustos 2008
Muhlise GÜNGÖRSelçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisi devam eden Şerife Atayer'in (12) babası Ahmet Atayer (48), hastane önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Bizim çocuklarımız baleye gitmiyor, diskoya bara gitmiyor, köpük banyosunda ölmüyor, bazı medya grupları neden çok abartıyor aklım almıyor''

Bu sözler çok çarpıcı ve toplumun dokularının nasıl ayrıldığının bir örneği…
Tehlikenin çok yakında olduğunun örneği…
Bu sözleri okuyunca tüylerim diken diken oldu.
Kadın ya da kız çocuğu ne kadar aşağılık yaratık olarak gösteriliyor.
Bunu söyleyen bir baba(!)
Toplumun nasıl ayrıştırıldığını gösteren sözler…
Açık kadın ve kapalı kadın ayrımı!
18 kızımızın öldüğü vahşet tablosunda tek bir şikâyetçi aile yok, ama hepsi ‘’şehit’’ kabul ediliyor.
Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun.
Ama birileri de hesap versin!
Bunların hesabı sorulmalıdır!
Her zaman ki gibi yapılanın yanına kar kalmamalıdır!

Müslümanlar ve diğerleri…
Peki, Müslümanlığı neye göre ayırıyorlar?
KADINA GÖRE!
Minnacık, körpecik beyinler baskıyla gittiler o Kuran Kurslarına…
Elbette ki Kuran Kurslarına gitmenin karşısında değilim. Yaşlarının küçüklüğünden şikâyetçiyim.Denetimsizliğinden şikayetçiyim.
Doğru ve yanlışı ayıramayan, farkında bile olmayan o minicik beyinlerin din, mahalle ve aile baskısıyla ileride nasıl doğruyu bulmasını, düşünmesini bekleyebilir ki?
Henüz somut kavramlardan soyut kavramlara bile geçmesinin olası olmadığı yaşlarda mahalle aralarında, karanlık bodrum katlarında, eğitimsiz kişiler tarafından nasıl eğitildiğinden söz edebiliriz ki?
Öyle bir hale geldik ki henüz okula başlamamış, 7 yaş öncesi ana sınıfının yararları tüm dünyaca kabul edilmiş bir zamanda bu kız çocuklarını alarak dini eğitim altında verilenlerin ne olduğundan haberimiz var mı?
Oyun kadınlar ve kız çocukları üzerinden yapılıyor. Hem de süratle artırılarak
 

Biz kadınları neden kapatmaya çalışıyorlar, neden din kullanılarak baskı yaratılıyor?

Kadını tanımlarken, tasvir ederken mutlaka ‘’saçlarından’’ bahsettiğimize dikkat ettim son yıllarda.
Gösterişsiz sade bir kadın bile o çok güzel saçlarıyla dikkati toplayıverir birden bire…
Kadında saç önemlidir, gizem kaynağıdır, efsundur, güzelliktir.

İlk çağlarda kadın saçından korkulur, saçlara büyülü diye bakılırdı. Tanrıça resimlerine baktığımızda saçların arka plana çekilip hep başlarında korkutan, ya da güç sembolü olan simgelere rastlarız. Yılan, kuş, çeşitli bitkiler ya da gök cisimlerini kadın kafasında semboller olarak görürüz.
O büyülerin çok geçerli olduğu zamanlarda ise kadının doğurganlığından korkulmuştur. Öyle ya bedeninde yepyeni bir canlı meydana getiren doğuran bir kadın!
Saçın ve doğurmanın gizemi kaybolduğu zamanla eş değer olarak kadın geri plana itilmiş ve erkek egemenliği söz konusu olmuştur.
Saçları, doğurganlığı yok ama ''güçlü kaslarıyla'' kadını itivermiştir erkek, yıllarca ezilmişliğinin hıncını alırcasına.

Bugünün ne farkı var o ilk çağlardan?
Baş örtmenin tarihçesini anlatacak değilim. Hepimizin malumu.
Ama Muazzez İlmiye Çığ’dan bahsetmek lazım bir cümle de olsa. Türkiye’nin tek ‘’Sümerolog’’u olan bilim kadını ve 92 yaşında,  tabletlerden okuduğunu kitabında ‘’Sümerler fahişeleri diğer kadınlardan ayırt etmek için örtüye sokarlardı’’ diye yazması ile mahkemeye verilmesinin arkasındaki gerçekleri düşünmek lazım.
Üniversite de ki kızların örtünmesinden bahsedilir hep. Üstelik bu örtünmenin ‘’Özgürlük(!)’’ adına olduğu söylenir.
Tarlada çalışan, tezgâhtarlık yapan, fabrikada işçi olan, evinde beş çocuğuna bakan kadından, kadının saçından söz edilmez!
Ana, baba, ağabey, mahalle baskısıyla ya da geleneğe göre başını örtenden bahsedilmez!

İşlerine mi gelmez bilinmez.
Ama çalışmayarak sadece okutulan(!) kadından bahsedilir nedense?
‘’Velev ki türban siyasi simge olsa!‘’ diyenlerin ve etrafındakilerin eşlerine ve kız çocuklarına baktığımızda okuduklarını, yüksel tahsil yaptıklarını ama derhal evlendirilerek evde kapatıldıklarını neden görmeyiz ki?
Özgürlükler ve daha çok demokrasi için Türbanı tercih edenler neden çalıştırılmazlar?
Hani nerde o çok söyledikleri özgürlükleri ve demokrasileri?

 KAPANAN KADIN DEĞİL! KAPATAN ERKEK!
Siyasi çıkarları için kadın kullanılıyor yine.
Atatürk’e neden düşmanlar?
Her yerde önlerine koskoca bir engel çıkartıyor da ondan.
Yıkamıyorlar düşüncelerini,1938’den beri türlü ayak oyunlarıyla, Bizans entrikalarının bile masum kaldığı entrikalar dönüyor, kadınlar kullanılıyor, hukuk iğdiş ediliyor, ordu yıpratılıyor, Kemalist düşünceye sahip olanların avlanması başlıyor, sahte ulusalcılar türüyor mantar gibi…
Biz kadınların Atatürk’e düşüncelerine, ilkelerine ve Atatürk Cumhuriyetine daha çok sahip çıkmamız lazım.
Biz kadınların üzerinden siyaset yapılmasının önüne yine biz kadınların geçmesi lazım!
Ama ‘’aydın’’ geçinen kadınlarımızın büyük çoğunluğunun ''gıkı'' çıkmıyor!
Kapanma, türban, kara çarşaf ya da burka kadını aydın ya da değil diye ayırt etmiyor ki tüm kadınları kapatıyor!
Bakın burada EŞİTLİK(!) söz konusu haklarını yememek lazım…

 ’Mustafa Kemal erkek ve kadınların olduğu bir topluluğa karsı ilk defa konuşmaktadır. Ancak haremlik selamlık uygulanmış ve kadınlar erkeklerle aralarında boşluk olacak şekilde arka sıralara oturtulmuştur. Mustafa Kemal ise bu duruma tepki gösterip kızar ve düzenlemeyi yapan erkeklere su soruyu sorar; - Efendiler kendinize mi güvenmiyorsunuz yoksa Türk kadınının faziletinden mi kuskunuz var?’’

 

Tüm gerçekleri çırılçıplak ortaya koyuyor… Ruhun şad olsun.


Saygılar.


2 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
DUMAN
04 Ağustos 2008 21:54 25
Başarı Göstergesi: +1

75 milyon nüfuslu Türkiye'de okul sayısı 67 bin...Resmi kayıtlı cami sayısı 85 bin ...Mescitleri ekleyin...Buna yasal ve (belki daha fazlası da kaçak) kuran kurslarını da ekleyin...Diyanete ayrılan bütçe (2007) tüm üniversitelere ayrılan ve sekiz bakanlık bütçesinden fazlayken bir daha, bir daha, bir daha düşünmek gerek. İnsanlar yaşam kavgası verirken kendilerini ekonomik, sosyal ve kültürel refaha taşısın diye umarak oy verdikleri yöneticilerin öncelikleri ile kendi öncelikleri arasındaki örtüşme ve ayrışmayıi iyi görmek zorunda! Sözde özendiğimiz, kriterlerine uymaya çalıştığımız AB ülkelerinde din kurumları eğitim kurumlarının yaklaşık yüzde onu gibi...Biu tablo ile ancak, çocuklarının ölümüne sebebiyet verenleri sorgulayamayan, ''takdir-i ilahi'' diyerek, yobazlığı din belleten şeytanların ağına düşmüş babalar ve onları dğuracak, çoğaltacak geleceğin anaları yetiştiririlir!

Başarısız
Başarılı
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa
04 Ağustos 2008 19:19 43
Başarı Göstergesi: +4

Türk Kadını'nı kapatmazsalar binlerce Muhlise GÜNGÖR olur her yerde...

E o zaman nasıl bölünecek bu millet ?

Ve nasıl parçalanacak bu devlet!?

-----------

Üslubunuz, kaleminiz, bağımsızlığınız çok güzel.

Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

busy
 
   
Zafer YÜCEL
Zafer YÜCEL Hasta hakları koca bir palavradır... Türkiye de senelerdir hemofili sorunu yaşanmaktadır. Birçok il’e yayılan mevcut hasta sayısının 3.500 ...
     
Gül KÜLCÜ
Gül KÜLCÜ Şehit Yakını Olmak... Genellikle üç subay gelir. Yüzleri acıyla gerilmiş üç subay. Birisi mutlaka psikoloji eğiti...