12 Eylül 1980, benim aklımda ‘’24 Ocak kararlarının uygulanabilmesi’’ için yapılan bir darbe olarak kalmıştır. ABD nin Türk askerine 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesi için baskı ve terör ortamı yaratılarak güya ''istikrarın'' sağlanabilmesi adına yaptırdığı darbedir!
İçerdeki işbirlikçi sermaye sahipleri ekonomik darboğazdaydılar, emperyaller ülkenin hâkimiyetini istiyorlardı, amaçlar örtüştü ve emperyallerin dayatmasıyla 24 Ocak kararlarının (güya ekonomik karardı(!) ) uygulanabilmesi için, hiç bir itirazın, muhalefetin, çatlak sesin olmaması gerekiyordu, dünya ya da’ ’'gerekliydi!’’ imajı verilmeliydi. Bunlar için en uygunu DARBEYDİ!
Darbe istediler… Durduk yere darbe olmazdı. Darbe yapmanın zemini hazırlanmalıydı. O günün koşullarında bu karışıklık ortamını yaratmak çok kolaydı. Kışkırtıcı ajanlar, satılmış işbirlikçi sermaye sahiplerinin sayesinde, topyekûn işçi sınıfına, emekçilere, yükselen dinamizmine ket vurmak çok kolaydı. Ekonomik tedbirlerle toplumun düze çıkması masalı ile o günkü koşullarda uygulanabilirliği sıfır olan 24 Ocak kararları, sahte provokasyonlarla ortam yaratılması sağlandı. Zemin hazırlandı, anarşi yaratıldı ve sonuç 12 Eylül… Sabah soldan biri vurulurken, akşam aynı tabanca ile sağdan birinin vurulduğu, kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir anarşi… Her gün bu vahşete, bu kıyıma kim dayanabilirdi ki? Terör ve anarşinin kol gezdiği, sokakların bile sağ ve sol kurtarılmış bölge diye ayrıldığı, oluk oluk kanların aktığı, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, kayıpların, yitirilmişliklerin çok olduğu bir süreç… Ortalık toz duman, sabah işine gidenlerin akşam dönmediği bir ortam, anlatılamayan, ancak yaşayanların vahametinin farkındalığı olan süreç. 13 Eylül sabahı başlayan, tek yaprağın kıpırdanmadığı sonraki yıllar… Neredeydi o anarşi, terör? Nereye gitmişlerdi? Kışkırtıcı ajanların görevleri bitmiş başka ülkelerde yeni görevlerine dönmüşlerdi.
13 Eylül sabahı artık tam bağımsızlık diyenler yoktu, ya yok edildiler, ya içeri tıkıldılar, ya öldürüldüler… Ne sağ kaldı ne sol, herkes yok olmuştu sanki. 24 Ocak kararları hiçbir baskı ve çatlak ses olmaksızın uygulanmaya başlandı. ‘’Tek elden, tek seslilikle’’ Müsteşar Özal’dan başlayıp, 5 generalin yerleştirdiği, Başbakan Özal’la pekişen kararlardır! Sanıldığı gibi 24 Ocak kararları sadece ekonomik kararlar değildir. 12 Eylül darbesi Türk toplumuna karşı yapılan çok amaçlı bir darbedir.
Toplumun dokusunu değiştiren, sistemli dejenerasyonun yapıldığı kararlardır. *Bu darbe sonucu ABD’ye ekonomik olarak göbekten bağlanıldığı, *Solun yok edildiği, *Türk toplumun değer yargıları, kültürü, dini, ahlak anlayışı, kısaca her şeyi sistemli olarak değiştirildiği, *Bugünün ılımlı İslam’ının tohumlarının yeşerdiği, su yüzüne çıktığı, *‘’Benim memurum işini bilir’’ gibi sözlerle; talanın, hortumun, yağmanın, vurgunun, hayali ihracatların, bir günde köşe dönmeciliğin mubah sayıldığı, kirli dönemece girildiği, *Sivil toplum kuruluşlarının yok edildiği, *Yüreklerin dağlandığı, *Ocakların söndüğü, …… Kısacası TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN bel kemiğinin kırıldığı zamandır! Saygılar.
|