Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
06
Haziran
2008
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Muhlise GÜNGÖR arrow Aşağılık Değişimler!
Aşağılık Değişimler! Yazdır E-posta
Muhlise GÜNGÖR   
Çarşamba, 21 Mayıs 2008

Muhlise GÜNGÖRBabam elinde transistorlu radyo ile geldiğinde, tüm sokak merak içindeydi. Evcilik oynuyorduk. Topraktan kaplarımızı bıraktık, babamla beraber hemen hemen tüm sokak, o minnacık nohut oda bakla sofamıza doluşuverdik.

Önce duvara bir şeyler çaktı babam. Sonra radyo denilen çokta büyük olmayan yağ tenekesine benzer şeyi o çakmış olduğu yere koydu. Özenle fişe takıldı ve düğmeyi açtı. Cozur cozur sesler. Nefes almıyorduk. Gözler sabit bir şekilde yüksekçe yere konulmuş o radyoya bakıyorduk. Bir müzik sesi duyuldu. Ama şimdiye dek duymadığım bu ses ve hemen bitiverdi. Çatlak sesli bir kadın mevsimleri, çiçekleri, kırları anlatıyordu, harika betimleme yapıyordu. Sanki kırlardaymışım gibi dolaşıyordum o çatlak sesli kadının sesiyle. Derken yine o anlamadığım tarzda bir müzik. Şimdi fark ediyordum da dinlediğim o keman ve piyano sesleri yüreğimin ta derinliklerine işlemişti. ‘’Aman nedir bu gıy gıy’’ diyerek düğme çevrildi ve yanık bir ses ‘’ mektebin bacaları vay leyli vay leyli’’…
 
Ajans saatleri tüm komşular bizde… Herkesin başı o tuhaf kutuya bakıyor ve göz bile kırpmadan Kıbrıs diye bir yerlerde olan cinayetleri, katliamları dinliyorduk. Bir şehidimiz varmış. Hem de Eskişehir’denmiş…
Pilot Cengiz Topel!
Herkes ağlıyordu.
1964 yılıydı. Anlayamadığım bir şeyler oluyordu.
Komşular gün sayarak tespit ettikleri bir günde,  elbirliği ile şehidimiz için dualar edildi, yemekler verildi, mevlit okuttular…
İlk radyo maceramda Vivaldi’yi, ajans saatlerindeki o sessiz kıpırdamadan radyoya bakmalarını ve Şehit Yüzbaşı Pilot Cengiz Topel’in ölüm haberini asla unutamam.
 
Küçük bir İçanadolu kasabasında dünyaya geldim. Yaşamımın en güzel anları diyebilirim.
Komşular, yardımlaşmalar, görülmeyen saflık, tertemiz yürekler…
Kimde doğum, ölüm var herkes orada, imece usulü ile her şey yapılır. Kışlıklar elbirliğince hazırlanır. Beraberce tarhanalar dökülür, erişteler kesilir. Ayrı gayrimiz yok komşularla.
Kimde ne pişerse herkese dağıtılır.
 
Hiç unutmadıklarım arasında perşembe günleri çamaşırhanede çamaşırların tokaçla ve ayakla tepinerek yıkanması.
Sabah erken kalkılır çamaşırhaneye çamaşırlar, odunlar götürülür, kocaman kazanlar su ile doldurulur yakılır ve geceden ıslatılmış kil ile çamaşırlar yıkanır. Kurtulur ve el birliği ile katlanır, kömür ütüsüyle ütülenir ve yüklüklere yerleştirilirdi. Bu işler hep komşularla olurdu.
Cuma geceleri tertemiz, bembeyaz patiskadan çarşafla yatardık. Yastığın, çarşafın ve yorganın kenarları kanaviçe ile işli ve dantel dikili, misler gibi kokan o çarşaflar hala belleğimdedir. Şimdi bile kokusunu duyuyorum sanki yıllar sonra olsa bile…
 
Komşumuzun kızı Pakize abla öğretmen olmuştu. Görev yeri Kars diye bir yerdi. Komşular ‘’ çok uzak ama sakın üzülmeyin. Orada Kürtler vardır, Kürtler merttir delikanlıdır, göreceksiniz çok rahat eder Pakize gelmeyi istemeyecektir’’ diye gönderdiler Kars’a. Bir gün çekermiş yol. Pakize abla çok uzun yıllar sonra döndü ve hep oraları anlatırdı yüzünde ki buruk tebessümle. Annesi hastalanınca mecburen geldiği için oralardan ayrılmaktan çok ta mutlu değildi…
 
Ucu yanık mektuplar..
Dershanesiz üniversiteler…
Sağ sol çatışmaları…
Ölümler, kayıplar, hapishaneler…
Herkesin herkesten korktuğu zamanlar…
Çok yiğitlerin yok olduğu, kayıp zamanlar…
‘’Benim memurum işini bilir’’ zihniyetleri…
Bir şeyler değişiyor, hızla alabildiğine değişiyor. İnsan olma erdemleri son sürat unutuluyor.
Arkadaşlıklar artık çıkar ilişkisi halinde, kimin eli kimin cebinde bilinmiyor, ahlaki değerler ters yüz edilmiş.

 

  ANLAYAMIYORUM!

Müthiş bir değişim gösteriyor toplum.
Bu değişim kesinlikle aşağılık hale gelmiş vaziyette.
Öncelik sıramız sadece ‘’para’’ olmuş.
Kim, kimin üzerine basarak yükselecek oyunları hâkim.
Kimin fakir, kimin zengin olduğunu anlayamadığımız bir karışıklık yaşanıyor.
Kimin dürüst, kimin üçkâğıtçı olduğunu anlamak zor artık!
Senedi protesto olan esnaf utancından sokağa çıkamazdı, oysa şimdi ‘’köşeyi dön de nasıl dönersen dön’’ mantığı hâkim.

NOLUYORUZ?

Bu nasıl bir gidiş?
Ben, Hacer Teyzemin sessiz sedasız, sadece ALLAH için yaptığı ibadetleri istiyorum.
Ben, kendi elleriyle işlemiş Emine Teyzemin elinden bembeyaz mendile sıkıştırılmış bayram paralarımı istiyorum!
Ben, Kürt Nazım Amcamın anlattığı masalları yeniden dinlemek istiyorum!
Karanlık basınca Ayşe teyzeleri rencide etmeden, incitmeden giden yardımlardan kimsenin haberi olmazdı.
Oysa şimdi?
Ne oldu bize böyle?
İftar çadırları ve sadaka kültürümüz mü vardı bizim?
İstemenin arsızlaştırıldığı bir toplum muyduk biz?
Kürt-Türk, Alevi Sünni bilmezdik biz!
Sağımız solumuz yoktu,  ATATÜRK’TEN başka liderimiz yoktu ki bizim.
Nasıl değiştik böyle?
Farkında olmadan değişiverdik.
Hani bizim ilk öncelik sıramızda ki VATAN?
Nerde?
Satılıyoruz, parça pinçik ediliyor vatanımız…
Gemisini yürüten kaptan!
Başını örttüğün an ihaleler, işler hazır.
Başını örten Müslüman, örtmeyen kâfir!
Laik- anti laik diye bir ayrımımız vardı bizim?
Laiklik cumhuriyetin temel nitelikleri olarak anlatılmıştı yurttaşlık dersinde.
Nerde o temel nitelikler?
Devletimize saygımız vardı.
‘’Devlet baba ‘’ derdik
Cumhurbaşkanımıza, başbakanımıza, vekillerimize, hâkimimize, savcımıza, valimize, kaymakamımıza, öğretmenimize, muhtarımıza, memurumuza, doktorumuza, polisimize saygımız vardı bizim.
Oysa şimdi her şey tarumar edilmiş.
Yok, artık elimizde ki değerler…
İnsan olma erdemlerini unutmuşuz…
Selamı dahi esirger olmuşuz…
Bu değişimler değişim değil, bu değişimler uçurumun ucuna götüren, yok eden aşağılık bir değişim.
Yıllar boyu bizleri kandırdılar, vatanımızın canına okudular. Bunlar yapılırken önce değerlerimizi yok ettiler. Tertemiz dini inançlarımız bir ihaleye satılık hale geliverdi. Uyutulduk, daha iyi şeyler olacak diye kandırıldık. Ne yapacağımızı bilmez halde siyasetçilerden medet umduk, koştuk peşlerinden, kötünün içinde en iyisini araya araya körleştik, umutsuzlaştık. Güzel duyguları hep iğdiş ettik. Düşünemez bir toplum olduk. İlerleyeceğimize daha da gerilere gittik.
Yeniden değişim ama iyiye değişim elimizde. Düşünün bir neleri yitirmişiz değişirken?
İlkel toplumların hafızaları zayıftır.
Ne dersiniz?
Yeniden  ‘’BİZ’’ olalım mı?
Lütfen düşününüz!
 
 
Saygılarımla


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: 10 KASIM 2007'de ATATÜRK OLMAK...   :: Touareg'in küçük kardeşi Tiguan geliyor   :: Mecliste "Alevilere Karşı Ayrımcılık" Tartışması   :: Yazıcıoğlu: 'Sav Boşboğazlık Yaptı'   :: Merkez Bankası: 'Enflasyonun %4 olması uzun sürer'   :: Teröristler, Bir Taksiciyi Öldürdü   :: Skandal   :: Türkiye "kronik" bir "tuzağa" yerleşiyor   :: pkk anayasasını yazan Hollandalıya Türkiye'den ödül!..   :: AİHM'nin Türban Mesajı: AKP'ye ve AB'ye...   :: İktidar Öyle, Muhalefet Böyle   :: Kes, Önder Sav'a seçim afişi yap!   :: Cep telefonum   :: BAŞLIKSIZ YAZI!   :: Düşünmemiz Gerekmez mi?   :: Küreselleşmeci NGO'lar   :: 'Ilımlı İslamcılar' yetiştiriliyor   :: Bayrağına saldırıya alıştırılan millet!.   :: Yes, Ce Ha Pes...   :: Orhan Pamuk iftira atıyor...   :: İletişimin İntiharı   :: Karından Konuşmalar   :: Merkezi yeniden inşa etmeliyiz...   :: Sen öleli...   :: TORYUM GERÇEĞİ   :: Domatese Rusya darbesi   :: ACITAN GERÇEKLER!   :: Özlemek ve Özümsemek   :: Dolar neden yükselmiyor?   :: Eski sol, yeni liberal aydınlar milliyetçiliği güçlendirdi

BAŞLIKSIZ YAZI!

Hepiniz, en azından burayı okuyanlar ya da yazılarıma göz atanlar biliyorlar ki benim yazılarım bilindik yazılardan değil.

Diğer Yazıları
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: