Ana muhalefet ile, medya ile birden yeni bir kavga başlatıyor.
Yolsuzlukları, rüşveti, fakir fukaradan topladıkları paraları dinci siyasal amaçlarına ve araçlarına yatıranlarla ilgili haberleri yazan ve yayanlara veryansın ediyor.
Yukarıdaki AKP’li de herkesin cumhurbaşkanı olduğunu kanıtlamak için “enerjimizi birbirimizle kavga ederek harcamamamızı” salık veren bir nutuk söylüyor. Üstelik “Tartışmalar saygıyla yapılmalıdır” diyor.
Çankaya’daki gerçek anlamda tarafsız bir cumhurbaşkanı ise, bu nasihatı ilk önce başbakanına söylemeli ve sürekli gerilim yaratan çıkışlardan vazgeçmesini salık vermeli. Tabii sözünü geçireceğine inanıyorsa...
Ama ne gezer. Fırsat buldu mu halk önünde birlik beraberlik çağrıları yapacak, tartışmalı konuları kavgaya dönüştüren başbakanını uyaran tek bir harekette bulunmayacak, söz söylemeyecek!
Ayrım gözetmeksizin herkesi kucaklayan bir cumhurbaşkanı olacak, öyle mi? Rafta dolma var, yersen!
***
RTE, medyayı şişlediği Şişli kongresinde herkesi küçümseyen tavrını yine sergiledi.
“İnsan hiç yerini bilmez mi” diyor. Bulunduğu yerin, Başbakanlık’ın sadece yüzde 47 oyu temsil etmediğini bir türlü sindirmiş değil. Yüzde 53’ün hakkını korumaya çalışanlara saldırıyor.
Böyle bir başbakanın sağa sola, ana muhalefete ve medyaya sürekli saldırması Refah Partisi’ndeki öğretmenlerinden Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’ın da sabrını taşırdı; “Başbakan’ın son derece hırçın” olduğunu söylüyor.
Kimi gazetelerde -Milliyet’te- manşet: “Başbakan’ın rutin öfkesi”.
Yandaş kalemlerden de eleştiri: Örneğin Taha Akyol, “‘Otoriter mizaç’ Başbakan’ı öfkelere, çatışmalara, toplumu geren tavırlara sürüklüyor” diye yazıyor.
Can Dündar, tarihte “öfkeyle kalkıp hasarla oturan nice sinir sahibinin öyküleri” olduğundan söz ediyor.
Bütün bu saptamalar iyi, güzel, doğru ama lakin usta kalemler RTE gerçeğine, içlerinde bulundukları medyaya saldırmayı “rutin hale getirdikten” sonra değiniyorlar...
Kendine hâkim olamadığı izlenimini veren sinirliliğin, hiddetin, saldırganlığın nedenine inemiyorlar.
***
Oysa, evet oysa… RTE’deki anormal ölçütlerdeki ani patlamaların ve artık önüne geçemediği saldırgan doğanın, sağlıksal bir nedeni olup olmadığına eğilmek gerekmiyor mu?
Hürriyet’in 22 Haziran 2008 Pazar günü birinci sayfadan manşetten verdiği bir haber bu gereksinmeyi anımsattı.
Haber RTE’nin 1998’de Medical Park Hastanesi’ndeki sağlık raporunu açıklıyor ve: “…üç kan testinde …biyokimya, immünoloji ve hematoloji testlerinin sonuçlarının RTE’nin şeker hastası olduğunu gösterdiğini...” yazıyor. Kronik şeker hastalığının klasik belirtilerini açıklıyor:
“…RTE’nin zaman zaman agresif (saldırgan) olmasını şekerin düşüşüne, uyuklamasını ve bitkin görünüşünü de şekerin yükselmesine bağlamak mümkün… -Uzmanlar- RTE, (18 Ekim 2006’da) makam otomobilinde bayıldığında söylendiği gibi ‘latan’ yani gizli şeker hastası olmadığı, tedavi altında bir diyabetik olduğunu söylediler…”
***
Ramazan ayındayız ve Müslüman toplum, Müslümanlığın kalesi bir kişi olarak bilinen RTE’nin oruç tuttuğuna inanıyor. Oysa: -uzmanlara göre- “şeker hastaları azar azar ve sık sık yeme şekline dayanan bir beslenme rejimi uygulamak zorunda oldukları için oruç tutmaları son derece sakıncalı. Oysa ramazanda uzun süre aç kaldıklarından şeker düşmesi sonucu hayati tehlikeler söz konusu olabilir. İftardan sonra hiperglisemi koması (kan şekerinin yükselmesi) olabilir, felç veya ölüme neden olabilir”.
Oysa, RTE’yi iki haftadır parti kongrelerinde izliyorum. Kanlı ve canlı. Sağlıklı.
O zaman RTE’yi kızdıracak, Müslüman halka Müslüman başbakan jurnalleniyor diye algılanacak şu soru akla geliyor:
“Yoksa RTE tutar gibi görünüp diyabet nedeniyle oruç tutmuyor mu?”
Ya da oruca karşın bu kadar sağlıklı, ama saldırgan nasıl olabiliyor?