|
Hafiften tebessümle; “Müsadenizle ceketi çıkarayım..” dedi. Başbakan dün partisinin Beyoğlu İlçe toplantısında konuşmaya başladı, şöyle bir giriş yaptı, beş dakika kadar sonra salondakilere şöyle bir baktı...
Ceketi çıkarma vakti gelmişti!.. Ceketi çıkarır çıkarmaz da, “Patron”a paça kasnak tekten dalıverdi!.. Adam harbiden “hortum” peşindeydi ve Başbakan da resmen, paldır küldür böyle diyordu... Yani “hortumcu” belliydi ve “patron” yalnız da değildi, bazı siyasilerde “şer cephesi” içerisindeydi, Başbakan’ın verdiği adresler böyleydi de... Tam o sırada da, “Verso Araştırma”nın sahibi Erhan Göksel’den gelen mesajlar da öyle yabana atılacak iddilardan değildi... Göksel soruyordu “Başbakan’ın önceden maiyetinde iken yanından uzaklaştırdığı hangi bürokrat şimdi Bodrum Türkbükü’nden villa alıp, denize 20 metre yat, önüne Mercedes araba çekti!!?” Başbakan bürokratı kovmuş ama, yaptığı yanına kar kalmış!.. Sorun bu, Bu “Hortum”da hesabı sorulması gereken bir durum değil mi?!. İktidarın, Dengir Mir Mehmet Fırat ile, “Patron”a giydirdiği basın toplantısında, gerçekten gazeteci olan bir gazeteci, bütün meseleyi özetleyen şu sözleri yansıttı... “Son tartışmalarda hiç kimse ‘ben temizim’ diye söze başlamıyor, diğerinin kendisinden daha kirli olduğunu anlatmaya çalışıyor!..” Doğru olan buydu, üstü örtülen durum da bu oldu ve “teşhisin” üzerinde bile durulmadı... Çok doğru sözlerinin üzeri apar topar örtülen bir başka gazeteci de, Tüm Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği Genel Başkanı Adnan Yüce... Önce şu sözlerini okuyalım; “RTÜK’te en belgeli 2,5 milyar dolarlık yolsuzlukla ilgili suç duyurusunda bulundum. Doğan Grubu’nda tek kalem yazı yazılmadı” Adnan Yüce, “Çıkara göre haber yapıldığı” kanatindeydi ve örnekler veriyordu...”Bu tartışma Aydın Doğan’ın servetine servet katma, gücüne güç katma kavgasıdır... Evine ekmek götüremeyen yayıncılar var...Doğan, Başbakana gittiği dönemde yayıncıların sorunlarını dile getirmesini beklerdik..” Asıl “acıklı” durumu da yansıtıyor.. “Birileri hükümet karşıtıysa kerhen de olsa Aydın Doğan lehine yazıyor, hükümetten yanaysa da onun aleyhine yazıyor. Türkiye’nin şanssızlığı budur. Benim hırsızım, benim bürokratım, benim hemşehrim anlayışı var. Türkiye bunlardan kurtulmalı, benim değil, bizim olmalı. Etik kurallar olmalı, kalite olmalı” Namuslu vatandaş safındaki namuslu gazeteci de meseleyi net olarak görüyor ama, namuslu gazeteci de namuslu vatandaş gibi ne yazık ki etkin değil!.. Gazeteciler gibi elbette vatandaş da görüş yansıtıyor mesela Sayın Göktürkel şöyle diyor; “Bu millet neyin ne olduğunu son 5-10 yılda daha net görmeye başladı, hiç merak etmeyin. Atatürk’ümüzün arkasına saklanıp da neler yaptıklarını, 10 yıl önceki siyasilerin çevirdikleri dolapları da, bu vatanı satmalarını da görüyoruz. Rahat olun panik yok, ortalık temizleniyor...” Dediği gibi “Ortalık temizleniyor mu?!” acaba.. Sayın Seyit Ali Bingöl ‘ün kelimeleri oldukça çarpıcı...”Yazdıklarına başından sonuna kadar katılıyorum. İnanın fazlası var eksiği yok. Ama niçin biz yıllardır bu haldeyiz. İşte bu günkü tablo bu durumu çok açık net bir şekilde özetliyor? Çünkü her seçmen kendi hırsızını koruyor? Bugün deniz feneri ülke gündemini oluşturduğu günden bu güne kadar bazı kesimlerin bu durumu Müslümanlar’a saldırı olarak gördüklerinden dolayıdır ki, bunu yüksek sesle dile getiriyorlar? Hâlbuki benim güzel dinimde hırsızlık günahların en büyüğü ve Resulümüz hırsızlık için ne demiş ‘Kızım Fatma daha olsaydı elini keserdim’ Şimdi buradan bakarsak, bugünkü din bezirgânlarını nereye koymamız gerekir? Bu günün geçmiş yıllarda yaşananlardan bir farkı yok. Peki, suç kimin?..” Evet suç kimin, Kim temiz?!.
|