nun yanıtını arayanların sayısı da az değil. Başbakan Erdoğan, önümüzdeki döneme şöyle bakıyor olmalı:
1- Erbakan Hoca’nın artık yeniden ayağa kalkması olanaksız. Bundan sonra mirasını kime devredeceğini düşünüyordur, o kadar. Kökenlerimden gelen oy tabanı sağlam.
2- Merkez sağın iki partisi birbirini çeke çeke dibe battı. Bundan böyle yükselmeleri çok zor. Zira dip, balçık.
3- MHP’nin alacağı oy oranı belli. Görünüm bugünkü yapısının üstüne yeni bir şey koymayacağını gösteriyor. Merkez sağa oturması da zor. Hatta kimi MHP unsurlarını ben kendi yanıma çekebilirim.
4- Karşımda CHP’nin olması da avantajıma. Sağ yelpazeye, “bana oy vermezseniz karşıda CHP var” der çıkarım...
5- Dünya dengeleri lehime. Dışarıya benden daha iyi hitap edecek rakip de yok. Onlara da, “ben gidersem CHP gelir” derim...
Ne diyelim?
AKP açısından bundan iyisi, Şam’da kayısı!
***
Siyasetin görünür gelecekteki seyri Erdoğan’ın ve yerli-yabancı danışmanlarının çizdiği gibi giderse, önümüzdeki yerel seçimler yine AKP’nin...
CHP, AKP’nin bu rotasına karşılık, merkez sağın bir bölümünü de yanına alabileceği bir karşı çekim merkezi yaratabilir mi?
Belediye başkan adaylarının usul usul filizlenmeye başladığı şu günlerde, bu olasılığın da tartışılacağı anlaşılıyor. Belki de, bugüne kadar merkez sağda siyaset yapmış, kendisini AKP’ye uzak gören kimi unsurlar CHP saflarına geçecek.
CHP’nin bu kesime kucak açarken dengeyi iyi tutturması, sol yanını da geniş tutması gerekiyor.
Son anda bir değişiklik olmazsa, önümüzdeki ekim ve kasım ayı ANAP ve DP’nin kongreleriyle geçecek. ANAP’ta Erkan Mumcu’nun aday olmayacağını açıklamasının ardından Özal’ın sülalesi öne çıktı, Ahmet Özal’ın ve Hüsnü Doğan’ın genel başkanlığa soyunabileceği konuşuluyor. Ama son anda Mumcu, “taban beni çok istiyor, kıramam” derse, başka!
DP’de de Süleyman Soylu’nun kimin adına genel başkanlık yaptığı sorgusu bitmeden yeni bir kongre var. Şu aşamada buradan da olağanüstü bir enerji çıkmayacağı anlaşılıyor.
***
Erdoğan’ın gücüne güç katan yukarıda aktardığımız merkez sağın durumu...
Siyaset tarlasındaki bu geniş manevra alanını hoyratça kullanan Erdoğan’ın giderek siyaset yapma biçimini de sertleştireceği anlaşılıyor. Gerek hafta sonundaki konuşmaları gerekse dün ekonominin ne kadar mükemmel olduğunu anlatan basın toplantısındaki söylemi şunu gösteriyor:
AKP’yi eleştirmek, güven ve istikrarı zedelemek demektir!
Başbakan’ın tutumu özünde bu tümceye indirgenebilir.
Erdoğan’ın yolsuzluklara bakışı da şöyle:
“Yolsuzluk olsaydı ekonomi bu kadar iyi olmazdı. Gündemdeki yolsuzluk iddialarının hiçbirinin ülkemle ilgisi yoktur.”
Bu anlayışın düzeltilecek hiçbir yanı yok!
Girişteki tartışmaya geri dönersek:
AKP “seçeneksizliğe” oynuyor... Siyaset bu noktaya geldi mi; bağnazlaşır...
Ve mutlaka seçenek çıkar!