|
Çünkü Erdoğan ile Doğan arasındaki söz düellosunun gerisinde iki farklı orta sınıfın ya da Batılı terimlerle anlatmak gerekirse, yeni burjuvazi içinde iki farklı grubun kapışması yatıyor.
Zaten, bu iki grubun ortaya çıkış ve gelişme çizgileri de farklı. Biri, Osmanlı döneminde daha çok “gayrimüslim” azınlıkların ve nadir istisnalarla “Cevdet Beyler”in başlattığı çizgidir. Onlarınki biraz Batı’daki örneklere benzer. Ancak, bazısı İttihat ve Terakki döneminde, çoğu da Cumhuriyetin ilk yıllarında Milli Mücadele’ye omuz vermenin ödülü olarak devlet desteğinden yararlanıp yükselmiş, sonra Batı sermayesinin yerli uzantısı olarak sivrilmiştir. Bir kısmı, Batılılar adına tarım ürünü ya da sanayi hammaddesi alıp satarak büyümüş, bir kısmı da Batı patentleriyle montajcılık, imalatçılık ya da parçacılık yaparak öne çıkmıştır. Son aşama, özelleştirme furyasıyla cumhuriyet devletçiliğinin kuruluşlarına sahip çıkmaktır. İstisnalar elbet vardır ama enderdir. Öbür grup, Anadolu’nun küçük eşrafı olarak acenteliğe ya da dokumacılık gibi basit sanayi dallarına sıçrayarak işe başladı, sonra muhalefetler sürecinde Kemalist devrimciliğin karşısına “muhafazakârlık” bayrağıyla dikilenlere katılıp iktidara yürüdü. Bugün, din sömürüsü sayesinde iktidar olmuşların yanında. Daha da ilginci, birincilerin Batı sermayesiyle ortaklıklarına benzer biçimde, bu grubun politikasında da AB’ye üyelik hevesi ve ABD’nin bölge politikalarına payandalık girişimleri eksik olmadı. Üstelik, özelleştirme furyasından onlara da büyük parsa düştü. Kısacası, iki grup arasında benzerlikler olmakla birlikte, aynı ekonomik alanda yarışma ve her iki anlamda “kapışma” durumu hiç eksik olmayacaktır. Bu durumda medya silahlarının devreye girmesinden ve zamanla el ya da yer değiştirmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Başka bir deyişle, görüntü, şaşırtıcı olmak şöyle dursun, neredeyse evrensel sayılacak kadar yaygındır. Medyadaki tablo görüş ve düşünce yarışından daha çok kazanç yarışına dönüştükçe, hatta sermaye odakları arasında gidip geldikçe, o arenada futbol hastalarının kulüp tutkusuna benzer bir sebat aramak beyhudedir. Dolayısıyla, bugünkü düellonun tarafları yorgun düşseler ya da benzerlikler dolayısıyla uzlaşsalar bile, daha bir süre onların yerlerini alacak yeni silahşorlar çıkacaktır. Ama, ülkenin asıl diyalektiği bu değildir. Asıl diyalektik ulusal devrimin bağımsız dinamiğini bugüne taşıyıp halk yığınlarının beklentilerine doğru çözümler getirmek isteyenler ile bozuk düzeni sürdürmek peşinde olanlar arasında olmalı. Şimdiki görüntü o temel diyalektiği örtüp dinamizmi getirmek isteyenleri yanlış beklentilere sürüklememelidir.
|