Neoliberal akımların G-8’ler dışındaki coğrafyaya dayattığı bir model var:
Devleti küçültün!
Olur, ne yapalım?
Her şeyi satın... Devlet, bakkallık, kırtasiyecilik mi yapar, devlet kendi işlevini yerine getirsin yeter.
Nedir devletin işlevi?
Genel düzeni korusun, istikrarı sağlasın yeter...
Türkiye de bu dayatmadan fazlasıyla etkilendi. Nesi var nesi yok, satıyor. Devlet küçüldükçe her şey daha güzel olacak.
Oysa gidiş öyle değil... Tersini de iddia etmiyoruz; yani devlet büyüdükçe demokrasi de büyür, ekonomi de büyür demiyoruz. Ancak Türkiye’de bunun ölçüsünün kaçtığını görüyoruz.
Konunun küresel dayatılan boyutu ile AKP’nin iktidar gücünün kökleştirilmesi için planlanan paralel devlet boyutu birleşince ortaya tam bir “kuşatma” çıkıyor.
***
Deniz Feneri neden salt yolsuzluk olayına indirgenemez?
1- Halkın dini-insani duygularına seslenerek, en geniş yığınlara ulaşılıyor ve “Size biz devletten de yakınız” mesajı veriliyor. Böylece geniş yığınlar böyle bir örgütlenmeye bağlanıyor.
2- Bu yolu sağlam açınca devamında istediğiniz kadar büyük bir ekonomik güç elde edebiliyorsunuz. Öyle ki Almanya’da para toplanırken 5-10 Avro verenin yüzüne parayı atıp, “Al bunu dilenciye ver. Biz yardım topluyoruz” diyecek kadar ileri gidebiliyorsunuz.
3- Bu ekonomik gücün bir kısmını gerçekten yoksullara verip yine kendinize bağlıyorsunuz, aslan payını da siyasal iktidara uzanan ekonomik gücünüzün artması için kullanıyorsunuz.
4- Yatırım için seçilen ana alanlardan biri medya. Öteden beri vurguluyoruz; medya, artık kitle imal silahı olarak kullanılıyor. Medya gücünü elinizde bulundurdunuz mu; hedef kitleyi istediğiniz gibi yoğuruyorsunuz. Böylece Deniz Feneri tipi örgütlenmenin gücüyle medya ediniyorsunuz, o medyanın gücüyle Deniz Feneri’ni daha da güçlendiriyorsunuz.
Ne güzel sar-mal!
***
Devleti küçültmek dedik de; ABD’de son yılların en büyük devletleştirmesi yapıldı!
Neden?
İki büyük finans kuruluşu çok zor durumdaydı. Kurtarılması için 200 milyar dolardan fazla kaynak gerekiyordu. Amerikan yönetimi bir süre başka yol olup olmadığını araştırdı. Baktı ki batmaları halinde konut edinme sistemi dahil pek çok yapı çökecek. Bir kalemde devletleştirmeye gitti.
Oysa şu anda Türkiye’ye dayatılan mantık şu:
Bırakın batan batsın; çıkan çıksın...
Bu anlayış yukarıda aktardığımız nedenlerle; AKP yelpazesinin de işine yarıyor. Zira kendi devletsel kurumlarını zaten oluşturuyorlar. Devletin geleneksel kurumları ödeneksizlikten bilinçli çökertmeye kadar bir dizi nedenle yok olurken, siyasallaşan kurumlar öne çıkıyor.
Deniz Feneri’ne Bülent Arınç’ın Meclis Başkanlığı döneminde kimi yardımların yapıldığı bizzat Arınç tarafından açıklandı. Bu alanda faaliyet gösteren devlet kurumları varken, tercihin bir anlamda hükümet kurumundan yana yapılması, aktardığımız rotanın doğal sonucu...
AKP, yerleşen sözlerimizi de değiştirtecek:
Devlet malı deniz, yemek için fener isteriz!