Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color

Dengeli.net

28
Ocak
2008
Anasayfa arrow Yazarlar arrow Hedefleri kaç Türk kaç Kürt
Hedefleri kaç Türk kaç Kürt Yazdır E-posta
Fatih ÇEKİRGE   
Pazartesi, 12 Kasım 2007

Fatih ÇEKİRGEDTP’nin yayınladığı "Siyasi Tutum Belgesi"ni defalarca okudum. Satır aralarında dolaştım. İz sürdüm.

Ulus devletten çıkışı, bölgesel bayrak tanımlaması ve özerk demokratik bölge uygulamasını istemesi her şeyi gösteriyor.

Bu bir siyasi öneri.

Kapatma gerekçesi olabilir mi?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın nasıl değerlendireceğine bağlı.

Ben hukukun öteki yakasından, yani siyasetten bakıyorum.

Ve öyle bakınca satır aralarına gizlenmiş bu cümleyi gün ışığına çıkartıyorum:

- Türkiye’nin demografik yapısının belirlenmesi.

DTP’nin söylediğinin özet cümlesi bu. Yani örneğin nüfus sayımında etnik kökenin de sorulması.

İşte vahim olan budur.

Türkiye’deki Türk-Kürt oranının sorgulanmaya çalışılmasıdır bu...

Dikkat edin, PKK’nın silahsızlandırılma süreciyle DTP’nin tutum belgesini yayınlaması aynı zaman dilimine rastlamıştır.

Türkiye bu konuda "silahların ötesi"nde bir siyaset çizgisi ve kararlılığı oluşturmalıdır.

Türkiye’nin uydulardan alınacak istihbarata değil, vatandaşının gönlünde ne olduğunun istihbaratına ihtiyacı vardır.

Siyasallaşma sürecinin fotoğrafı

GÜNLERDİR hem yazıyorum, hem TV’lerde söylüyorum.

ABD’nin "istihbarat paylaşımı" adı altında söylediği şeyin özeti şudur:

- Tamam ben PKK’yı silahsızlandıracağım, ama sen de hem Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumunu kabul et, hem de PKK’nın siyasallaşmasına izin ver.

Demokratik bir PKK yani!!!

Sakın ABD’ye kızmayın. O kendi menfaat rotasına göre dümen tutuyor. Ve işte dün Akşam Gazetesi’nde yayınlanan DTP "Milletvekili" Fatma Kurtulan’ın elinde silah PKK kampındaki fotoğrafı bu rotadaki her şeyi açıkladı.

Kurtulan "siyasallaşma süreci" nedeniyle dağdan şehre gönderilmiş. İşte o süreç içinde aday gösterildi ve TBMM’ye girdi.

Bu gelişme DTP’de Ahmet Türk’ün tasfiyesi ve keskinleşmeyle eşitleniyor.

Dağ, şehre tam anlamıyla hákim olmuştur. Dağ, şehre inme operasyonunun siyasallaşma aşamasını başlatmıştır.

İşte ABD’nin sözünü ettiği şey de budur.

PKK’nın silahtan arındırılması ve siyasallaşması.

Peki bu durumda Türkiye ne yapacak?

Asıl soru bu?

Fatma Kurtulan yalnızca bir örnektir.

Turgut Özal vizyonunu hatırlatıyor

DÜNYADA iki ülke var ki, iki insanı yalnızca onlar bir araya getirebilir. Yalnız o iki ülke, o iki "tarihsel düşmanı" aynı çatı altına alabilir. O iki ezeli düşman İsrail Cumhurbaşkanı ile Filistin Devlet Başkanı’dır. O iki ülke ise ABD ve Türkiye’dir.

Evet yarın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, TBMM’de bir oturuma katılacaklar. Aynı sıralarda oturacaklar ve birbirlerini dinleyecekler.

Bu çok önemli bir açılımdır. Türkiye’nin bu bölgede bir "uzlaştırıcı merkez" olma potansiyelini göstermektedir.Laik bir devlet modelinde Müslümanların, demokrasi içinde yaşayabileceğinin örneği olan Türkiye ne yazık ki bu "uzlaştırıcı zemini" fazla kullanamıyor.

Sınır ötesi harekát tartışmaları içinde sıkışıp kalıyor. Oysa Türkiye’nin Beyaz Saray’daki konusu, "Bize istihbarat verir misiniz" olmamalıydı.

Bunun yerine, "Filistin sorununun, İran meselesinin çözüm merkezi benim. Barzani’yi de, Kuzey Irak’ı da benim zeminimde konuşmalıyız" diyen bir Türkiye olmalıydı.

Ben, Kandil Dağı’na sıkışıp "istihbarat paylaşımı"nın içine düşen bir Türkiye değil...

Bir zamanlar "Adriyatik’ten Çin Seddi"ne diyen, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ni kuran, "Irak’ın kuzeyindeki Kürtler de benim tarih akrabam, Kerkük’teki Türkler de. Orada kimin canı acısa benim de acır" diyen bir Türkiye’yi özlüyorum.

Salı günü TBMM’de gerçekleşecek buluşma, Özal’la yeniden bulup sonra kaybettiğimiz o vizyonu hatırlatıyor. Peres’in Türkiye’ye gelmesi, Abbas’la TBMM’de konuşmayı kabul etmesi önemli bir jesttir. Türkiye, İsrail’in bu jestini mutlak iyi değerlendirmelidir.

Operasyon başka bahara!

GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, gazetecilere, "Biz hazırız, direktif bekliyoruz" dedi. Hatta hükümet ile Genelkurmay arasındaki yazışmaların tarihlerini de verdi.

Neden?

Neden bir Genelkurmay Başkanı, basın toplantısı düzenleyip bu detayları açıklama gereği duyar?

Neden böyle hassas bilgileri verir ve Başbakan’a söyleyeceği, "Sizden direktif bekliyoruz, hazırız. Hadi artık" anlamına gelecek sözü, neden gazeteciler aracılığıyla kamuoyuna duyurur?

Ben işte bu cevapların peşindeyim. Birlikte iz sürelim:

- Hatırlayacaksınız, Org. Büyükanıt ilk kez 12 Nisan’da "Kuzey Irak’a harekát yapmalıyız" demişti. Bir ay sonra Harp Akademileri’ndeki bir toplantıda tekrar etti: "Direktif bekliyoruz. Hedefin belirlenmesini bekliyoruz. Çünkü orada karşımıza peşmerge ya da bir ABD askeri çıkarsa ne yapacağımızın belirlenmesi gerek."

ARADAN 7 AY GEÇTİ

Ve aradan 7 ay geçti. O zaman bahardı. Harekát için uygun bir mevsimdi. O sarp dağlarda, keskin ovalarda gerilla eğitimi almış teröristlere karşı mağara mağara arayarak harekát yapmak kolay değildi. Org. Büyakanıt oraya iki kez yapılan harekátı yönetmişti. O arazideki mevsim şartlarını biliyordu. Bu yüzden 12 Nisan’da "yapalım" dedi. Bu sözün üzerinden 7 ay geçti. Şimdi dağlar zirvelerinden eteklerine doğru beyazlanmaya, geceleri sert rüzgárlar zirvelerden ovalara doğru inmeye başladı. Kış geldi yani.

Oraların kışı, küresel ısınma dinlemiyor. Şehrin elektrik şebekesi de yok.

Kar var, sis var, çetin rüzgárlar var. Ve işte böyle bir coğrafyada 2 bin metre yükseklerde başkasından aldığınız istihbaratla mağara mağara terörist arayacaksınız.

Peki böyle bir ortamda kapsamlı bir kara harekátı yapılabilir mi? Elbette yaparsınız. Ama ne kadar etkili olursunuz? Ne kadar zorlanırsınız?

Benzetmek gibi olmasın ama Enver Paşa, Allahuekber Dağları’nda kışla inatlaşınca on binlerce asker düşmana tek kurşun atamadan donarak ölmüştü. Böyle olur demiyorum, ama eğer yapılacaksa asıl kara harekátı, kış şartlarına göre olacaktır.

Bunun bahara göre riski vardır. Sanıyorum Paşa birçok şeyle birlikte bunu da hatırlatmak istiyor.

Şeref madalyası mecburen verildi

SORU şuydu: "Anıtkabir’i ziyaret etmeyen Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’a neden Devlet Şeref Madalyası verildi? Gerekçesi neydi? Ne yapmıştı?"

Bu soru kısa sürede büyüdü, Çankaya Köşkü’nden kulislere düştü.

Olay şu:

Suudi Kralı’nın Saray Nazırı, bir süre önce Ankara’ya bir haber gönderdi:

"Kral Hazretleri Sayın Gül’ü tebrik ziyareti yapmak istiyor."

"Buyursun gelsin" cevabı verildi. Ardından nazır, Riyad Büyükelçimizi aradı: "Kral Hazretleri, Sayın Gül’e bir nişan hediye etmek istemektedir."

Bilgi, Ankara’ya gider ve "Tabii şeref duyarız" cevabı verilir. Aradan biraz daha zaman geçer. Nazır bir daha arar:

"Kral Hazretleri nişan verecekler. Siz bu konuda mukabil bir şey yapmayı düşünmez misiniz?"

Ankara düşünmeye başlar. Nedir bunun karşılığı...

Devlet Şeref Madalyası.

Verilir. Ve böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez birisine "mecburi olarak şeref madalyası" verilmiş olur.

 

Bu Yazıyı Forumda Tartış. (0 gönderiler)


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
 
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 
  :: 2008 sancılı geçecek   :: Ucuz diye bayatlamış dizüstü aldık   :: DTP kongresine inceleme   :: CHP'li Selvi: MHP sözünü tutmadı   :: Afganistan'da çatışma: 8 ölü   :: Bir tren kazası daha!   :: Altı aşamalı plan!   :: İnsan görünümünde ağaç kökü   :: ABD: El Kaide çocukları kullanıyor   :: İran VANALARI açtı   :: Fransa'dan acı itiraf   :: FBI Türk hackerın peşinde   :: GAP'ta hedef 5 yılda bitirmek   :: Paha biçilemeyen ev   :: Fiat mucizesi   :: 'Kan ünitesi' ders kitaplarına girdi   :: soğuk havalarda dikkatli olun   :: Lost başlıyor   :: Karısına yatakta elektrik verdi ve...   :: Pakistan'da çatışma: 24 ölü   :: 'Türkiye'nin yüzde 80'i KÜRT'   :: Kazanın sebebi belli oldu   :: Karamanlis Ankara'ya Teşekküre Geldi...   :: Kuruyan nehir   :: Pamukkale Ekspresi raydan çıktı: 9 ölü   :: pkk OLMASA, AÇILIM OLMAZ*MIŞ!!!   :: Beijing Huanyingni   :: Yörüngeden çıkan bir uydu dünyaya düşecek!   :: Üçer'den rest gibi sözler   :: CHP İstanbul'da yine Tekin seçildi
     
MAHİR KAYNAK
Mahir KAYNAK Kuruyan nehir Dünyadaki ekonomik dalgalanma sistemin sık rastlanan bir arızası olarak görülüyor ve düzeltilec...
 
Sizce Ülkemizde bir "KÜRT SORUNU" var mı?
 
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 
Okuyucu MektuplarI
PKK OLMASA, AÇILIM OLMAZMIŞ!!! pkk OLMASA, AÇILIM OLMAZ*MIŞ!!! dtp içerisindeki “Şahinler” olarak adlandırılan grupta yer alan Eşbaşkan ve ...
 
GÜNDEM DIŞI
'4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün' isimli filmin konusu şöyle: Gabita hamile kalır. Bebeğini aldırmak için arkadaşı Otilia'dan yardım ister. Fakat Romanya'da kürtaj yasaktır. İki genç kız tüm hukuki ve tıbbi riskleri göğüsler. "BEBEK CANLIYDI" İstanbul'da sevgilisinden hamile kaldığını 5 ayın sonunda fark edip, aile korkusuyla bebeğini il...
 
YEREL
Pamukkale Ekspresi raydan çıktı: 9 ölü Pamukkale Ekspresi raydan çıktı: 9 ölü Pamukkale Ekspresi, Kütahya yakınlarında raydan çıkarak devrildi. İlk belirlemelere g&ou...
 
TEKNOLOJİ-BİLİM
Image Ucuz diye bayatlamış dizüstü aldık Türkiye'de satılan dizüstü bilgisayarların yarısı bin YTL'nin altında. Kampan...
 
 

İLGİNÇ HABER
İnsan görünümünde ağaç kökü İnsan görünümünde ağaç kökü İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Daily Mail’in gündeme getirdiği &ccedi...
 
KÜLTÜR-SANAT
Image Lost başlıyor Dünya çapında izlenme rekorları kıran Lost dizisi, bu perşembe başlıyor....
 
SAĞLIK
Image soğuk havalarda dikkatli olun KTÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı Başk...
 
 
OTOMOTİV
Image Fiat mucizesi İtalyan otomobil firması Fiat, son 4 yıldaki atağı ile batmaktan kurtuldu....