|
Gözü dönmüş sürünün, gözlerini devire devire saldırıya geçmesi bile artık şaşırtmıyor da!.. Cüretlerinin vardığı boyutu teşhis etmek için fırsat yaratıyor... Liseli gençlerin, her aklı başındaki vatandaşı heyecanlandıran “Tepki”leri, aslında korkutmuştur onları, anlaşılan odur...
Yazar Hüseyin Raşit Yılmaz, konuyu değerlendirirken, yazısına koyduğu başlığı çok iyi bulmuş ve “Kansızı kan tutarsa ne olur?” demiş... Sayın Yılmaz’ın bu pek güzel yazısını hep beraber okuyalım... “Türkiye son günlerde başlıktaki sorunun cevabını aynelyakin yaşamaktadır. Bildiğiniz üzre Yaşar Paşa, Mehmetçik için Habertürk televizyonu öncülüğünde yapılan bağış kampanyasının teslim töreninde gazetecilere kandan yapılmış bir Türk Bayrağı gösterdi. Paşa’ya “İşte biz böyle büyük bir milletiz” dedirten ve gözlerini yaşartan olayın perde arkasına gelince mevzu daha bir anlam kazanıverdi. Zira Kırşehir’de yarısı kız 20 lise öğrencisi Dağlıca baskınından sonraki süreçte kendi aralarında karar vererek iğne ile kanattıkları parmaklarından akıttıkları kanlarıyla yapmışlar bayrağı. Her gün bir araya gelmişler kanlarını bir beze sürmüşler ve o bez çalışmanın sonunda beşeri hiç bir şeyin daha estetik ve görkemli olamayacağı Türk Bayrağı’na dönüşmüş. Gençler bayrağı, askere alınmaları için yazdıkları dilekçelerle birlikte Genelkurmay Başkanı’na yollamışlar. Buraya kadar her şey Yaşar Paşa’nın dediği gibi Türk’e yakışan ve duygulandıran nitelikte. Ya sonrası... Sonrası, ancak bizim ülkemizde görülebilecek cinsten. Hayatlarını Türk’ü küçük görüp, aşağılayarak geçiren, Anadolu’da hâlâ berrak ve fedakâr Türk ruhunun yaşamasını hazmedemeyen güruh saldırıya geçti. Neymiş efendim, “Küçücük çocukların kanla ne işleri varmış, okulda bunlar mı öğretiliyormuş, bu tavır militarizm ve faşizmin hortlamasıymış...” Falan filan. Ne kadar enterasan. Kore Savaşı’na Türk Tugayı gönderildiğinde de Kırşehirli gençelerin hareketinin benzerini Galatasaray Liseli gençler yapmış, savaş süresince Kore’de birliğimizde kalan kanla bezeli çalışma, savaş sonrası askeri müzede sergilenmeye başlanmış ve halen ziyarete açık. Kansızlıklarından mütevellit Türk kanına alerjisi olanların esas kızgınlık noktası da bu aslında. Bu milletin bütün deformasyon faaliyetlerine rağmen 50 yıl sonra yine aynı tepkiyi ortaya koyuyor olması. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, bizler aynı havayı soluduğumuz için utanç duyduğumuz, nüfus cüzdanlarındaki ayyıldızın çile çektiğine inandığımız, canımızdan aziz bildiğimiz milletimize hakaretlerini öğrenerek, midemiz bulanarak izlediğimiz bu “Taraf”gir aydıncıklardan hiç hazzetmesek de onların varlığını kabul ediyoruz. Ama onlar azınlık olamayacak kadar az olmalarına rağmen bizi yani milleti kabullenemiyor, milletimizin büyüklüğünü ortaya koyduğu olayların akabinde salyalı ağızlarıyla çığlıklar atmaya başlıyorlar. Türkçe konuşabilen bu ve Türklük’le bağlantısı sadece bu olan bu yaratılmışlara karşı yapılabilecek yegane şey haklılığımızdan aldığımız güçle yapılabilecek fikir mücadelesidir. Bu salya-sümük mukaddes değerlerimize hakaret eden, medyanın köşe başlarına çöreklenmiş, iktidarlardan itibar gören ama Anadolu’da sokağa çıkamayacak, Cihangir-Nişantaşı hattına sıkışmış yaratılmışlara tavsiyem; Ne kadar çalışsanız da ne kadar fitne tohumu ekseniz de berrak Türk ruhunu bu topraklardan silmek sizin küçük ve derinliksiz beyinlerinizin başaramayacağı kadar zordur...” Yazar Hüseyin Raşit Yılmaz’ın, ülkenin geniş tabanının duygularını yansıttığı inancındayım...
|
21 Ocak 2008 09:29 39
Katılım: +0