Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
04
Ekim
2008
Önsayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Uzlaşma bitti mi?
Uzlaşma bitti mi? Yazdır E-posta
Mahir KAYNAK   
Salı, 05 Şubat 2008

Mahir KAYNAKTürkiye, kuruluşundan beri, dört eğilimle mücadele etmiştir. Bunlar Türkçülük, Kürtçülük, İslamcılık ve Komünizmdir. Üç tanesi taahhütlerimizi, bir tanesi güvenceyi temsil etmektedir.

İslamcılığın engellenmesi Osmanlı mirasının reddedilmesi ve sınırlarımız dışındaki Müslümanlarla ilgilenmemeyi kabul etmek demekti. Ayrıca Osmanlının son dönemindeki Türkçü akımların öngördüğü bir Türk birliği de gündemimizde olmayacaktı. Komünizmle mücadele ideolojik bir sınırlama olmaktan çok Rusya ile bir ittifakın önlenmesi amacını taşıyordu. Kürtçülüğün engellenmesi ise karşı tarafın topraklarımızı teminat altına aldığı ve bölünme tehdidine karşı galip devletlerin bir taahhüdü anlamını taşıyordu... Bugün laiklik olarak adlandırılan akım aslında bu taahhütlere bağlılığın ve bunların ihlalinin sahip olduklarımızın kaybına neden olacağı endişesinin ifadesidir.

Genel kanı Soğuk Savaş döneminin ABD ile SSCB’nin mücadelesi olduğu biçimindedir. Bu kanıyı hiçbir zaman paylaşmadım ve savaşın iki galibinin, güçlerinin zirvesindeyken ve büyük kazançlar elde etmişken, birbiriyle mücadele etmesinin anlamsız olduğunu ve bu çatışmanın diğer olası güç odaklarını engellemek için hazırlanmış bir senaryo olduğunu düşündüm. Şüphesiz iki ortak arasında bile gözlenebilen rekabetin bu iki süper güç arasında da olması doğaldı ama birbirini yok etmek istedikleri düşünülemezdi.

Soğuk Savaş bir günde bitmedi ve bir sürecin sonunda yeni bir aşamaya gelindi. Türkiye bu süreç esnasında varılan uzlaşmanın delinmekte olduğunu gördü. Ülke içinde bastırılan İslamcı, Türkçü, ve Kürtçü eğilimler başlangıçta dışarıdan desteklenen hareketler olarak gün yüzüne çıktı. Türkiye komünizmle mücadele etmek zorundaydı çünkü bu dış güçler ülke içindeki etkinlikleriyle onu kontrol altında tutuyorlar, hatta SSCB ile ilişkileri engellemekte kullanıyorlardı... Ülkemiz, komünizm karşıtlığının temel hedefi olan Rusya ile ilişkilerini komünist olmadan geliştirmeye başladı ve Rusya bunu yeterli gördü.

Türkiye’deki laik akım gerçekte kuruluşunda varılan uzlaşmadan ve böylece varlığımızın devamından yana bir tavır sergiliyor. Bunun kınanacak bir yanı yoktur ancak onlar olayı bir ideoloji ve onun savunulması olarak gördükleri için sorun anlaşılamamaktadır.

İslamcı kanat, bilinçli mi yoksa akıntıya kapılarak mı olduğunu kestiremediğim bir biçimde, bizi sınırlayan taahhütlerin geçersiz hale geldiğini düşünüyor ve Osmanlı değer ve ideolojisini hayata geçirmek istiyor. Bu akım diğer ülkelerdeki İslamcılığı değil bir öze dönüşü temsil ediyor.

Keşke ülkemizde bir akil devlet olsaydı da sorunumuzun ideolojik bir tercih değil dünya üzerindeki yerimiz olduğunu idrak edip buna uyan bir ideolojiyi benimseseydi. Böyle bir durumda ben, kişisel olarak, terk ettiğimizi kötülemek bir yana tarihimizin gerekli ve şerefli bu dönemi olduğunu düşünürdüm. Tarih bir nehir gibidir ve herkes sonunda denize karışır. Geçmişi kötüleyen gerçekte kendi geleceğini mahkum etmektedir.

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 
                 
Çiğdem BAYRAKTAR
Çiğdem BAYRAKTAR Diziye teşekkür eden ilk köşe yazarı! Yüksel Aytuğ, köşesinin hakkını vermek için “bütün gün” televizyon izleyen y...