Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
22
Ekim
2008
İmtiyazlı olabilmek! Yazdır E-posta
Behiç KILIÇ   
Salı, 02 Eylül 2008

Behiç KILIÇDeğerli büyüklerimizin “30 Ağustos yer kavgaları” efsanevi bir durum yaratıyor ki, tam sahnelik...

Levent Kırca bu durumları kaçırmazdı...

Düşünebiliyor musunuz, “Ağır ağabeyler” ön tarafta koltuk kapabilmek için birbirini omuzluyor, karşılarından da tören ekibi geçip onları selamlıyor...

Bu durumlara, maç nakli sonrasında, kameralara, gördüğümüzü tam anlamadığımızdan emin olan “Otorite”lerin aktarmaları sırasında da rastlanır. (bkz. kafa uzatıp parmak işareti yapanlar) Her ne ise, devlet koltukları önemli bir itibar ve imtiyaz göstergesidir!..

İmtiyazlı olunabilir mi?..

Elbette, imtiyazı hak eden olmalıdır ve bu “Hak ediş” aynı zamanta toplumun kalitesini ve sağlamlığının işaretidir...

Gerçekten, imtiyaz hakkı kaliteli insana verilirse bu gösterge olumludur...

Örneğin; Pekin Olimpiyatı’ndan gümüş madalya çıkaran Azize Tanrıkulu’nu Şırnak’a spor öğretmeni olarak tayin ediyorsun!.. Tanrıkulu’nun öteki olimpiyatta altına uzanma ihtimali var... Sen devlet olarak, sporcuna Şırnak’ta , “Olimpiyata hazırlık” alt yapısı sunabilecek misin?.. Hayır!.. O halde, ülke için kendisine imtiyaz tanıyacaksın...

Bir hikaye hatırlatayım...

“Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Atatürk’e yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata’nın yolunu keserek titrek bir sesle:
- Beni tanıdın mı oğul? dedi...
Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var: Devlet Demir Yolları’na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat Müdür dinlemedi.
Oğlumu yine işe almamış...
Ne olur bir kere de siz söyleyiniz.
Atatürk’ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:
- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak...
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçercesine dolu bir sesle:
- İşte Cumhuriyet’ten beklediğimiz sonuç... diyordu.
(Hulusi KÖYMEN Kaynak: Uludağ Dergisi, 1941)

Ve Atatürk’ten bir başka hikaye...

TBMM yeni dönem vekilleri belirleyecek, Atatürk’e aday listesi götürülüyor, “Hacı Bedir Ağa’nın adı yok” diyor...

“Efendim kendisinin okuma yazması yok, bu durumdakilerin aday yapılamayacağını kanunlaştırdık” cevabına da “İyi ohalde... Kanuna şöyle yazın, Hacı Bedir Ağa hariç!..”

İşte bu imtiyazdır...

Kürt Beyi Hacı Bedir Ağa’ya Atatürk bu imtiyazı layık görmüştür...

Çünkü, bu kişi Sivas Kongresi’nin İngiliz işbirlikçilerle basılıp, Mustafa Kemal’in kellesinin alınmasını önlemiş, “Kurtuluş”a büyük katkı sağlamıştır...

İmtiyaz verilmez, hakkı ile alınır!..

Yani örneğin, “Karısının kafasına türban taktırdı, kendisi de beş vakit namaza durdu” diye bir takım türedilerin, ayrılıkçı ihale cambazları olmasına yol vermek günahtır... Ve, devletin kesesinden onbinlerce dolar harcayarak keyif yapan, bir takım büyüklerin bu davranışlarını yansıttığımız zaman öfkelenen, “Herife bak Müslüman’a saldırmış” diye!..

Klavye başına geçip “Eski tüfekelerin okuduğu gazetenize kılım, tabi size de kılım. (Millet hamudu ile götürürken ufak tefek şeylerde bogulup kalma derim)...” türündeki “Tabanın verdiğiì imtiyaz elbette ki imtiyaz değildir...

Ve de “İmtiyazı kullanmak”, devletin tepesinde ayrıcalıklı koltuğu kapmak da değildir!..

“İmtiyazı kullanmak”, imtiyazın hakkını vermektir.

Örneğin, devletin içine sızıp devleti talan eden ahlaksızların kendilerine imtiyaz yaratmalarını engellemektir...


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy