Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
10
Ekim
2008
Önsayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Behiç KILIÇ arrow Olan üç genç polise mi oldu?!
Olan üç genç polise mi oldu?! Yazdır E-posta
Behiç KILIÇ   
Cumartesi, 12 Temmuz 2008

Behiç KILIÇGecekonduda barınan, yirmili yaşlarda üç serseri karar veriyor, 7.65 leri (silahlar böyle mi?) ceplerine koyuyorlar, bir de tanıdık korsancının taksisini çeviriyorlar ve dünyanın en korunaklı elçilik binalarından, ABD’nin İstanbul Konsolosluğu’nu basmaya gidiyorlar!..

Taksi paraları yok, kurşun paraları yok, hırpani eylemciler!..
Kim inanır?..

Türkiye’deki matbuatı kuşatan CIA-cemaat hakimiyeti, bu saldırının ardındaki karanlığı iyice karartmak için görevli gibi!.. “Darbe-darbeci paşa” tantanası ile meseleyi “cambaza bak” stratejisinde kafaları efsunluyorlar!..

Çok “derin” kontrollü bir cinayet şebekesinin saldırısı, toprağa verdiğimiz şehitlerle birlikte gömülüp gidecek mi!?.

Daha önce ne oldu ise öyle mi olacak?!.

Türkiye’de pkk gibi bir aktif silahlı çetenin yanı sıra, yarı uykuda, uykuya yatırılmış, nöbet bekletilen, dinsel kimlikle zırhlandırılmış silahlı çeteler mevcut. Bu çeteler “sağ-sol” olarak ve Anadolu hassasiyeti çerçevesinde, tarikat temelli öfke, kin ve nefret enjekte edilerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı kullanılmak üzere programlanıyorlar.

pkk gibi, bu çetelerin de kontrolleri, küresel güçlerin gizli servisleri tarafından gerçekleştiriliyor.

Türkiye’yi yönetenler, geçmişten bu yana, hem bu yapıyı, hem de söz konusu yapılanmaların üzerindeki ABD-AB kökenli gizli servisler zırhlarını çok iyi biliyorlar ve tabii o “zırhlar” nedeniyle, “dokunulamazlık” sınırlarını da!..

Dahası, siyasi egemenlerin bu “güçlerle” oy tabanı nedeniyle, “madem yok edilemiyorlar, göz yumup yararlanalım” temelinde yoğun işbirliklerine de rastlanıyor!..

İşte bu yüzden, İstanbul başta olmak üzere, yerleşim merkezlerinin varoşları “kurtarılmış bölgeler” halinde bu çetelerin cephanelikten karargaha, insan gücünden rant sahasına (hazine arazileri gasbı-kapkaç barınağı gibi) kaleleri haline geliyor..!

Sosyal yaşamı bozan, adeta kanserli bir bölgeler halinde varlıkları devam ediyor, belirttiğim gibi bu durum da, siyasi iktidarların “oy tabanı” alışverişi ile de sürüyor!..

Bundan önceki “bombalı saldırıları” hatırlayalım. Faillerin, İstanbul varoşlarında, sıvasız birkaç katlı gecekondularda nasıl barındırkların görmüştük. Doğu ve Güneydoğu kökenli, tarikat yapısından (Şeyh Sait mirascıları) yol almış din tacirleri, sözünü ettiğim “kurtarılmış bölgelerin” muhtarları olarak ortadaydı!..

Bunlar, hakimiyet kurdukları bölgelerde, çok katlı konutları kiralıyor, daha doğrusu militanları kiracı olarak, yasal iskan sınıfına sokup barınak sağlıyorlardı!.. Bombalama olaylarında, suç çetesinin işbirlikçisi olarak izlerine rastlanılsa da,bunlara dokunulmadı, varlıklarını sürdürmelerine izin verildi!.. Çünkü bunların yoğun tarikat ilişkileri vardı ve oy deposu olarak da aktifdiler... Üstüne üstelik yerel makanizma ile devlet ihalelerinden bile yararlanmaları sağlanıyordu!..

Şimdi son olaya dönelim.
Sözüm onlara “din adına” isyanları oynayan üç “robot”un kimliğine bakınız. “Teröristlerden Erkan Kargın ile Bülent Çınar’ın hırsızlık suçundan kayıtları var” İçinde biraz Allah korkusu olanın, hırsızlıkla uğursuzlukla alakası olabilir mi?..

Öteki eşkıya, 35 yaşlarındaki Raif Topçu ile ilgili de benzer isnatlar mevcut... Bu “yoksul” elemanların üzerlerinde 200 mermi çıktı. Kaynağı ne?..

“3 militanın da ceplerinden üzerinde Arapça yazıların bulunduğu bez parçaları çıktı.”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerine karşı cüreti artan “Şeyh Sait” mirasçılarının, sahipsiz insanları nasıl rahatça efsunladığının bir belgesi.

İcraatlarının tespit edilen özetine bakalım... “Soruşturmada, zanlılardan birisinin, bir süre önce Diyarbakır’a giderek henüz kimliği tespit edilemeyen kişilerle görüşme yapıp İstanbul’a döndüğü saptandı. Öldürülen Bülent Çınar’ın en son Reşat Anlı ile görüşme yaptığı belirlendi. Saldırıyla ilgili konuşmaların bu telefon görüşmesinde geçtiği öne sürüldü.
Anlı’nın zaman zaman İran’a gidip-geldiği saptandı. Anlı ve Kargın’ın 2006’da Afganistan’a geçmesine yardımcı olduğu kaydedildi. Bir Emniyet yetkilisi, ‘Kargın ve Anlı arasında cami cemaati arkadaşlığı olduğu yönünde bilgiler var’ dedi.”

Sözün özü;
Üç polisimizin kanının yerde kalmaması için, o kapısındaki bekledikleri kalenin içine ışık tutmalı ve o kaleden beslenen “abd beslemesi, su başlarını tutmuş cemaat-tarikat ağalarının” bu işteki parmak izlerine de ulaşılmalıdır...


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy