Dün Hiroşima’ya atom bombasının atılışının 63. yılıydı. Yıldönümü nedeniyle Hiroşima’da büyük bir tören düzenlendi, bombanın kentin üstüne düştüğü 08.15’te çanlar çaldı. Her yıl yinelenen ortak dilek şu: Yeryüzünde bir daha atom bombası acısı yaşanmasın!
Bu dileklere biz de yürekten katılıyoruz ama, Hiroşima’dan 63 yıl sonra dünyanın yapmakta olduğu tartışma da şu: Atom bombası hangi ülkelerin hakkı olsun? ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nın son anlarında böyle bir güce sahip olduğunu ilan etmek için kullandığı atom bombası dönemin tüm süper güçlerini bu yöne itti. ABD’nin hemen ardından dönemin ikinci süper gücü Sovyetler bu silaha ulaştığını 1949’da dünyaya duyurdu. Ertesi yıl İngiltere “Ben de varım” dedi. 1964’te de Fransa ve Çin’den aynı ses duyuldu. 1960’ların sonuna gelindiğinde 5 ülkenin toplam atom silahı 40 bine ulaşmıştı. Yani, Hiroşima’nın 40 bin katı! Kervana usul usul yeni ülkelerin katılma olasılığı belirince 5 ülke bir araya geldi ve şu anlaşmayı imzaladı: Nükleer Silahların Sınırlandırılması! Tümüyle yok edilmesi değil, sınırlandırılması. Nasıl bir sınır? 5 ülke ve onların uzantısı olacak birkaç bölgesel güç! *** Konunun Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren yanı İran’ın durumu. İran, değişen dünya dengeleri içinde doğudan batıya hemen her ülkenin dikkatinde bir ülke. Şah döneminde, Sovyetler’e karşı yanında yer alacak güçlü bir İran isteyen ABD, Tahran’ı nükleer teknolojiyle tanıştırdı. Şah’ın devrilmesi, Sovyetler’in çökmesi dengeleri değiştirdi. Ama İran’ın nükleer özlemini değiştirmedi. İran da değişen dengeleri kullandı, bu kez Almanya ile işbirliği yaptı. Kaderin cilvesine bakın ki, “Sovyet tehdidine” karşı nükleerlendirilen İran’a, 90’lı yıllarda da değişen Moskova omuz verdi! Büyüdükçe petrole gereksinimi de büyüyen Çin, ABD’nin Ortadoğu’da tek etkin güç olma girişimlerine karşı Tahran’ın yanında yer aldı. Geldik bugüne... ABD yanına AB’yi de alıp Tahran’a çıkışıyor: Nükleer silah yapıyorsun, bunu durdur. Yoksa tepene binerim! İran, ABD’ye çıkışıyor: Hayır, ben sadece nükleer teknoloji gücümü arttırıyorum. Bu benim en doğal hakkım, sen karışamazsın! *** Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun hakemliğinde sürmekte olan bu tartışma nereye varacak? “Son uyarılar”, “en son süre”, “ipin koptuğu nokta” derken Bush dönemi sona eriyor... ABD’nin yönetiminde etkin olan yapı, en güçlü başkan adayı Obama’ya “İran Ortadoğu’da barışı tehdit eden en ciddi tehlikedir” dedirtti. Bunun arkası nasıl gelecek, göreceğiz... Türkiye, gidişe tümüyle seyirci kalmaktan yana değil. Türkiye’nin kendi dış konularını çözmekten çok çevre ülkelerin sorunlarına kafa yoran Dışişleri Bakanı Ali Babacan, 14 Ağustos’ta İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Türkiye’ye geleceğini duyurdu. Herkes ziyaretin Ankara’ya olacağını beklerken İstanbul çıktı. Anıtkabir’e gitmemek için her yere giden İranlıların bu isteğine Ankara’nın boyun eğdiği konuşulurken Babacan duruma açıklık getirdi: “Bu tür ufak detayları bırakın!” Arabuluculuk uğruna kendi değerlerimizden ödün vermeyi göze aldık ama, İran Türkiye’nin rolünün abartılmasına da karşı çıktı. Türkiye, sadece kolaylaştırıcı dedi! İran; doğru-yanlış, iki yüzlü küresel yapıya karşı kendi anlayışı içinde mücadelesini sürdürürken, siyasal anlamda ilk nükleer başlıklardan birini Türkiye’ye karşı kullandı, dersek biraz abartmış oluruz... Yanlış söylemiş olmayız!
|