Fetullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Mütevelli Heyeti Başkanı ve Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce ile yapılan bir söyleşi, "İkinci Cumhuriyetçi-mandacı" takımın yeni yayın organı Taraf gazetesinde yayınlandı. (Taraf, 3.12.2007) Gazetenin "İslam'da Gülen Reformu" başlığı ile manşetten duyurduğu söyleşinin en ilginç yanı ise, Gülerce'nin bazı konularda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski Genelkurmay Başkanı E. Org. Hilmi Özkök'ün kulaklarını çınlatacak bir söylemle konuşmasıdır. Hüseyin Gülerce, "Anadolu Müslümanlığı" kavramını özellikle vurgulayarak şunları söylüyor:
"Dinin özünü anlama sürecine girdik. Biz, Anadolu Müslümanlığı diyoruz. Bizim milletimizin Müslümanlık yorumu demek bu. Anadolu Müslümanlığı İslam'ın yumuşak yüzüdür. Diyoruz ki bizim Mevlana'mız var. Hacı Bektaş Veli'miz var. Bu insanları öne çıkartarak ne söylemek istiyoruz? İslam'ın yumuşak yüzünü, özündekini söylemek istiyoruz. Eğer bunun adına "ılımlı Müslümanlık" deniyorsa, bu bizim topraklarımızda yaşayan Müslümanlıktır."
Hüseyin Gülerce, "Biz, Anadolu Müslümanlığı diyoruz." demiş, ama bunu ilk söyleyen Fettullahçılar değil tabii ki… Geçtiğimiz yıl içinde "Anadolu Müslümanlığı", CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından keşfedilmişti! Baykal, bu konuda şunları söylüyordu:
"Anadolu İslam'ı geleneğini, 13. yüzyıl Anadolu aydınlanmasını; Mevlana, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre'nin işleyip geliştirdiği Anadolu kültürümüzün yüksek ilkeleri ve ahlakını, siyasal ve kültürel söylemimin kaynağı olarak gördüm. Bu durum gözlerden kaçmış olabilir, şimdi bunun fark edilmesinde AKP etkili olabilir. Ama AKP ortada yokken Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş çizgisini, Türkiye ve dünyaya anlatma çabasında oldum. Benim inanç anlayışımın konuşmalarıma yansıması, günlük yaşamımın parçasıdır." (Milliyet, 10.2.2006)
CHP Genel Başkanı, 2006 yılı Aralık ayı içinde de yine bu konuyu şöyle gündeme getirmişti:
"Mevlana ve 13. yüzyıl tasavvuf erbabının etkisiyle Anadolu İslamiyet'i, insan, akıl, sevgi ve hoşgörü çizgisinde gelişmiştir. Onun içindir ki bugün Türkiye, İslamiyet'in en özgür, en akılcı, en ileri ve en güzel yaşandığı yerdir."(Hürriyet, 17.12.2006)
Artık Fettullahçılar Deniz Baykal'ın çizgisine mi geldi, yoksa Baykal, Fettullahçı anlayışa doğru yelken mi açmıştı, bu konunun tartışması ayrıdır. Ama şurası açık ki, Fettullah Gülen cemaatinin "Anadolu Müslümanlığı" söylemi ile Baykal'ın bu konuyu ele alışı arasındaki benzerlik çarpıcı!
Ne var ki, iş bu benzerlikle bitmiyor. Diğer bir ifadeyle, Baykal'ın ve Fettullah cemaatinin bu Müslümanlık yorumu salt vicdani bir değerlendiriş olarak kalsa, bir sorun olmayacaktır. Ama her iki kesim de bu anlayışı siyasi boyutu ile ele almaktadır.
Baykal, "Anadolu İslam'ı geleneğini, 13. yüzyıl Anadolu aydınlanmasını… siyasal ve kültürel söylemimin kaynağı olarak gördüm" diyor. Atatürk'ün kurduğu partinin liderinin siyasi söylemini, yüzyıllar öncesine uzanan bir İslami gelenekle meşru göstermeye çalışması doğrusu düşündürücü!
Öte yandan Hüseyin Gülerce de sadece "Anadolu Müslümanlığı"ndan bahsetmekle kalmıyor ve "eğer bunun adına "ılımlı Müslümanlık" deniyorsa, bu bizim topraklarımızda yaşayan Müslümanlıktır" diyerek ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin önemli bileşenlerinden biri olan "Ilımlı İslam" anlayışına da selam gönderiyor.
Hepimiz biliyoruz ki, ılımlı İslam teolojik değil, öncelikle siyasal bir kavramdır. Bu çerçevede kavramı anlamlı kılan esas özellik de, söz konusu İslam anlayışının köktenci olmaması değil, İslam coğrafyasında genelde emperyalizmin, özelde ise ABD'nin siyasal, ekonomik, askeri ve benzeri amaçlarına ve çıkarlarına engel oluşturmamasıdır. Kavram, bu niyetle formüle edilmiştir. Somut konuşmak gerekirse, İslam'ın en köktenci yorumlarından birini uygulayan İran, emperyalizmin tekerine çomak soktuğu için, özellikle bu nedenden ötürü kesinlikle ılımlı İslam çerçevesinde değerlendirilemez. Ama köktendincilikte İran'dan hiç de geri kalmayan Suudi rejimi, ABD'nin Ortadoğu'daki en önemli müttefiklerinden biridir ve salt bu nedenden ötürü ılımlıdır!
Ama kimi kesimlerce ılımlı İslam kavramının tanımında kasıtlı olarak yaratılan belirsizlikten yararlanarak, emperyalizmin ılımlı İslam projesi, "Anadolu Müslümanlığı da zaten budur" gerekçesiyle halkımıza benimsetilmeye çalışılmaktadır! Yani Mevlana'lar, Yunus'lar, Hacı Bektaş'lar emperyalist politikaların Anadolu halkına yutturulması için artık bir tür tatlandırıcı olarak kullanılacak, bu amaçla kirletilecektir!
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
diyen koca Yunus'un insancıllığı ile Irak'ı baştan başa yıkan ve cehenneme çeviren emperyalist ABD'nin, çıkarlarına ve amaçlarına engel oluşmasın diye İslam coğrafyasında egemen kılmak istediği "ılımlı İslam" (!) projesi nasıl bağdaşabilir? Ilımlı İslam, İslam'ın değil, emperyalizmin yumuşak yüzüdür!
Yıllardır ABD'de kanun kaçağı olarak yaşayan Fettullah Gülen'in ve cemaatinin ABD emperyalizmini, halkımızın dini duygularını kirleten bir laf cambazlığı ile meşru göstermeye neden soyunduğu ortadadır, ama Cumhuriyeti kuran partinin genel başkanının durduk yerde bu tür keşifler (!) yapması gerçekten düşündürücüdür!
Hüseyin Gülerce, adı geçen söyleşide sadece ılımlı İslam kavramına değinmiyor. Türkiye'nin AB üyeliği ile kendisinin "Kürt sorunu" olarak adlandırdığı terör meselesi arasındaki ilişki konusunda da ilginç şeyler söylüyor:
"Mesela şimdi eski genelkurmay başkanları "biz Kürt yoktur" demekle, Kürtçeyi yasaklamakla yanlış yaptık diyorlar. … Yanlış yaptık diye itiraf etmek bir şey değil. Bu itirafı yapan komutanlar işin doğrusunu da söylemeliler. Ama Kürt sorunun çözümünde doğru yaklaşımı söylemiyorlar. Eğer samimilerse "yaptıklarımız yanlıştı. Fakat işin doğrusu AB üyeliğidir" demeliler. AB üyeliğini Türkiye için hedef göstermeliler." (Taraf, 3.12.2007)
Böylece ılımlı İslam üzerinden ABD emperyalizmine biat edenler, "Kürt sorunu" üzerinden de AB emperyalizmine teslim oluyorlar.
Ne var ki Hüseyin Gülerce, kimi eski komutanlarımıza haksızlık ediyor! Örneğin eski Genelkurmay Başkanları'ndan E. Org. Hilmi Özkök, tam da Fettullahçı Hüseyin Gülerce'nin istediklerini söylüyor. İşin doğrusu AB üyeliğidir diyor, AB üyeliğini Türkiye için hedef gösteriyor!
E. Org. Özkök, Milliyet gazetesinden Fikret Bila ile yaptığı söyleşide,
"Kürt devleti kurma ümidi nasıl kesilir? Dış destek kesilirse… Bir müstakil Kürt devleti kurulsun diye kendimizi feda ediyoruz diyorlar. Kendi düşünceleri böyledir. Ama bunun hiçbir zaman olmayacağını görürse ümit kesilir. İkincisi, öyle bir durum olur ki, artık bölgedeki Kürt kökenliler, hatta Kuzey Irak'takiler de "ayrı bir Kürt devleti kurmaya gerek yok" diyebilirler. Düşünün ki, Türkiye AB'ye girmiş, fert başına milli geliri 15 bin doları aşmış. O zaman böyle düşünülebilir." (Milliyet, 2.10.2007)
E. Org. Özkök'ün, Fettullah destekli AKP iktidarı ile dört yıl boyunca neden uyum içinde çalıştığı ve bu derece iyi geçinebildiği sanırım şimdi daha iyi anlaşılıyordur!
Sonuç olarak ılımlı İslam ve "Kürt sorunu" çerçevesinde çizgiler netleşiyor. Bu işi kamuoyuna servis etme görevi de İkinci cumhuriyetçi-mandacı Taraf gazetesine düşüyor!
Türkiye'nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve bütünlüğüne sahip çıkan yurtseverlerin bu meselelerdeki tarafı bellidir. Bu değerlere karşı çıkanlar da hangi tarafta olduklarını ilan ediyorlar!
Hala taraf olmayanlar ise bertaraf olacaklar!