|
Dün ülkeyi din devletine dönüştürmek isteyenlerin tüm enerjilerini sivil toplumdan, yargıdan, askerden ve üniversitelerden oluşan direnç noktalarını kırmaya verdiklerini, bunda ne yazık ki -bugün itibarıyla- başarıya ulaştıklarını yazmıştım.
Çok sayıda okur aynı soruyu sordu: “Tespitlerin tamam... İyi ama çözüm ne?” Bu soruyu o kadar çok duyar hale geldim ki artık sinirden gülüyorum! Hem laiklikten yana olacaksın... Hem sosyal hukuk devletini savunacaksın.. Hem demokrasiden asla ayrılmamak gerektiğini düşüneceksin... Cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olacaksın... Sonra da soracaksın: “Ülkeyi din devletine dönüştürmek isteyenlere karşı çözüm ne?” Çözüm tam da bu savunduğun değerlerin ta kendisi, benim saf, iyi niyetli, yurtsever, aydınlık vatandaşım...
Çözüm gerçek laiklik! Çözüm gerçek anlamda bir sosyal-hukuk devleti! Çözüm, kafa sayısına odaklı değil, azınlık haklarına da saygılı gerçek demokrasi! Çözüm, gerçekten içeride ve dışarıda güçlü, onurlu bir cumhuriyet! Eğer tüm bunlar, (birkaç oy fazla almak uğruna) milliyetçi ya da dini eğilimleri okşamaktan kaçınmayan partiler tarafından yozlaştırılmasaydı... Savunduğumuz ve sahip çıktığımız o değerlerin hakkını verebilseydik... O zaman zaten bugün “çözüm de çözüm” diye kıvranmazdık! Siz kapınızı pencerenizi açık bırakırsanız, hırsız bu fırsatı kaçırmaz!
Kabul etseniz de etmeseniz de suçun büyüğü sizdedir. Çünkü gerekli önlemleri almayarak, hırsıza davetiye çıkarmışsınızdır! Yine bu örnekten gidelim: Eviniz soyulursa karakola gider, durumu anlatırsınız... Hırsız ezkaza yakalanırsa ve o saate kadar henüz mallarınızı üç otuz kuruş paraya elden çıkarmadıysa ne âlâ.. Aksi halde geriye tek çözüm kalır: Borca harca girer çalınan televizyonun ya da diğer değerli eşyaların yerine yenisini alırsınız... Bu saatten sonra çare, “evim soyuldu” diye ağlamak değil hırsızın yakalanmasını sağlamak ve çaldıklarını geri almaktır!
Sonra da onlara gözümüz gibi bakmaktır! Henüz elimizde olanların değerini bilmektir! Kaybettiklerimizi fazlasıyla yerine koyabilmek için daha çok “çalışmak”tır! Durum bundan ibarettir... ÇÖZÜM!
Çözüm ne”cilere bir yanıt da 18 yaşındaki okurum Ufuk’tan geldi... İşte Ufuk’un çözüm heyecanı: “Selam Mustafa Abi... Senin de dediğin gibi tüm direnç noktalarını çökerttiler. Herkes susuyor. Aslında Atatürk 1933 yılında bunları görmüş, Bursa Nutku’nda, ‘Türk Genci bu rejimin en büyük sahibidir, devrimlere herkesten çok inanmıştır. En ufak bir saldırıda dahi, ‘Bu ülkenin askeri, jandarması, polisi, hukuku var’ demeden elinde ne varsa karşı devrimcilere karşı savaşacaktır’ demiş... Ben her ne kadar Atatürk’ü savunsam da onun anlattığı Türk genci olamadığımı biliyorum. Kendimden de utanıyorum. Benim yaşım 18 ve çocuklarımın, torunlarımın çakalların kol gezdiği, şeriatla yönetilen ve Gazi’nin hatıralarının silindiği bir ülkede yaşamasını istemiyorum. Ufuk.” Hâlâ “Çözüm ne” diye soruyor musunuz?
GÜNÜN SORUSU
Rektör atamalarında Sezer’e suskun kaldığımızı, buna karşın onun yolundan giden Gül’ü eleştirdiğimizi söyleyen AKP’severlere: Ama... Hani siz demokrattınız? İstanbul polisinin tarihi görevi!
Terör örgütü dün İstanbul’un göbeğindeki Selimiye Kışlası’nı hedef alan bir saldırı gerçekleştirdi. Şans eseri ölen ya da ağır yaralanan olmadı. Daha Güngören saldırısının acısını yaşarken, eli kanlı katillerin ikinci kez harekete geçmelerinin, ülkede panik ve güvensizlik havası yaratmayı hedeflediği açık! Suçlulukları kanıtlanamayanları, özel hayatlarını deşifre etmek pahasına dinleyen polisin, İstanbul’a sızan bu canilere dur diyememesi anlaşılır gibi değil! Elbette bu, savunmasız ve hiçbir yere gitmeyeceği açık olan yazarların evine, gecenin kör karanlığında baskın düzenlemekten daha zor ... Ama polisin görevi de bu! İstanbul Emniyeti’nden bu zor görevi başarıyla yerine getirmesini bekliyoruz!
|