|
Kimileri Kazanırken Türkiye Neden Kaybediyor? |
|
|
|
Erol MANİSALI
|
|
Cuma, 07 Aralık 2007 |
|
Türkiye'de bir "zenginleşme" olduğu kesindir. Birilerinin geliri ve serveti hızla artıyor. İstatistikler bunu doğruluyor. Bankalardaki mevduatın "yüzde 90"a yakın bir bölümü nüfusun yüzde 3 dolayındakilere ait. Olağanüstü bir uçurum.
Bu uçurum AKP iktidarı döneminde hızla büyümüş. Kimilerinin geliri ve serveti olağanüstü artmış. Lüks otomobil, lüks saat, lüks mücevher tüketiminde Türkiye büyük bir ilerleme göstermiş. Batı'nın en cazip pazarı olmuşuz.
26 dolar milyarderi üreterek Japonya'yı ve Fransa'yı geride bırakan bir Türkiye var karşımızda.
Türkiye'nin ekonomisi ve siyaseti "yeniden yapılanırken" hızla zenginleşen bir zümre var. Kimler oluşturuyor bu iktisadi oligarşiyi? Füze hızıyla yükselen bu azınlığı hangi kaynaklar finanse ediyor?
Kimileri için hızla büyüyen refah (ve safahat) kimlere fatura ediliyor? Mekanizma nasıl çalışıyor? İktisadi mekanizmanın siyasi ve sosyal sonuçları kime fatura ediliyor?
- Türkiye'de, "olağanüstü bir yeniden yapılanmanın" yaşandığı kesindir. Bu yeniden yapılanma iktisadi, siyasi, sosyal ve dini ayaklar üzerine oturtulmuştur.
- Bir ucu içeride, bir ucu dışarıdadır. Bu iki uç arasında bir bütünleşme ve paylaşım söz konusu. Elde edilen siyasi ve iktisadi kazançlar, "içeride ve dışarıda uygun bir biçimde paylaştırılıyor". Bir sana, bir bana diye sürüp giden bir alışveriş.
- ABD ve AB soğuk savaş sonrasında içeride "yeni ortaklar" buldu. Soğuk savaş yıllarında "bürokrasi ve büyük sermaye" aracılığıyla ağır aksak yürüttükleri bu işbirliği, dincilerin oligarşiye dahil edilmesiyle olağanüstü bir derinlik kazandı.
Koalisyon hükümetlerinde Washington ve Brüksel'in karşılaştıkları zorluklar ve sorunlar gitti. Al gülüm-ver gülüm hesabı içinde Türkiye'nin içi her anlamda boşaltılırken paylaşım da olağanüstü bereketli ve helal hale geldi. Yalnız Washington ve Brüksel değil iktidar da memnun, mutlak bir işbirliği içindeler.
- ABD ile "BOP" süreci başarılı bir biçimde yürütülürken,
- Avrupa ile yürütülen "AB süreci" nin niçin açılıp kapandığı belli olmayan fasılların, "fasıl heyeti" eşliğinde güle oynaya icra edildiğini görüyoruz.
Alaturka değilse bile Alaislamca sürdürülen bu süreçten ABD ve AB çok hoşnuttur. Türkiye'ye karşı söylemediklerini bırakmazken hükümete hiç mi hiç laf ettirmiyorlar.
"Varsa Gül , yoksa Erdoğan" diyorlar da başka bir şey söylemiyorlar. İnsanın,'' O kadar istiyorsanız siz alın tepe tepe kullanın'' diyesi geliyor.
Ya kaybedenler... Türkiye'de bir azınlık, bir oligarşi inanılmaz ölçüde kazanıyor; geliri, serveti artıyor bu kesin, istatistikler böyle söylüyor. Ya kaybedenler? Onlar kimler? Banka mevduatlarında %85-90'ın içine giremeyen ve gırtlağına kadar bankalara borçlananlar, soygunun bedelini ödeyenler.O yüzde 3'ün dışında kalan yüzde 97 gerileyenler sınıfında kalıyor. Memur, işçi, köylü, esnaf-yani halkın kendisi.
- Gelir bölüşümü olağanüstü bozulmuş. Daha da kötüsü sosyal devlet ortadan kalktığı için köylü, işçi, memur, esnaf yabancı şirketlere bağlanmaya başlamış.
- Türkiye Cumhuriyeti de kaybedenler arasında; elindeki en stratejik iktisadi varlıklar, ''Lozan'ı istemeyen'' Batı devletlerinin şirketlerine geçiyor. Atatürk devrimlerinin temel yapısı tersine çevrilmiş. Cumhuriyetle yırtılıp atılan kapitülasyonlar ve çok özel imtiyazlar AKP döneminde yeniden getiriliyorlar.
Ve değirmenin suyu? Dört temel kaynaktan sağlanıyor;
1) Türkiye Cumhuriyeti'nin 80 yıldır dişinden tırnağından ayırarak biriktirdiği varlıklar satılıyor. Ekonominin içi boşaltılıyor. " Eski tasarruflarla elde edilmiş yatırımlar ve değerler" hem yabancılara hem de yandaşlara yok pahasına satılarak bu varlıklar israf ediliyorlar.
2) Kamunun malı olan veya "kamusal haklar niteliğinde bulunan varlıklar çözülerek" yandaşlara ve yabancılara devrediliyor.
Bu kaynaklar özünde, "kamunun (devletin) potansiyel kaynaklarıdır". Bu potansiyel kaynaklar realize edilirken "özel kişilere değil, kamuya devredilmelidirler". Aynen biriken bir " vergi alacağının tahsili gibi".
Oysa bu değerler çözülerek kamusal yarara değil "çok özel kişilerin cebine" indiriliyor. İskâna açılan arazilerden rant getiren işletmelere kadar geniş bir alanda " kamunun bütçesine gelir" olarak yazılacak kalemlerle özel kişiler haksız yere zengin ediliyorlar.
3) Gelecek nesiller borçlandırılarak elde edilen krediler yine belirli çevrelerin kasasına gönderiliyor. Toplum ve devlet borçlandırılmış oluyor. Dış borçlarımız dev boyutlara ulaşıyor.
4) İçerde, "gelirin yeniden dağıtılması yolu ile gelir bölüşümü değiştirilerek" belirli çevrelere ve yandaşlara kaynak aktarılıyor. Örneğin, "yapay bir biçimde düşük kur politikası" uygulanarak dış borç alan çevrelere kaynak aktarılıyor. Bu kaynağın karşılığı geniş halk kesimlerine dolaylı olarak ödetiliyor.
Dış sömürü yanında, onunla bütünleştirilmiş bir iç sömürü düzeni ile azınlıktaki kimileri zenginleşirken Türkiye geleceğini tüketerek fakirleştiriliyor
|