8 Ağustos’ta başlayan Gürcistan krizi giderek daha çok ülkeyi ilgilendiren uluslararası bir sorun haline geliyor. Yolun sonu; NATO-Rusya gerilimi... Buradaki fay hatları zaten hareketlenmeye başladı.
AKP hükümeti, öncelikle Gürcistan’a iyi görünme kaygısına girdi. 9 yıl önceki koşullar içinde oluşturulmuş, “Kafkas Paktı” önerisini raflardan çıkarıp masaya koydu. Başta Gürcistan karşı çıktı. Rusya’nın dikkatle izlediği bu adımların sonrasında Türkiye-Rusya ilişkileri sarsılmaya başladı. İş bir ara Bakanlar Kurulu içinde krize kadar vardı. Son olarak açıklanan rakam şu:
Rusya’nın Türkiye’ye sınır kapılarında tavır koymasından kaynaklanan nedenlerle doğan zarar 500 milyon dolara ulaştı.
Bu durumda şöyle bir saptama yapmak da yanlış olmayacaktır:
Gürcistan krizi, olayın doğrudan tarafı olan ülkeler dışında en çok Türkiye’yi etkiledi! Montrö’yü herkesin değdiği bir açık kapı durumuna getirmek de cabası...
Bu yaptığımız arabuluculuk mu, arada kalıcılık mı?
***
Cumhurbaşkanı Gül, dün Azerbaycan’ın başkenti Bakû’ya gitti. Erivan ziyaretinin ardından İlham Aliyev’le buluşacak. Sızan haberlere göre Gül, “Azerbaycan’la ilişkilerimizi olumsuz etkileyecek hiçbir şey olamaz” diyecek.
Azerbaycan’da seçim sürecine giriliyor. Dağlık Karabağ’ın statüsüyle ilgili en küçük bir olumsuzluk iç politikayı doğrudan etkiliyor. Bu durumda Aliyev’in Türkiye’nin bastırdığı gibi üçlü bir zirvede yer alması lehine görünmüyor. Plan o ki; BM zemininde Gül-Sarkisyan-Aliyev buluşacak. Sorunların diyalog yoluyla çözülebileceği mesajı verilecek.
Bunun olabilmesi için ilk adım atması gereken Sarkisyan. Ermenistan hangi politikasından vazgeçti de, diyalogla sorunlar çözülecek?
Ermenistan için şu aşamada gerekli olan, sınırların açılması ve ülkenin nefes alması. Bu bizim de lehimize olur. Ama, sonrasında ne olacak?
Kendi durumumuzdan vazgeçtik; ister misiniz Azerbaycan, Türkiye’nin zorlamalarına tepki göstersin, ilişkilerimiz gerilsin!
O zaman Gül’ün durumu, arabuluculuk mu olur, arada kalıcılık mı?
***
Yukarıdaki örneklere benzer bir durum İran’la ilişkilerimizde yaşanıyor.
ABD, Irak başarısızlığını örtebilecek bir İran başarısı istiyor. Bunu yapabilmesi için Türkiye’nin içinde yer alacağı genel bir desteğe gereksinim var. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın İstanbul ziyareti bu açıdan bakıldığında farklı yorumlara yol açtı. Ahmedinejad, İstanbul ziyaretinin baştan sona İslam dünyasına mesajlar içerdiğini söyleyip gitti.
O mesajlar aynı zamanda ABD’yeydi.
Türkiye kendi durumunu anlatırken şu tez öne çıkarıldı:
Biz, iki tarafa da gerçekçi duruşun ne olması gerektiğini söylüyoruz. ABD’ye, her şey askeri güçle çözülmez, diyoruz. İran’a, dünyadan soyutlanarak bir yere varamazsın, diyoruz.
Durum bir ölçek daha gerildiğinde, bu sözlerin çok anlam taşımayacağı açık.
O gün arabulucu mu olacağız, arada kalıcı mı?
Atasözlerimiz arada kalanlar için hiç de iyi şeyler söylemez!