|
NICOLAS SARKOZY Fransa'ya devlet başkanı olalı, Türkiye'deki Avrupacılığın da tadı kaçtı. Şimdi moda, o kişiye ve Fransa'ya yüklenmek.
Acaba, kızılacak olan, Paris'teki adam ve onun ülkesi midir, yoksa AB'nin kendisi mi? Politikada en verimsiz davranış, papaza kızıp oruç bozmaktır. AB, 27 üyeli bir uluslar birliği olarak, bir yandan bütünüyle Türkiye'yi oyalama politikasına devam edecek, siz de öte yandan o kuruluşu karşınıza almak yerine içinden en huysuz görünene çullanıp onu ve onunla birlikte ülkesini yerin dibine batıracaksınız; olacak iş mi?
Fransa-Türkiye ilişkileri, böylesine bir çırpıda çöp sepetine atılabilecek kadar değersiz midir?
"Ulus-devlet" anlayışları birbirine bu kadar yakın başka iki devlet var mı?
Fransa, Türkiye'ye yatırım yapan bütün devletler arasında ikinci değil mi?
Aslında Sarkozy'nin davranışlarında anlaşılmayacak kadar derin ve esrarengiz nedenler yok. Macar asıllı aileden gelme hırslı bir göçmen çocuğu, yabancılara biraz dudak büken Fransa ortamında çok yüksek yerlere çabucak yükselebilmek için ister istemez kolay ve demagojik temalar seçmek zorundaydı.
Banliyö terörüne karşı sert önlemler almak, sokak güvenliğini en önemli konu saymak, seçmen olarak kalabalık etnik gruplardan biri olan Ermenilerin yandaşlığına soyunmak gibi.
Yabancılara ve özellikle Müslümanlara karşı beslenen duyguları Faslılara ve Tunuslulara yöneltmek işine gelmezdi; çünkü onlar, Fransa vatandaşı ve seçmen olarak, Türklerden çok daha kalabalıktılar. Vatandaşlığa kolayca geçmeyen, geçemeyen ya da geçirilmeyen Türklerin pek bir seçmen ağırlığına sahip oldukları söylenemezdi.
S arkozy'nin Türkiye konusundaki tutumuna bir de başka yönden bakmak gerekmez mi? Ankara'nın üyeliğine karşı ayak sürüyen Frau Merkel'in ardında kalmamak, iki ülke arasındaki sinsi rekabetin Mösyö Sarkozy'ye yansımış bir belirtisi olamaz mı? Çok devletli kuruluşların kendi dışlarındaki ülkelerle ilişkilerinde sık rastlanan bir durum, iyi ve kötü işkenceci rollerini aralarında paylaşıp ortaklığın manevra yeteneğini arttırmak ve duruma göre üyelerden bir kısmına şirin gözükmektir. Merkel'le Sarkozy, Türkiye'nin tam üyeliğine sıcak bakmayan, ama çeşitli nedenlerle tutumlarını açıkça ortaya koyma cesaretini gösteremeyenlerin favorisi olma hevesine kapılmış olamazlar mı?
"Tantal işkencesi" ne daha çok benzeyen böyle bir süreci sürdürmeyi, şimdiki iktidar gibi, Cumhuriyetin bazı kurumlarını zayıflatmak ve içteki hedeflerinize daha kolay varabilmek amacıyla kendiniz seçmişseniz, böyle ters sonuçlar karşısında sızlanıp ağlaşmaya hakkınız olabilir mi?
Ağa kendi düşen ağlamaz.
Bu yaziyi web sayfanizda alintilayin | E-posta
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |