|
"Atatürkçü" olduğunu iddia eden devlet adamlarımız, siyasilerimiz ve askeri yetkililerimiz, Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti'ne bir bakarlarsa ne denilmek istendiğini anlayacaklardır.
Genelkurmay ATASE Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi'nin (SAREM) düzenlediği "PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi" konulu sempozyumun açılış konuşmasını yapan Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun çarpıcı saptamalar yaptı. (Vatan, 11.12.2007) Ayrılıkçı terör örgütü üyeleri ve yandaşlarının Avrupa Parlamentosu ile Fransa ve İngiltere gibi kimi AB ülkelerinin parlamentolarının düzenlediği konferanslara katılarak propaganda yapmalarına göz yumulduğuna dikkat çeken Org. Saygun şunları söylemektedir:
"Toplantılar düzenleyenlerin, terör örgütüne sahip çıkmasını, bunların bu şekilde desteklenmesi, direnme gücü ve ümidi verilmesini, siyasi destek sağlanmasını, Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle mücadelede uğradığı can ve mal kaybının sorumluluğunu teröristlerle beraber paylaşmasını dikkatlerinize sunmak isterim. "PKK gerillaları" "silahlı isyancılar" "Ankara muhalifleri" gibi mahcup ifadeler kullanılmasını, bunlara bir türlü terörist diyememelerini anlamak mümkün değildir"
Orgeneral Saygun'a göre "aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu bazı ülkelerin tutum ve davranışları terör örgütünün kendisine yaşam alanları bulmasında en büyük etkendir."
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Saygun'un bu konuşmayı yaptığı gün, Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında yer alan bir haberin başlığı ise şöyleydi:
"Türkiye İstenmiyor."
Habere göre "Cuma günü yapılacak AB liderler zirvesinde açıklanacak bildiri taslağının hazırlanmasında yaşanan Türkiye çekişmesinden Fransa galip çıktı. Türkiye'nin birliğe üye olacağına dair ifadeler metinden çıkarıldı. Bu ay içinde Türkiye ve Hırvatistan ile görüşmeleri yeniden başlatacak toplantı için "katılım konferansı" yerine "hükümetler arası konferans" ifadesi kabul edildi." (Cumhuriyet, 11.12.2007)
Görüldüğü gibi ortada garip bir durum var. Bir tarafta TSK'nin en üst düzeydeki komutanlarından biri "aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu" bazı AB ülkelerinin ve kim AB kurumlarının terör örgütü PKK'ya nasıl destek verdiklerini kamuoyunun önünde açık bir şekilde ifade ediyor. Diğer taraftan AB, artık resmi belgelerinde Türkiye'nin birliğe tam üye olamayacağına dair ifadelere yer veriyor. Zaten bu girişimin başını çeken Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy de bugüne kadar verdiği çeşitli demeçlerde, bu görüşü defalarca dile getirmişti.
Ne var ki Türkiye tam üyelik rüyası içinde, emperyalist AB'ye hala ödün üstüne ödün vermeye; hukuki, siyasal, ekonomik, kültürel, ticari ve diğer alanlarda AB yapısı ile uyumlu hale gelmek için istenilen her şeyi sorgusuz sualsiz yapmaya devam ediyor.
Peki, ne için?
Koca bir hiç için… AB, PKK terör örgütünü desteklemeye devam etsin, Türkiye'yi bölme çalışmaları yasal bir kimlik altında, siyasallaşmanın sağladığı güvenceler çerçevesinde sürsün diye…
Oysa Türkiye'yi, ne bu satırların sahibi ne de bu satırları okuyanlar yönetiyor. Sokaktaki sıradan vatandaşın da beş yılda bir yapılan sözde "demokratik" seçimlerde oy kullanabilmek dışında ülke yönetimi üzerinde söz söyleme hakkı ne yazık ki yok.
O zaman yapılması gerekeni, yetkili konumlarda olanlar yapmalıdır. Devlet adına konuşan askeri ve sivil yetkililer şunu artık anlamalıdırlar: Gün, Türkiye'yi tam üye yapmayacağını resmen duyuran AB'nin, PKK terörünü nasıl desteklediğini ilan etme günü değildir. AB ve ABD'nin bölücü teröre yıllardan beri açık ve örtülü olarak nasıl destek olduğunu artık sağır sultan bile duydu. Bu gerçekleri yinelemenin bugün için pratik hiçbir anlamı yoktur. Bugün yapılması gereken artık bu gerçeği tekrar dillendirmek değil, Türkiye'ye sahip çıkmaktır. Madem AB ve ABD, PKK'nın yanındadır ve Türkiye'yi yanlarında görmek istemiyorlar, o zaman Türkiye bu "AB hayali" ile daha ne kadar zaman kaybedecektir?
Uygar bir ülke olmak için AB'ye; güvenlik içinde bulunmak için de NATO'ya ihtiyacımız yok. Türkiye yirminci yüzyılın başında o zamanın Avrupa ülkelerine ve ABD'sine teslim olmayarak, "ya istiklal, ya ölüm" kararlılığıyla varlığına, egemenliğine, bağımsızlığına ve onuruna sahip çıktı.
"Atatürkçü" olduğunu iddia eden devlet adamlarımız, siyasilerimiz ve askeri yetkililerimiz, Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti'ne bir bakarlarsa ne denilmek istendiğini anlayacaklardır.
AB üyeliğinin istiklali, yani bağımsızlığı yitirmek olacağı artık ortaya çıkmıştır. Türkiye, yaklaşık yüz yıl sonra yeniden "ya istiklal, ya ölüm" tercihi ile yüz yüzedir. Türk milletinin seçimi, "bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir" diyen büyük Atatürk'ün yoludur. Çünkü istiklal yoksa ölüm vardır!
Bu yaziyi web sayfanizda alintilayin | E-posta
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |