• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
18
Mayıs
2008
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow MEDENİYETLER ŞAVAŞI, PARDON İTTİFAKI!
MEDENİYETLER ŞAVAŞI, PARDON İTTİFAKI! Yazdır E-posta
Yurtsever Yurttaş   
Cumartesi, 15 Mart 2008
MEDENİYETLER ŞAVAŞI, PARDON İTTİFAKI!    

Görüldüğü gibi Medeniyetler ittifakı gibi yüce ulvi bir görev gibi görünen bir Organizasyon için TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ temsilen gidilen İspanyada, bir Basın toplantısı sırasında TÜRBAN konusunda her şeyin önüne geçen bir konuşma yapıldı. 

Bunun üzerine Türkiye’de her şey bitti ve dünya âlem türban oluverdi, rüyalarımızda bile güdümlü Medyanın bombardıman halinde propagandası ile boğuşur hale geliverdik. Bu Türbandan başka hiç mi derdimiz yoktu ki o sırada bizim? Başımızda dünya kadar problem varken, Demokratik hak savunması gibi görünen ve laikliği savunan kesimleri, anti demokratik nitelemeye çalışan bu kasıtlı saldırı, niçin başlatıldı? Bu yapılanın Türkiye’ye ne faydası oldu ve bazı kesimlerin Popülist amaçlarından başka neye hizmet etti? Bu adamlar gündem değiştirmeyi ve oluşturmayı iyi biliyor ve uzun süredir iyi oynatıyorlar bizi.

 

     Benim yine aklımı kurcalayan bir sürü şey ve soru işareti var. Başlangıç olarak gündemden düşürülen şu medeniyetler ittifakını biri anlatsın bana. Düşündüm de hangi medeniyetler ittifak yapacakmış? Malum olduğu üzere, kulakları çınlasın Fethullah hoca ile Papanın başlattığı, Din temelli bir ittifak değil mi bu? Kara para şaibeleri vs. kitaplar Piyasada dolaşan Vatikan neresinde duruyor peki bu oluşumun? CIA ve Scotland Yard vs. yide kapsayan bir sürü şaibe ve komplo teorisinin, bağlantısı var mı acaba bu ve bunun gibi işlerle. Fethullah hoca ile Papanın adı geçmiyordu bile İspanya Forumu sürecinde, her zamanki gibi perde arkası pozisyonundaydılar. Tarih bilgimiz bizi yanıltmıyorsa, Medeniyetlerin birbirine ettiklerini akrep etmez birbirine, barış deyip, insan hakları deyip, Truva atları ile birbirlerini nasıl kazıkladıkları ortada, her zamanda iyi niyetli halkların zararına sonuçlanır, çünkü gizli teşkilatların ne şekilde çalıştığı ve bu olguları ne şekilde kullandıkları bilinen bir gerçeklerdir. Tarihte insanoğlu savaş yapmaktan, barış yapmaktan, bozup tekrar savaşmaktan, birbirini esir edip satmaktan, kazıklamaktan malum âliniz oldukça büyük bir sabıkaya sahiptir.

 

    Sayın Zat, Devleti temsilen katıldığı İspanyadaki Medeniyetler ittifakı forumundan, Medeniyetler ittifakı mesajları verecek derken, bizi şaşırtan türban açıklamasını yapınca herkes şok oldu. Türbanı savunduğu ve iddia ettiği üzere, baskıcı anti demokratik kesimlere bindirme yaparak bu konuda sert mesajlar verdiği sıralarda, Sayın Bush, Birleşik Arap emirlikleri ve Bahreyn turu atıp, Bizim Yetkililerin ayağına gittiği Suudi Kral tarafından hava alanında karşılanıp, bedevi alt kimlikli Vahabi Suudilerle medeniyet dansı yapıyordu ve hepsi çok mutluydu. Fransız Devlet başkanı Sayın, Sharkozi de, yeni eşi ile eski dostlarına hem resmi, hem magazin bir gezi halindeydi. Bu Suudi Müslümanlarla, İngilizlerde malum âliniz, varlık nedeni olma sebebi ile zaten akraba olmuş durumdadırlar. Hal böyleyken, Devleti temsil en gidilen İspanyadan, yüce ulvi bir görev falan filan derken, bu türban konusunun startını veren düğmeye basılıyor birden. Aynı sıralarda da başka bir Avrupa şehrinden, domuz pişmemiş tencerede teftişi ortalığa yayılıyor. Geveze garson işinden oluyor ama halinden hiç şikâyetçi değil, bütün yağlı tekliflerle de ilgilenmiyor, kendi deyimi ile yeni bir sayfa açacakmış hayatında… Buyur buradan yak, yabancı basına da konu oldu bu işler, o restoran da bildiğiniz gibi ünlülerin gittiği meşhur bir mekân, ortaya çıkan bu görüntünün Türkiye açısından iyi bir reklâm olduğu da söylenemez.

 

   Neyse bütün bunları bırakalım, Medeniyetler İttifakı buluşmasının gündeminde, "Radikalliği güçlendiren siyasi, sosyal ve dini güçler, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik yeni tehditler, ırkçılık ve ayrımcılık ile dinler arası çatışmada yoksulluğun rolü gibi konular" bulunuyor…

 

1-‘’Radikalliği güçlendiren siyasi, sosyal ve dini güçler’’

    Fethullah Gülen cemaati ve bizdeki  laiklik karşıtı hareketleri senelerce finanse edip örgütleyen diğer kesimler bu radikal kapsama giriyor mu? Bu konuda hepimiz uzmanız. Bir soru daha, bizdeki bu dini güçler Medeniyetler İttifakı buluşmasını başlatmadı mı? Herhalde bu radikal kapsama giren tanımlama küresel çıkar odaklarının beklentilerine ve beklentilerinin karşılanmasına bağlı olsa gerek.

 

2- ‘’Uluslararası barış ve güvenliğe yönelik yeni tehditler, ırkçılık ve ayrımcılık’’

Yine aynı lastikli tanımlama, bu kapsama girdiği saptanan kesimleri belirlemek, yine küresel çıkar odaklarının beklentilerine bağlı olsa gerek.

 

3- ‘’Dinler arası çatışmada yoksulluğun rolü gibi konular"

Vay canına gözlerim yaşardı, sanki İmana geldi bu çevreler, bu güne kadar sömürüp fakir bıraktıkları insanların hırsının, ortaya çıkan gerilime etkisinin derecesini merak ediyorlar herhalde. Tabi Müslümanlık konusunda mangalda kül bırakmayan petrol milyarderi Arapların Terörist olacak hali yok herhalde. Kendi hatalarının, bu çatışmalardaki payını anlayacaklar sanki. Keşke anlasalar da, şu çekirge sürüsü gibi dünyada dolaşıp indiği yeri kalbura çeviren ve oradaki insanları perişan eden uluslar arası sıcak para, insanların gelirini insanca yaşamasını sağlayacak düzeye getirse. Emekliliklerinde iyi maaşla mükemmel bir sağlık garantisi ile rahat yaşamalarını sağlayan bir geleceğe hizmet etse.

 

   Bu noktada, bu ilişkilerdeki birçok olgu, Uluslar arası, işbirliği ve yapılanma ile beraber, küresel çıkar odaklarının beklentilerinin karşılanmasına yönelik sıcak mesajlar verilip destekleri alınarak, bazı taktik ustaları tarafından, kendi Genel Stratejileri kapsamında değerlendirilebilir mi acaba? Buna bağlı olarak da, bazı çevreler tarafından, Türkiye Cumhuriyetinin nefesini kesmek ve önlerindeki engelleri kaldırmak için, ‘’sivil ve asker vatanseverleri ırkçı ve şiddet yanlısı çevreler olarak nitelemek ve barış hasreti ile yanan, kamuoyu ve giderek Dünya kamuoyu önünde küçük düşürmek’’ yönünde kullanılabilir mi sizce? Görünüşe göre bu imkân dâhilindedir, fakat yukarda bahsettiğim gibi, Emperyalistlerin beklentilerini karşılayarak desteklerini almaya, Devleti ve temsil yetkisini elinde bulundurmaya bağlı gibi görünmektedir. Bu yüzden TÜRKİYEDE Yasama ve Yürütmeden sonra, bu çevrelerin çabası ile Yüksek yargı meydan muharebesi ve ulusalcı yurtsever cephenin direncinin kırılması, çok önemli bir dönemeç gibi görünmektedir. Yargının bu gün açıkladığı kapatma davasının kapatma sonucuna ulaşıp ulaşmayacağı konusu, dava süreci boyunca TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN önünde önemli bir yol ayrımı olarak duracak dır. AKP İktidarı sırasında irtica ve bölücülüğün yayıldığı, artık herkesin bildiği bir gerçek olarak açıkça ortaya çıkmaktadır. Şu da iyi bilinmelidir ki dava düştüğü takdirde, alt yapısı hazır olan bu hareketi bir daha kimse engelleyemez. Bu günden sonra, sanki AKP iktidarı sırasında Demokrasi varmış gibi, herkesin Demokrasi diye bas, bas bağıracağı kesindir, bu süreç aslında bu güne kadar olmayan Demokrasinin oturtulması için bir fırsat olabilir. Dokunulmazlıkların sınırlanması, siyasi partiler kanunu, sivil toplum örgütleri uyum yasaları ve AKP’nin tarumar ettiği sosyal konular gibi sorunları masaya yatırıp, şereflilerin korkmayacağı imtiyaz ve ayrıcalıklardan arınmış, denetlenebilen yönetici sınıfı oluşturmak için çalışıp, sonra işte Demokrasi demenin sırasıdır. Ben yine bu konuyu, Medeniyetler İttifakı konusu ile beraber ele almak istiyorum.

     Fransa'da yaşanan şiddet olaylarının bu toplantıda Başbakan Erdoğan'ın elini güçlendireceği yorumları yapılıyormuş. Fransa'da başlayan ve daha sonra bazı Avrupa ülkelerine de sıçrayan olaylar, Medeniyetler İttifakı Projesi'nin önemini daha arttırdı. Toplantıda, bu olayların da değerlendirilmesi bekleniyormuş…

Peki, bakalım Fransa ne söylüyor bu konuda;

Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Jacques Chirac tarafından,
Medeniyetler İttifakı toplantısı esnasında yapılan konuşma.

Barselona, 27 Kasım 2005

 

Sayın; Devlet ve Hükümet Başkanları,

Birinci Avrupa-Akdeniz Zirvesi öncesinde, Medeniyetler İttifakı üzerine düşünme anında bulunuyoruz. Burada, gayet gönüllü bir şekilde bulunmaktayım zira, 11 Eylül 2001 saldırılarının ertesinde UNESCO’da ifade ettiğim gibi, bu, günümüzde ele alınması gereken bir aciliyettir.

Bazıları, kültürlerin ve dinlerin çatışacağı bir medeniyetler şoku yaşanacağını öne sürüyor. Bunların konuşmaları korkularla beslenmekte, insanları, inançlarını ve geleneklerini karşı karşıya getirmek isteyenlerin tuzağına düşmeyelim. Siyasi ve ahlaki bir irade gösterelim: mantığın ve hoşgörünün iradesini.

Fransa’nın argo tabirle eski kulağı kesik olduğu için Dünyadaki oluşumların farkında olduğu kesindir. AB’ ülkelerinin ABD ile çıkarlarının uyuşmadığı ve ABD’nin Roma imparatorluğu benzeri paradoksunun onları tedirgin ettiği de ortadadır. İnsanları, inançlarını ve geleneklerini karşı karşıya getirmek isteyenler kimler acaba.

ABD’den 'Medeniyetler İttifakı'na övgü.

17 Temmuz 2005

ABD yönetimi, dünyada Müslüman ve Hıristiyan toplumlar arasında yakınlaşmaya katkı amacıyla BM çerçevesinde başlatılan "Medeniyetler İttifakı" girişimine önderlik etmelerinden dolayı Türkiye ve İspanya'yı takdir ettiğini bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean Mc Cormack, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi, Müslüman toplumlarla diyalog ve işbirliği için çerçeveyi oluşturuyor. Bu faaliyetlere katılıma verilen kapsamlı her desteği memnuniyetle karşılarız" diye konuştu.

    Fransa'da yaşanan şiddet olaylarının bu toplantıda Başbakan Erdoğan'ın elini güçlendireceği yorumları falan palavradır. Fransa’nın yapısı Tarihi ortadadır, bu ülkeler saf değil köklü Emperyalist, bir oluşuma ya da bir devlete destek vermeleri, sadece kendi ulusal çıkarları ölçüsünde olabilir. Fransa başa çıkamadığı bu olayları, genel medeniyet ittifakı kapsamında hangi medeniyetlerle müzakere ederek çözecek ki? Bu meseleleri bize böyle sunmak, birilerinin bizi saf yerine koyduğunu gösterir. Fransa nın genel Emperyalist kapitalist tavrı ile ezdiği göçmen çevrelerin tepkisi ile ortaya çıkan bu sorunu sosyal adalet kapsamında değerlendirmesi ve çözmesi gerekir. Ezdiği göçmen çevrelerin, tepkisi ile ortaya çıkan hiddetli isyankâr halk altyapısı da, Emperyalist Kapitalist sistemin Avara kasnak çıkmazlarından biridir aslında. Sadece Fransa da değil, birçok ülkede de sosyal adaletsizlik sonucu ortaya çıkan bu olgunun, bazı Odakların Stratejileri açısından önemli bir potansiyel olduğu açıktır.

    Fransa’yı baskı altında tutan bu şiddet olaylarının, söz konusu radikal odakların dünyadaki genel örgütlenmeleri ve stratejileri açısından önemi merak konusudur. Ayrıca bu Dünya çapındaki örgütlenmeler ile Emperyalist odaklar ve İslami yeşil kuşak vs. yapılanmalar arasındaki bağlantıların, çapı ve niteliği de ayrı bir merak konusudur. Bu kapitalist zihniyetler şaşılacak bir şekilde sosyal adaleti kavram karmaşası haline getirip yok saymakta, işgücü maliyetlerini, insanların nefesini kesecek düzeye düşürmeye çalışmakta, sosyal adalet ve insanların refahı yönünde çaba sarf etmemektedir. Göçmenlerin ön plana çıkması da, dışardan getirilen ucuz işçi potansiyelinden dolayıdır. Sanayi devriminden sonraki süreçte sömürgelerin sübvanse etmesi ile kendi halklarının gayri safi milli hâsıladan fazla pay alması sonucu, ucuz emek ihtiyacı için dışardan göçmen işçi alımı bu durumu yaratmıştır. Bu göçmenleri sömürüp aşağıladıkları için bu sonuçla karşılaştıkları kesindir. Genel olarak vahşi kapitalist sistemlerde, sosyal adaletsizlik sonucu oluşan ezikliğin ortaya çıkardığı, ister adi suçlar olsun ister bu tarz kalkışmalar olsun, polisiye ve askeri tedbirlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu tarafa harcanan ekonomik potansiyelin sosyal konularda değerlendirilmesi halinde, daha verimli bir toplumsal işbirliği ve olumlu üretim ilişkileri oluşacağı ve kötü niyetli odakların kullanacağı alt yapının oluşmasının engelleneceği göz ardı edilmektedir.

Başbakanlık Basın Merkezi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın dün kamuoyuna duyurduğu ''Medeniyetler İttifakı'' adlı girişimle ilgili açıklama yaptı.

Medeniyetler İttifakı Açıklaması şöyle.

15 Temmuz 2005

    Basın Merkezi açıklamada, dini ve kültürel farklılıkları istismar etmek suretiyle toplumlar arasına çatışma tohumları ekmeye çalışan ve böylece uluslararası barış ve istikrarı da tehdit eden aşırı akımların çabalarına karşı ''Medeniyetler İttifakı'' adı altında yeni bir uluslararası girişimin hayata geçirildiğinin, BM Genel Sekreteri Annan tarafından dün duyurulduğu hatırlatıldı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

*  Türkiye, İnsanlığın ortak değer ve ilkelerinin, olabilecek her türlü dini veya kültürel gelenek farklılıklarından çok daha güçlü bir çekim merkezi oluşturduğuna inanmaktadır. Türkiye, şiddetin veya fanatizmin hiçbir din veya kültürün özünde yer alamayacağını ve gelecek nesillere barış ve istikrar içinde bir dünya bırakılmasının yegâne yolunun, radikal gruplar tarafından yaratılmaya çalışılan, ön yargı ve kutuplaşmalara karşı geliştirilecek etkin ve samimi diyalogdan geçtiğini savunmaktadır.''

 ‘’Radikal gruplar tarafından yaratılmaya çalışılan, ön yargı ve kutuplaşmalara karşı’’

Lastikli konuya dikkat, peki yukarıda da bahsettiğim gibi, bizdeki laiklik karşıtı hareketleri finanse edip örgütleyenler ve Fethullah Gülen cemaati bu radikal kapsama giriyor mu? Bunun bazı beklentilere hizmet durumuna göre belirleneceği kesindir. Bize göre de manası açık aslında. Peki, bu söylemin ‘’Gülenistler’’ gibi ittifakları olan ve bir ileri bir geri tak tiklere ve sinsi planlara sahip bir teşkilat tarafından, hangi alanlarda ve nasıl kullanılabileceği açık mıdır sizce? The Economist dergisinde "Gülenist" (The Gulenists) olarak tanımlanmıştı, kim bulduysa tebrik ederim af dileyerek kullanacağım.

 

*  Türkiye'nin farklı kültür ve medeniyetlerle yoğun etkileşim içinde gelişen özgün tecrübesi ve özel konumundan yararlanarak her zaman için aktif ve yönlendirici bir tutum izlemiştir. Denilen açıklamada; 76 ülkeden bir milyarı aşkın insanın temsil edildiği İslam Konferansı Örgütü ile Avrupa Birliği arasında oluşturulan Ortak Forumun, bu girişimlerin en çarpıcı örneklerinden birini oluşturduğu kaydedildi.

*  Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, girişimin amaçlarından birinin de ''toplumların, karşılaştıkları sorunlar ve uğradıkları saldırılardan dolayı birbirlerini sorumlu tutmak yerine, ortak değer ve ilkelerinden güç alarak birlikte kararlı bir mücadele sergileyebilmeleri için gerekli ortamın hazırlanmasına yardımcı olmak'' olduğu kaydedildi. 

 

Bu bombalama, karikatürler hakaretler gösteriler, vs. bu kışkırtma tezgâhlarını bozma açısından faydalıdır, söyleyecek bir şey yok.

 

* Açıklamada, terörün ve buna bağlı olarak toplumlar arasındaki yanlış algılamaların yeniden artışa geçtiği bir ortamda, ''Medeniyetler İttifakı girişiminin, uluslararası toplumun bu tehdide karşı koyma konusundaki etkin kararlılığının tazelenmesi ve yukarıda belirtilen hedeflere işlevsel ilave bir boyut kazandırılması amacına hizmet edeceğine inanmaktayız'' ifadelerine yer verildi.

 

Açıklama, şu ifadelerle sona eriyor:


*  Bu bağlam da, acı bir tesadüf sonucu olmakla birlikte, girişime ilişkin açıklamanın, geçen hafta içinde Londra'da meydana gelen ve onlarca masum insanın ölümüne yol açan, hunharca terörist saldırıların hemen sonrasına denk gelmesinin, şiddet ve terör yoluyla çıkar elde edebileceğini uman aşırı gruplara da güçlü bir yanıt teşkil ettiğini düşünüyoruz.

 

Çok güzel, altına imzamı atarım. Eğer doğru çizgide yürütülürse harika bir girişim. Şimdi bu Medeniyetler savaşı, pardon ittifakı bağlamın da düşünelim biraz!

    11 Eylül saldırısından sonra uzun süreli bir Medeniyetler savaşı başladığını söyleyen Mr Bush’un, sonradan ifade değiştirmesi ilginçtir. Afganistan’daki Sovyet yanlısı Babrak Karmal Hükümetine karşı, Afgan mücahitlerini, CIA ajanları, bir tanesi ‘’Ali Muhammed’’ vasıtası ile yetiştirip, 11 Eylül ün başkahramanı Taliban ve El Kaideyi yaratan, ABD’nin ta kendisidir. Şimdi buna nasıl bir açıklama getirilir, biz özgürlük ve Demokrasi için yaptık ama adamlar kötüymüş olmadı, şimdi bunları Guantanamo da dini bütün Demokrat olarak eğitiyoruz mu diyecekler. ABD de 11 Eylül konusunda şaibeler çıktı Bush un kayın biraderinin ikiz kulelerde iş yapan firmanın ortağı olduğundan tutun, Bin laden ailesi ile ortaklıklara varan iddialar ortalığa saçıldı. Yine Bush karşıtı hareketin liderlerinden ünlü yönetmen Michael More da çektiği belgesel “Fahrenheit 9/11” de  konu bütün açıklığıyla gözler önüne seriliyor. Altı ay kılını kıpırdatmayan Bush’un şahinleşme serüvenini şöyle anlatıyor; Tartışmalı 2000 seçimine düşen gölge ile yola çıkan Moore, Başkan George W.  Bush’un başarısız Texas’lı petrolcünün, özgür dünyanın liderliğine giden beklenmedik yükselişinin izini sürüyor.

 Bush ailesinin ve iş ortaklarının Suudi  kraliyet ailesi ve Bin Ladin ailesi ile yakın bağlarını sergileyip, 11 Eylül 2001 tarihinde günler sonra, Bin Laden ailesinin, ülkeden FBI soruşturması yapılmadan Suudi Arabistan’a özel bir uçakla gönderilmelerini sorguluyor. Moore, aynı zamanda ulusal güvenlikteki sapmayı, yönetimdeki tutarsızlıkları ve ABD ulusunun terör alarmı altında tutulduğunu hayretle gözlediğini belirtiyor ve çıkartılan “Vatanseverlik Yasası”nın en temel sivil hakları ihlal etmesini de bir o kadar hayret verici bulduğunu bütün dünyaya ilan ediyor. Ayrıca Bush’un nutuklar atarken asker bulamayıp ülkenin en fakir bölgelerinde lise öğrencilerini orduya almaya çalışan askeri memurların serüvenleri gözler önüne seriyor. (2)

     Bakıyorum da bu el Kaidenin kırdığı bütün cevizler ABD’nin işine yarıyor. Bu arada bütün direnişçilerin ortak adı gibi bu, Şii direnişçiler El kaide, Sünni direnişçiler El Kaide, Toplama kampında taciz edilen karısının öcünü almaya çalışan El kaide, şimdi Türkmenlerle kapışsa onlarda EL Kaide olacak sanki. Londra'nın merkezinde 3 otobüste ve Metroda meydana gelen patlamaların G–8 zirvesi sürecinde meydana gelmesi de düşündürücüdür. İngiltere Başbakanı Tony Blair'in G–8 zirvesinden Mr. Bush la yaptığı Terörü protesto açıklaması da o zamanın en önemli ve en etkili propagandist çıkışı idi. Başbakanlık Basın Merkezinin açıklamasının bitiş paragrafının içerdiği mananın da dünyaya verilen bu mesaja otomatikman güç kattığı açıktır. Tabi oluşan o ortamda yapılacak başka bir şeyde yoktur, oluşan gerçeklik bu yaklaşımı gerektirir. Yalnız ortaya çıkan imaj İslami terör ün vurgusunun etkili olmasını sağlamıştır. 11Eylül den sonraki süreçte Dünya kamuoyunun bu mesajları nasıl algıladığını iyi anlamak gerekmektedir. Londra’daki terör saldırıları da bana garip geliyor yani. Uçuk ruh hastası yapıdaki oluşumlar hariç, hiçbir örgüt, düşmanının işine yarayacak eylem yapmaz. El Kaide gibi ABD tarafından kurulan ve İslam’ın önderliğine soyunduğu tarif edilen bir örgüt, karşı tarafın propaganda avantajını arttırarak, kendilerini insanlık düşmanı tanıtacak ve dünya halklarına kötü gösterecek bir eylemi yapmaz hele G8 toplantısı öncesi. Çünkü amacı Müslümanları birleştirerek halifelik yönetiminde Ortadoğu’da bir İslam Devleti kurmaktır denmektedir, tabiî ki bunun ötesi de var olmalı.

    Bütün Ortadoğu ve ötesindeki Emperyalistlerin faaliyetlerini ve gücünü düşündüğümüzde, birde buna bu bölgelerdeki etkisi ve Türkiye ve İran gibi bölgesel ülkelerin gücünü de eklediğimizde, böyle hayali hedefleri hangi safların amaçlayacağını anlamak zor geliyor. Belli bölgelerde inandırıcı gelebilir ama hele bu kadar darbeyi yedikten sonra hala diretebilecekleri, Süper bir gücün desteği olmadan inandırıcı gelmemektedir. Aslını isterseniz ben abartıldığı ve kullanıldığını düşünüyorum. Zavallıların kanacağı bu tarz sonu gelmez hayalleri var sayarsak eğer, bu amaç içinde örgüte katılım sağlamak zorundadırlar. 11 Eylülde ölenlerin büyük çoğunluğu Müslüman’dı, diğer eylemlerinde Allahın adaletine uygun olduğunu söylemek zordur, sorarım size böyle bir örgüte kim katılır. Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan nefretlerle kandırılıp katılanlar olabilir tabii ama böyle örgütlenmeler, Afganistan, Pakistan vs. belli bölgelerde başka hedefler arasına sıkışıp lokal kalır. Bazı bölgelerin yerel direnişçileri de örnek alabilir. Bazı bu gibi işleri kullanan odaklarca, zorlamalarla sağa sola yayılması da sağlanabilir tabii, büyük ufka ulaşacağını sanan ezgin depresif zavallılar kandırılıp yönlendirilebilir, ama bu da sadece gizli teşkilatların işine yarayacak oluşumlar yaratabilir. Söylenen amacı gerçekleştirmede ilk olarak Arap dünyasındaki devletlerin ve sistemlerin yıkılması hedeflenmektedir denmektedir, ama Bin Laden Suudi lerin en güçlü ailelerinin başında gelmekte ve servetleri ABD bankalarında yatmaktadır. Bu konu başlı başına muammadır, ayrıca görüldüğü gibi benim hiçbir şeye güvenim kalmadı, Dünyadaki bu tip insanlar sayesinde.

 

    Tabiî ki laik ve çağdaş sistemleri yıkmayı ve totaliter rejim hedefleyen zihniyetlere karşıyız. Fakat biz insanları alenen baskı altına alan rejimlere karşı olduğumuz gibi, çoğulcu sistemi kullanarak, insanları çaktırmadan güden rejimlere de karşıyız. Genç nesillere seslenmek istiyorum, tepkilerini legal örgütlenme içersinde mücadele ederek göstersinler. İllegal bir örgütün ister sol ya da sağ olsun, kimler tarafından kurulduğunu veya hangi güçler tarafından kullanılıp yönlendirdiğini kim nerden bilebilir ve emin olabilir, üstelik çıkarlar için bu kadar dolabın döndüğü dünyada. Vatana ya da insanlığa hizmet ettiğini zannederken, kendini Avangelistlere ya da kel alaka bir yolda hakkın rahmetine kavuşma sınırında bulabilir insan. Yasal mücadele içinde eğer önlerinde engel varsa, mücadele, bu engeli kaldıracak kanunların çıkması veya engelse kaldırılması yönünde yasal çerçevede sağlam ilkelere bağlı olmalıdır. Son pişmanlık bir tutamoka yaramayacağı için, her şeyi baştan ve sağlam hesaplamakta fayda vardır. Muhtaç olduğunuz kudretin nerde olduğunu biliyorsunuz. İnsan hakları, Özgürlük ve Demokrasi kavramları, insanlığın asırlardır bu yöndeki uzun mücadelesi sonucu oluşan birikimle güç kazanmakta, yalan ve istismardan arınmaktadır.

 

   Her kez biliyor ki süper Devletlerin Gizli teşkilatları çok büyük birikime, kapsamlı imkânlara ve teknolojik kapasiteye sahiptir. Bu konularda usta olduklarını, soğuk savaş dönemi Tarihi kayıtlardan, çeşitli kaynaklar ve kendi filmlerinin gerçekçi senaryolarından görüyoruz. El Kaide Dini bir misyonu temsil ediyor ve tüm dünyada eylem yapacak bir örgüte ve güce sahip olarak tarif edilmektedir, peki, amacı ne karışık, neymiş orta doğuda büyük İslam devleti kuracakmış. peki bu sıralarda nerde oda karışık. Bu sıralar Irakta, bir süre sonra Afganistan’da, Pakistan’da çıkar, bir ara Bush un seçimlerinde ve bütçe talebi olduğu zaman çıkıyordu. Bush un seçimleri bitti, bu Yeni Başkan seçimlerinden sonra dış politikalar için bütçe lazım olunca yine çıkar. Hedefe bir bakın, ‘’Büyük Orta Doğu İslam Devleti’’ İslam la ilgili kısmını kaldırın ABD ile aynı hedefe sahipler. Vay gariplerim benim, şöyle başka insani hedef yok muydu da, dünyanın en tehlikeli gücü ile aynı bölgeye atladınız, bu sonu gelmeyecek çekişme sebebi, kime yarar. Bu ara da El Kaidenin ABD’nin işine yaramayan eylemi de yok gibi, devamlı düşmana yarayan eylem, neye yarar? Bu arada bütün direnişçilerin ortak adı gibi bu El Kaide, Iraktaki Şii direnişçiler El kaide, Sünni direnişçiler El Kaide, Türkmenler hırslanıp kendilerini korumaya kalksalar El Kaide olacaklar. Google Earth denilen programla ben dünyanın öbür ucundaki arkadaşımın evinin damına yaklaşabiliyorsam, bu imkânları elinde tutan güçler nasıl çaresiz kalır, bu örgütlerin karşısında. Google Earth den daha etkin ve hareketli sistemlerin ellerinde olduğu kesin, dünyanın öbür yanında kandildeki teröristin yıkayıp astığı iç çamaşırının rengini desenini bilmiyorlarsa kalıbımı basarım. Birileri kuzey Irakta Kandile de hâkim değiliz bir şey yapamayız diyorlardı ama BBG evi gibiymiş meğer. Bunlar küçük işler Süperler için şimdi uzay savaşları veya yıldız savaşları zamanı. Bunu açacağım daha sonra.

 

Dünyadaki Terör örgütlerinin listesi ayrı, ayrı analizi gerekir ama bu ayrıntılara şimdilik girmeyeceğim bilgi olsun diye, kısa açıklamalarla yetineceğim. Her kez kendisi bu bilgilere ulaşabilir.

 

DÜNYADAKİ TERÖR ÖRGÜTLERİ:

 

AUM SHİNRİKYO 

Shoko Asahara tarafından 1987 yılında kurulmuştur. Başlıca hedefi ilk olarak Japonya’yı daha sonrasında ise dünyayı ele geçirmektir. Japon kanunlarınca 1989 yılında dini bir örgüt olarak tanınmıştır. Örgüt, 1990 parlamento seçimleri için kendi üyeleri arasından aday göstermiştir. Örgüt mensupları, dünyanın sonunun, ABD’nin Japonya ile girişeceği üçüncü dünya savaşı ile geleceğine inanmaktadır. Japon Hükümeti, 1995 yılında örgütün dini grup kimliğine son vermiştir. Uçuk bir yapıya sahip mafya vari bir yapılanma.

 

ETA (Bask Ayrılıkçı Hareketi / Euzkadi Ta Askatasuna, Batasuna)

1959 yılında, İspanya’nın Bask bölgelerini (Vizcaya, Guipuzcoa, Alava), Navarra özerk bölgesini ve Fransa’nın güneydoğusundaki Labourd, Basse-Navarra ve Soule bölgelerini de kapsayan, Marksist prensiplere dayalı bağımsız bir devlet oluşturmak amacıyla kurulmuştur. Bölgesel.

 

EBU SAYYAF Grubu (ASG) 

Ebu Sayyaf Grubu Filipinler’de faaliyet gösteren, küçük, eylemlerinde şiddet yönü ağır basan, Müslüman ayrılıkçı bir terör örgütüdür. Örgüt liderlerinden bazılarının Sovyet savaşı sırasında Afganistan’da savaştıkları ve radikal İslami öğretilerin savunucuları tarafından eğitildikleri iddia edilmektedir. Bölgesel.

 

EL KAİDE  El

Kaide Terör Örgütü ABD desteği ile Afganistandaki babrak Karmal hükümetine karşı Afgan mücahitleri yoluyla Ali Muhammed adındaki Arap asıllı ABD subayı eliyle, 1988 yılında Usame Bin Ladin önderliğinde kurulmuştur. El-Kaide, dünya çapında faaliyet gösteren birçok gruptan oluşan bir terör ağıdır denilmektedir.
El-Kaide’nin başlıca amacı Müslüman nüfuslu bölgelerde batı etkisini yok etmek, kendi görüşleriyle paralel katı dini kuralları izlemeyen rejimleri ortadan kaldırmak ve bütün Müslümanları birleştirerek halifelik yönetiminde Ortadoğu’da bir İslam Devleti kurmaktır.
Bu amacı gerçekleştirmede ilk olarak Arap dünyasındaki devletlerin ve sistemlerin yıkılması hedeflenmektedir. Söz konusu sistemlerin yıkılması da ABD’nin Arap dünyasından elini çekmesine bağlanmaktadır. Bu amaçla ABD hedef konumuna getirilmiştir denilmektedir. ABD’nin Arap dünyasından elini çekmemesinin ve bölgeye yerleşip kalıcı olmasının baş sebebi gibi görünmektedir.

 

El Kaide ile ilişkili belli başı terör örgütleri şunlardır:
- Taliban
- Özbekistan İslami Hareketi.
- Ceyş-i Muhammed-Muhammed’in Ordusu.
- Laskar-ı Tayyiba-Kutsal Asker Örgütü.
- Haraket-Ül Ansar-Mücahidin.
- Hizb-Ül Mücahidin.
- Mısır Cemaat-i İslamiye (İslami Cemaat Grubu).
- Mısır Al-Cihad (Cihat Tala El Fetih)
- Silahlı İslami Grup (GIA)
- Selefi Çağrı ve Mücadele Grubu/Cezayir
- Lübnan Hizbullahı.
- HAMAS-İslami Direniş Hareketi
- Filistin İslami Cihat Hareketi-Örgütü (FİCH)
- Beyyiat-El İmam (İmamlar Birliği) Örgütü.
- Ogadin İttihad-ı İslam Hareketi.
- Moro İslami Özgürlük Cephes.
- Abu Sayyaf Grubu-Örgütü.

 

17 KASIM ÖRGÜTÜ 

Radikal solcu görüşü benimsemiş olan örgüt, Yunanistan'daki 1973 askeri cuntasını protesto eden bir grup öğrenci anısına 1975 tarihinde kurulmuştur. Yunan, ABD, Türkiye ve NATO karşıtı bir yapılanma olup temel amacı ABD üslerinin Yunanistan'dan, Türk askeri güçlerinin Kıbrıs’tan çıkarılmasını sağlamak, Yunanistan’ın NATO ve AB ile olan ilişkilerinin asgariye indirilmesini sağlamaktır.

 

IRA (RIRA) (32 İlin Egemenlik Komitesi)

1998’de, başlıca amacı İngiliz kuvvetlerini Kuzey İrlanda’dan çıkararak üniter bir İrlanda kurmak olan siyasi baskı grubu “32 İlin Güvenlik Komitesi Hareketi”nin gizli silahlı kanadı olarak kurulmuştur. RIRA ayrıca Kuzey İrlanda barış sürecini bozmayı amaçlamaktadır.

 

CEYŞ-İ MUHAMMED (Muhammed'in Ordusu) (Tehrik ul-Furqaah, Khuddam-ul-İslam) 

2000 yılında Pakistan'da Mesut Azhar tarafından kurulmuş İslami radikal bir gruptur. Örgütün başlıca amacı Pakistan ile Keşmir'i birleştirmektir. Politik olarak “Fazlur Rahman İslam Alimleri Cemiyeti” isimli radikal siyasi parti ile ilişki içindedir.
2003 yılı itibariyle örgüt, Kuddam ül İslam ve Cemmat ül Furkan adlı iki gruba bölünmüştür. Pakistan, 2003 yılında Kuddam ül İslam'ı illegal kabul etmiştir.

 

CEMAA İSLAMIYA (JI) 

Cemaa İslamiya, El Kaide ile bağlantılı, Güney Asya kökenli bir terör örgütüdür. Örgüt, Brunei, Endonezya, Malezya, Singapur, Güney Filipinler ve Güney Tayland'ı kapsayan alanda bir İslam devleti kurmak amacıyla 1990'ların sonlarında üye edinme ve terörist eğitme çalışmalarına başlamıştır.

 

FAS İSLAMİ MÜCADELE GRUBU 1993 yılında kurulmuş olup başlıca amacı Kuran'ın Sünni inanca göre tanımlanmış prensiplerine sımsıkı bağlı, Şer'i kurallara dayalı bir hükümet kurarak halifeliğin yeniden inşasını sağlamaktır.
Örgütün, Avrupa'daki destekçilerinden ve El Kaide'den finansal yardım aldığı bilinmektedir.

 

HARAKAT UL-MÜCAHİDİN (HUM) (Kutsal Savaşçılar Hareketi) 

HUM, Pakistan'da kurulmuş, özellikle Keşmir'de faaliyet gösteren İslami militan bir gruptur. “Fazlur Rahman İslam Alimleri” isimli siyasi parti ile politik olarak müttefiktir. Grubun uzun zaman liderliğini yapmış olan Fazlur Rahman Halil, Şubat 2000 tarihinde örgütün emirliğinden istifa ederek görevi Faruk Keşmiri'ye devretmiştir.
Usame Bin Laden (UBL) ile bağlantılı olan ve UBL'nin Şubat 1998'de ABD ve Batı hedeflerine saldırı çağrısında bulunan fetvasına imza atan Halil, örgütün genel sekreterliği görevini üstlenmiştir. HUM, 2001'de Koalisyon hava saldırıları tarafından saldırıya uğrayana dek doğu Afganistan'da terörist eğitim kamplarında faaliyet göstermiştir. Örgüt, 2003'te Cemaat el Ensar adını kullanmaya başlamıştır.

 

KOLOMBİYA DEVRİMCİ SİLAHLI KUVVETLERİ

1950'li yıllarda liberal ve muhafazakar milisler arasındaki savaş ve karışıklık ortamında ortaya çıkan FARC, 1964 yılında Kolombiya'nın kırsal kesiminde, Komünistlerin kontrolü altında bölgeler oluşturulmasını savunan Kolombiya Komünist Partisi tarafından kurulmuştur.
Örgüt, Latin Amerika'nın en eski, en geniş imkan ve kabiliyetlere sahip ve en iyi ekipmanla donatılmış Marksist orijinli örgütüdür. Askeri çizgide örgütlenmiş olup Bogota gibi önemli kırsal alanlarda faaliyet gösteren birliklerden oluşmaktadır.

 

LAŞKAR-İ-JANGVİ (LJ) (Jangvi Ordusu)

LJ, ayrılıkçı Sipahi Sahabe Pakistan (SSP) grubunun bir uzantısıdır. Örgüt, özellikle Şii karşıtı saldırılarda bulunmaktadır.
Ağustos 2001 tarihinde ayrılıkçı şiddet eylemlerine karşı alınan önlemler kapsamında Pakistan devlet başkanı Pervez Müşerref tarafından yasaklanmıştır. Bu tarihten sonra örgüt mensuplarının birçoğu Afganistan'da Taliban rejimine iltica etmiştir. Taliban'ın yıkılmasıyla, LJ mensupları diğer teröristlere sığınak ve sahte kimlik temin etmiş, Pakistan'ın Karaçi, Peşaver ve Ravalpindi kentlerinde saklanmalarına yardımcı olmuşlardır.

 

LAŞKAR–I TAYYİBA (LT) (Dürüstler Ordusu) 

LT, Pakistan kökenli, Sünni, ABD karşıtı gözüken bir örgüt olan Merkez-ud- Dava-ve-İrşad (MDI)'ın silahlı kanadını oluşturmaktadır. 1989 yılında kurulmuştur. Lideri Hafiz Muhammed Saeed'dir. Örgüt, Keşmir'de Hindistan'a karşı mücadele veren, iyi eğitilmiş en büyük üç gruptan biridir. Herhangi bir siyasi parti ile bağlantısı bulunmamaktadır.
Ekim 2001 tarihinde ABD Hazine Departmanının terör örgütlerine destek veren grupların yer aldığı Yabancı Mal Kontrol listesine dahil edilmiştir. Örgüt, Pakistan Hükümetince illegal kabul edilmiş, Ocak 2002'de mal varlığı dondurulmuştur. LT, kendisiyle bağlantılı bir grup olan Cemaat ud-Dawa (CUD) ismiyle de anılmaktadır.

 

ÖZBEKİSTAN İSLAMİ HAREKETİ (IMU) 

Özbekistan ve diğer Orta Asya devletlerinde bulunan İslami militanların oluşturduğu bir koalisyondur. El Kaide ile sıkı bir işbirliği içinde olup Tahir Yoldaşev liderliğinde Usame bin Laden'in ABD ve Batı karşıtı görüşlerini benimsemektedir. Örgüt ayrıca, Özbekistan devlet başkanı İslam Kerimov'u iktidardan indirerek Özbekistan'da bir İslam devleti kurmayı amaçlamaktadır.

 

SILAHLI İSLAMI GRUP (Groupe Islamique Arme,GIA)

 Radikal dini motifli bir örgüt olan GIA'nın başlıca hedefi seküler Cezayir rejimini kaldırarak yerine İslami temellere dayanan bir devlet kurmaktır. Örgüt, faaliyetlerine 1992 yılında, askeri hükümetin, en büyük İslami muhalefet partisi olan İslami Kurtuluş Cephesi'nin büyük bir çoğunlukla kazanmasının beklendiği yasama seçimlerini askıya alması ile başlamıştır.

 

SELEFİ MÜCADELE GRUBU (Groupe Salfiste pour la Predication et le Combat, GSPC) 

GSPC, GIA'nın bir uzantısı olup şu anda Cezayir'deki en etkili silahlı gruptur. GIA'nın tersine GSPC, Cezayir içinde sivillere yönelik saldırılardan kaçınması sebebiyle halk tarafından önemli bir destek sağlamıştır. Örgütün uzantılarının, GIA'nın dış ağlarıyla özellikle Avrupa, Afrika ve Orta Doğuda ilişki içinde olduğu bilinmektedir.
Örgüt, kırsal alanda hükümet ve askeri hedeflere yönelik saldırılarda bulunmaktadır. GSPC'ye bağlı bir grup 2003'te fidye için 31 Avrupalı turisti rehin almıştır. Bir kısım GSPC mensubunun, Kuzey Afrikalı El Kaide sempatizanı militanlarla bağlantıları bulunmaktadır. Örgüt lideri de 2003 sonlarında El Kaide ile müttefik olduğunu deklare etmiştir.

 

SELEFİ CİHAT HAREKETİ

Fas'ta kurulmuş radikal bir örgüt olup üyeleri, İslam kuralları doğrultusunda toplumdan soyutlanmış bir şekilde yaşamaktadır.
Ulusal anlamda tam bir teşkilat yapısına sahip olmasa da kırsal kesimde oluşturduğu vakıflar ve dernekler ağıyla bu kesimi tamamıyla kontrol altında tutmaktadır.
Örgüt, Fas Hükümetini laik bir devlet yapısını desteklemesi nedeniyle şiddetle eleştirmektedir.

 

TAMİL KAPLANLARI

1976'da kurulan örgüt, Sri Lanka'nın en güçlü Tamil grubu olup mali kaynak sağlamak amacıyla gizli ve illegal yollardan yararlanarak silah satın almakta ve ve bağımsız bir Tamil devleti kurma amacını kamuya duyurmaya çalışmaktadır.
Sri Lanka Hükümeti ile silahlı çatışma eylemlerine 1983'te başlamış, terörist taktikleri kullanarak bir gerilla stratejisi oluşturmuştur. Şu anda Sri Lanka hükümeti ile bir ateşkes anlaşmasına varmıştır.

 

TEKFİR EL HİDRA  

Fas'ta bulunan radikal ideolojik bir hareket olup toplumu dinsizlikle, devleti ise kafirlikle suçlamaktadır. Bu nedenle örgüt üyeleri kamu kuruluşlarında çalışmaktan kaçınmaktadır. Ayrıca gerçek bir İslam devleti kurulana dek Cuma namazı kılmayacaklarını ifade etmektedirler.

 

ULUSAL KURTULUŞ PARTİSİ

Marxist ideolojiyi benimseyen bir örgüt olup 1965 yılında Fidel Castro ve Che Guevara'nın fikirlerinden etkilenen bir grup entelektüel tarafından Kolombiya'da kurulmuştur. Çoğunlukla Kolombiya'nın kuzey, kuzeydoğu ve güneybatısı ile Venezüella sınırındaki dağlık ve kırsal alanda faaliyet göstermektedirler.

Ekim 2003'te örgüt lideri Felipe Torres, Kolombiya hükümetince, örgütün hükümet isteklerini kabul etmesi, ateşkes ilan ederek bir uzlaşmaya varılabilmesi amacıyla uzlaşma masasına oturtulması umuduyla serbest bırakılmıştır. Ancak barış görüşmelerine başlanamamıştır.

Güney Amerika’daki siyasi Ekonomik çatışmalarla ilgili ayrıca araştırılması gereken konular kapsamındadır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

     Peki, ortaya atılan bunca fikir ve imadan sonra düşünelim kim bu teröristler? ETA, İRA, BADER MAİNHOF gibi lokal kalan örgütler mi kast edilen, yoksa Carlos gibi profesyonel kiralık katil olanlar mı? Güney Amerika’daki Kokain tabanlı zengin örgütlenmeler mi? Bunların büyükleri temizlenmekle birlikte, küçükleri yaşamaktadır. Ya da Castro gibi halkı arkasına alıp devlet başkanı olanlar gibiler mi? Yoksa ABD’nin, Afganistan’daki Sovyetlere ve Afganistan Babrak Karmal Hükümetine karşı ajanları vasıtası ile yetiştirdiği, Afgan mücahitleri temelli, 11 Eylül ün başkahramanı El Kaide midir? Yoksa çeşitli ülkelerdeki Radikal İslami örgütler mi? İşin bu kısmı bulanıktır ve bütün imaların gösterdiği hedef İslami Terördür. Yukarda verdiğim listeye bakınız, çoğunluk örgüt İslami temellidir. Şu sıralardaki Hollywood filmlerinde bile yaygın olarak bu böyle verilmektedir. Dev Hollywood Film sanayinin eskiden beri Emperyalist amaçlara hizmet ettiği bilinen bir gerçektir.

 

    Yukarıdaki Örgütlere bir bakalım çoğu İslami ve Afganistan temellidir ve aralarında ilişkiler vardır. Bu durumu anlamak için o zamanlara bir göz atalım;

Afganistan’ı Sovyet yanlısı hükümetin yönetiminde olmasından rahatsız olan ABD o sırada başkan Jimmy Carter dı, Sovyetleri ve AHDP’ Yİ “demokratik olmamakla” suçlayarak başında Ziya Ül-Hak’ ın bulunduğu Pakistan üzerinden, cephe açmak ve Sovyetleri bölgeden çıkartabilmek için radikal İslamcı mücahitlere ve Cemiyet-i İslami gruplarına para aktarımı sağladı. Afganistan’da, Pakistan’da ve Orta Asya’daki o zamanki Sovyet devletlerinde savaşı destekleyerek karışıklıkları körükledi. Amerikan başkanı Carter, yaptığı bu girişimler “sayesinde” 2002 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür.

   Özetle Afganistan’da ve genel olarak Orta Asya ve Orta Doğu’da İslamcı gerillaların, terör organizasyonlarının bugüne değin bu kadar güç kazanmasına, Komünizm öcüsünü kullanan Amerika’nın bu bölgelerde sergilediği sömürgeci, emperyalist, tutumu neden olmuştur. Nitekim bu siyasetin en bilindik sonucu, bugün Amerika’nın “düşman” olarak ilan ettiği terör örgütü Taliban’ın ve El kaide nin ortaya çıkışı olacaktır.

    Öncesinde İngilizlerin Almanların  vs Emperyalistlerin çekişme alanı olan Afganistan Sovyet etkisi altındayken, Glasnost Perestroyka sarsıntısından sonra Babrak Karmal, Gorbaçev tarafından Mayıs 1986′da görevden uzaklaştırılır ve yerine Muhammed Necibullah getirilir. Bu süreçten sonra desteklerle güçlenen ve 1994′ten 1996′ya kadar Afganistan’daki tüm afyon üretim alanlarının %95′ini ele geçiren Taliban, maddi kaynağını Afgan topraklarında kendi ürettiği afyon üzerinden sağlamaya başlar. Kandahar’ın ardından iki sene içinde Kabil civarında birkaç şehir daha ele geçirdikten sonra Eylül 1996′da Kabil’e girer. Taliban’ın Kabil’e girdiği gün Necibullah öldürülür. Aynı gün içinde radikal İslamcı Taliban, Afganistan’da kendini merkezi güç olarak ilan eder ve 2001 yılında Amerikan ordusunun müdahalesine kadar da Afganistan’da totaliter zorba yönetimini sürdürür.

    Halen terörist nitelenmekle birlikte politik etkinliğini sürdüren Taliban, 50′lerden beri Amerika ve Pakistan tarafından Sovyet düşmanlığı çizgisinde desteklenmiş ve büyültülmüştür. Sovyetlerin dağıtılmasından sonra amacına ulaştığını düşünen Amerika ve Pakistan, Taliban’la 1992 yılında bağımsız bir güç olarak karşılaştılar. Pakistan’ın Taliban’a aldığı olumsuz tutum başta Pakistanlı ve genel olarak dünyadaki İslamcı çevrelerce protesto edildi. Taliban bu dönemden itibaren, kurulan devlete sempati duymayan halk kesimlerinden ve radikal İslamcılardan destek buldu. Bugün dört bir yanında NATO askerlerinin güvenliğini sağlamaya çalıştığı Afganistan’ın, zamanında ABD’nin Sovyetlere karşı yürüttüğü politikalarının sonucunda, topyekûn bir toplumsal felakete ve iç savaşa sürüklendiği bilinmektedir. Tarafların iddiaları geniş bir tartışma alanıdır fakat o bölgedeki Emperyalist çatışmaların bu felaketlere sebep olduğu ve ABD’nin de bu bölgedeki yıkım ve insanların çektiği acılarda büyük payı olduğu kesindir. Sonuç olarak, Amerikan emperyalizminin Orta Doğu ve Orta Asya’ya “demokrasi” getirme çabaları, yukarda ki listede gördüğünüz örgütlerin çoğunun varlık ve büyüyen gücünün güvencesi olmuştur.

   Bu konuda da kavramlar belirgin değildir, ayrıntılı sosyolojik Analiz yapılmaz, çeşitli kavramları karambola getirip, eski Komünizm öcüsü yerine konulan, belirsiz, karmaşık, kaynağı hedefleri veriliyor gibi görünmekle beraber, aslında muallâkta olan, bir büyük tehlike. Hem de bu büyük tehlike sadece onları değil, bütün insanlığı tehdit ediyordur muhakkak. İşte bu noktada insanlığı savunma ve koruma misyonu çok büyük bir haklı güç oluşturmaktadır. İşte bu oluşan misyonu üstlenenlerin karşısında kim durabilir ki? Birleşmiş milletleri bile arkalarına almak çocuk oyuncağıdır bu durumda. Şu bir gerçek ki, Emperyalistler eğer bir bölgede halkların özgürlüğünden bahsediyor, demokrasi getirmeye çalışıyorsa, o bölgede çıkarları var ve o bölgeye diş geçiremiyorlar demektir, bu durumda her türlü kalkışma onlardan destek görür. Eğer bir bölge onların egemenlik alanında ise ve biat etmişse o bölgede her türlü kalkışma terör kapsamındadır. Bunlar çok büyük işler gibi gözükse de çok küçük hesaplar ve insanlık dışı numaralardır aslında. Sovyetlerin komünizm öcüsünden kurtarılan Afganistan dibe vurmuş durumdadır, Saddam’ın zulmünden kurtarılan Irak malum, bütün kıtalardan örneklemek mümkündür. Demokrasinin gelip gelmediği de ortadadır. Emperyalistlerin bu meşhur “demokrasi” getirme çabaları, birçok bölgede olduğu gibi Orta Doğu halkları içinde milyonlarca cana mal olmuştur ve olmaya da devam ediyor,  Şu kurtarılan insanları biri göstersin bana. İşin ilginç yanı ABD halkının Entelektüel birikim ve sağduyu sahibi büyük kesiminin Dünya halklarıyla aynı kaygıları taşımasına rağmen, bu gidişin durmamasıdır.

Medeniyetler İttifakının 1. Forumunda üzerinde anlaşılan maddelerden biride bakın nasıl.

 

* Karşılıklı anlayış ve diyaloga dayalı, yanlış imajları ortadan kaldırmayı hedefleyen, ünlü aktörlerin de yer alacağı sinema projelerinde Hollywood yapımcılarıyla anlaşmalar imzalanması. Aşağıda döküm içinde bulacaksınız…

Medeniyetler İttifakının 1. Forumunda öncelikli olarak eğitim, gençlik, medya ve göçmen konuları ele alınmış ve 12 somut sonuç çıkmış.

Bu işlerin nereye varacağını merak edenler, bu faaliyetleri izleyecektir, bir kenara not edelim, ilerdeki analizlere kaynak olacaktır.

İşte bu başlıklar:
  * Gençlik için dayanışma fonu oluşturulması

  * Dünyanın farklı yerlerinde okuma-yazma öğretilmesi için yatırımlar yapılması.

  * Karşılıklı anlayış ve diyaloga dayalı, yanlış imajları ortadan kaldırmayı hedefleyen, ünlü aktörlerin de yer alacağı sinema projelerinde Hollywood yapımcılarıyla anlaşmalar imzalanması. (İlk aşamada 10 milyon dolar yatırılan projenin bütçesinin 100 milyon dolara çıkarılması hedefleniyor).
  * Bazı ülkelerin ulusal programlarını açıklamaları (İspanya).
  * Orta Doğu'da Medeniyetler İttifakı projelerine yönelik 5 ulusal programın çıkarılması.
  * Uluslararası kriz konularında medya organlarına yönelik hızlı bilgilendirme ağının oluşturulması.
  * Farklı dinlere mensup temsilcilerle dayanışma ve işbirliği belgelerinin imzalanması.
  * Ortak ihtiyaçlara karşılık verecek bir ağın kurulması.
  * Medeniyetler İttifakının her alandaki çalışmalarını teşvik etmek için BM ülkelerinin büyükelçileri arasında bilgilendirici bir ağ kurulması,
  * Sorunlu olan bölgelerde kültürler arası diyalogu teşvik edecek bir belge yayınlanması,
  * Karşılıklı anlayışı sağlamaya ve kökten dinciliği azaltmayı amaçlayan yeni konferanslar düzenlenmesi.
Medeniyetler İttifakı 2. Forumu 2009 yılında İstanbul'da düzenlenecek.

Bu başlıkların her biri Komplo teorileri açısından önemli açılımlara kaynak olabilir gibi duruyor.

 

    Peki, kimmiş bu medeniyetler? Batılı Emperyalistleri kısa geçelim, Emperyalistlerin yatıya kaldığı Ürdün mü? Katar mı? Abudabi mi? Bush un habire sıkıştırdığı İran mı? Yoksa Bush a habire sataşan Sayın Shavez mi, ittifak yapacak? Malezya’mı? Pakistan mı? Perişan haldeki Afganistan mı yoksa birbirlerine düşürülen Afrika ülkelerimi? Nasıl bir ittifak olacakmış bu ABD’nin yeşil kuşak çalışmaları vs. bu noktada hangi aşamada acaba? Dahası var, Fenerdeki Ekümenik yapılanmaya ve ince hesaplara konu olan ve çeşitli mezhepleri içinde barındıran Rusya mı? Mistik dinlerin cenneti Çin, Hindistan vs. mi? Bu yüce girişimin kapsamı ne boyuttadır? İnşallah iyi olur bu girişimlerin sonuçları.

 

İspanya ile Türkiye'nin ortaklaşa girişimleriyle Birleşmis Milletlerin himayesinde gerçekleştirilmekte olan

Medeniyetler İttifakı projesine katılan saygın uluslararası sahsiyetlerin listesi:

 

Co-Sponsors:  M. Federico Mayor (Spain) and Prof. Mehmet Aydin (Turkey) Group Members:. Seyed Mohamed Khatami  (Iran), Mme Sheikha Mozah  (Qatar), M. Ismail Serageldin  (Egypt), M. Mohamed Charfi (Tunisia), M. André Azoulay (Morocco), M. Moustapha Niasse (Senegal), Archevêque Desmond Tutu (South Africa), M. Hubert Védrine (France), Karen Armstrong (United Kingdom), M. Vitaly Naumkin (Russian Federation), M. John Esposito (United States), Rabbin Arthur Schneier (United States), M. Enrique Iglesias (Uruguay), Prof. Candido Mendes (Brazil), Nafis Sadik (Pakistan), Shobana Bhartia (India), M. Ali Alatas (Indonesia), M. Pan Guang (China)

 

Peki, niye Birleşmiş milletler bünyesinde oluşturulamıyor bu organizasyon? Burada oluşan şartlara göre pozisyon belirlendiğinde, Birleşmiş milletler ayrı bir işlev için mi yedekte duracak? Neyse bunları ayrıca değerlendirmekte fayda var. Merakımı bağışlasınlar, ama insan hakları hak hukuk vs. derken, şöyle düşünebilir miyiz acaba? Ceberutların malına canına kastettikleri ve bunu meşrulaştırmak için dünya kamuoyuna kötü gösterdikleri halkları veya çeşitli bölgelerde gerilla olarak yetiştirip, ya da ilan edip, ziyan ettikleri zavallıları kurtaracak çalışmalar mı olacak bunlar. Bu başlıklar altında yapılacak çalışmalar, Tarihten gelen bu ceberut öcülükleri bitirme girişimleri mi olacak? Peki, çıkar hesaplarını bir yana bırakıp bitirilebilecek mi bunca yıkım? Yoksa bu medeniyetlerin egemenlerinin, gelin ağalar kavgayı bırakalım ortak olalım, vahşi kapitalizmi egemen kılalım, 4 bize 1 size Davos ta buluşalım çabası mıdır bunlar? Emperyalistler hayata insani bakmayı empati yapmayı bilseydi, herkes birbirinin malına musallat olmasa, türlü plan kurmasa, türlü totaliter yada cambaz ideolojiler, kitleleri gütme fikrinde diretmese idi, bütün bunlara gerek kalır mıydı acaba? Sosyal yapı önemsenip, artık değer ve servet birikiminden, dar gelirlilere daha insanca yaşayabilecekleri makul bir pay, kavgasız verilseydi çok mu kötü olurdu gözü gönlü aç zihniyetler açısından.

Bildiğiniz gibi Akdeniz ülkeleri birliği gündemde, bir çok arkadaşım oldu bu güne kadar bazı Akdeniz ülkelerinden, çok iyi olur, ama lütfen, lütfen empati olsun bu işin içinde. Bakalım neler olacak, bekleyelim takip edelim görelim.

 

      Atatürk’e bunca haksız ve iğrenç saldırıyı yapan zihniyetler ‘’Fikri hür, vicdanı hür nesiller’’ ve ‘’Yurtta sulh cihanda sulh’’gibi kavramları anlayabilirler mi acaba? İnsan hakları kavramını kendilerine mal edip çıkarları yönünde kullanan, gelişmekte olan ülkelere yardım ediyoruz diye ücretleri düşürtüp, daha az paraya, daha uzun zaman çalıştırılmalarını, yaşlılık ve sağlık güvencelerinin bile özelleştirip kısmen elinden alınmasını öneren zihniyetler, nasıl olurda İnsan hakları kavramını savunan kahraman geçinir. Sermayemiz sizin ülkeye gelir ama halkınızın yani kamunun elindeki bütün varlığı satın, halkınızı açlık sınırında ucuz emek haline getirin, bizimkilerden vergi almayın vergiyi halkınıza yükleyin. Bizim için gereken alt yapıyı da halkınızın vergileri ile oluşan bütçeden karşılayın diyen ve bunlara uyan zihniyetleri nasıl kurtarıcı olarak nitelenip bunlarla işbirliği yapılabilir ki. Yapılırsa eğer kendi halkının haklarını savunduğunu nasıl söyler insan, yani halkına nasıl yalan söyler ve halkın yüzüne pişkince nasıl bakar anlamak mümkün değil. Dahası halkın üye olduğu ve halkın sözcüsü olan örgütlere düşmanca davranarak, sanki halka değil de, gaipten gazel okuyan alakasız birilerine karşı halkı koruyormuş kandırmacasını nasıl sürdürebilir insan.  

 

    Batının Müslüman dünyası deyince gözünde Türkleri canlandırdığı bilinen bir gerçektir, medeniyet deyince, Müslüman ülkelerden, Farslar hariç gerisi dünkü çocuk. Osmanlıyı da, Emperyalistler parçalamış biz yıkmışız zaten, ama hala dumanı tütüyor, birileri de göklere çıkarıyor. Türklerinde birazı Çin’de, birazı Rusya’da, birazı güneyde, birazı batıda, çok yaman çelişkiler var bu Tarihsel ve sosyolojik oluşum sürecinde. Emperyalistlerin bu konuda da attığı bir sürü çengel var. Biz Türk müyüz? Türk üz, Osmanlıyı yıktık mı? Yıktık, üstelik borcunu da ödedik mi? Ödedik peki niye hala Osmanlının hatası günahı bize yıkılır, nedir bu kin. Aslında anlıyorum bu kini nefreti, bu gibi duyguların yaşatılması lazım, bu duygular sayesinde kazıklayabiliyorlar başka halkları, maazallah bir bitse bu kin nefret ne kalacak ellerinde saldırmak için... Esasında bu Barbar yakıştırması bile büyük saçmalık çünkü batılıların saldırdığını söyledikleri yeniçeriler bile devşirme yani gayri Müslim. Onları devşirenler, devşirenleri devşirenler bile başka ırk ve dinden. Türkler nerde o sırada Anadolu da sürünüyor cephe önlerinde ölüyor, celali isyanlarında kıyılıyor. Büyük saygı duyduğum ve konuşmalarını hasretle beklediğim Sayın, Hocalarımıza duyurulur bu çelişkileri lütfen ele alınız. Mustafa Kemalin bilimsel çalışmaları teşvik ve destek çalışmalarına rağmen, hafızası silinen bir Milletin hafızasını, son senelerde beyin fırtınaları ile birçok vatandaşımızın bilinç düzeyini yükselten sizler tazeleyebilirsiniz, yıldığınız anda bu millet çok şey kaybeder ve üçkağıtçılar tazeler. Konuyu fazla dağıttım galiba ama söylenecek o kadar çok şey sorulacak o kadar çok soru var ki insan yoruluyor. Neyse…

 

    Fethullah Gülenin Papa ile görüşmesinden bu güne gelişen süreç de bazı belirtilere bakarsak, bu Medeniyetler ittifakının omurgasını, Fethullah Gülenin, Dünya çapındaki teşkilatı oluşturuyor olabilir ve bu oluşum ve ittifakların yeşil kuşak politikaları ile ilgisini incelemekte fayda vardır, ancak ondan sonra katılım fayda sağlayabilir. İşin tuhafı TÜRKİYE CUMHURİYETİ varlığını tehdit edebilecek Dünya çapındaki bu yapılanmaya, balıklama dalıp Üst düzeyde temsil edip imzalar atıp öncülük ediyor. İnsanlık açısından çok iyi sonuçlar verebilecek bir girişim olması mümkünken, yine iki ayağımızı bir pabuca sokup, açık olmayan, çelik çomak tarzı bir koşturma ile aceleye getiriliyor gibi sanki. Bu işin bir ucu 76 ülkeden bir milyarı aşkın insanın temsil edildiği İslam Konferansı Örgütüne, diğer ucu Avrupa Birliği ne dayanıyor. Bu perspektifte iki ufuk arasında oluşturulan bu Ortak Forumun Türkiye açısından önemi büyük ve kamu oyuna açık olması gerekirken, Türban vs. kavga karambol arasına sıkıştırılması ilginç ve dikkat çekicidir. Bu konu yaman çelişkiler içeriyor ve dahası çok kapsamlı ve Dünya çapında bir tezgâhın kokusu geliyor. Zaten görüldüğü gibi, Medeniyetler ittifakının içinden çıka, çıka bu Türban çıktı, bizim kırk yıllık Türkçülerimizde Nihal Adsızın kemiklerini sızlatacak şekilde konuya bütünleşti.

 

   İdeolojik yapıları belli olmakla birlikte, alt etmeyi düşündükleri dinamiklerin gücünü bildikleri için, eskiden beri hedeflerini açık seçik belirtmeyip, gizleyip bulandırmakta, nihai hedeflerine deneme yanılma, taktik ve takiye yöntemleri ile yol almaktadırlar. Buda kırılgan olan Ekonomik yapı ve karmaşık uluslar arası ilişkiler sarmalında başa çıkılmasını güçleştirip, Türkiye Cumhuriyeti açısından büyük tehlike yaratmaktadır. Yine eskidenberi kilit durumdaki devlet kurumlarını ele geçiremedikleri gibi zıtlaşmaktadırlar. Bunu da çözmek için, Anayasa hazırlayıp, her biri Anayasa uzmanı olan halkımıza onaylatmayı düşünmektedirler. Siyaset adamlarımıza duyurulur, bırakın bunların attığı çelik çomağı, geniş bakınız sorunlarımızı derinlemesine ele alıp öne geçiniz. Tabi geniş bir perspektiften bakarak bu mücadelenin yapılması gerekiyor konuya, her çelik çomağa topyekûn koşulursa meydan uyanıklara kalır.

 

Önceden anlattığın bu meseleyi bir daha aktaracağım,

Bakın tanınmış bir gazeteci ne diyor;

Türkiye’de bir darbe olduğu an Türkiye Kıbrıs’ı kaybe­der, milli gelir yarıya düşer, dünyada ayak­ta duramayacak hale gelir. Eskiden borsa, Avrupa İnsan Hakları, AB ambargosu falan yoktu burada. Artık bu riskler göze alınamayacak kadar büyük. Şimdi sıkıyorsa dar­be yapsınlar. Bugün PKK ile mücadelede Amerika’nın, Avrupa’nın politik desteğine sahipsek demokrasi eskisine göre daha iti­barlı hale geldiği içindir. Artık Türkiye’de darbeye karşı sokakta yürüyecek insanlar, üniversiteler var. Eskisi gibi eli kolu bağlı gözyaşı dökecek Anadolu köylüsü yok.

Bu gazetecinin yorumu, uzun süredir arkalarına almaya çalıştıkları dayanakları ve Türkiye yi hangi noktaya doğru taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Küresel güçlerle birlikte yürütülen özelleştirme ve kanun değişiklikleri vs. işbirlikleri ile TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN, sağlam temel kurumlarının, Siyasal ve Ekonomik manevra karşısında gücünü kaybettiğini düşünmekteydiler. Meşhur ispanya çıkışı da bu dayanakların artık oluştuğu ve geri dönüşün kalmadığı inancının getirdiği güvene dayalı idi ve büyük ihtimalle İspanya Türban çıkışı, kesintisiz olarak anayasa referandumuna kadar gidecek bir hamlenin startı idi. Dahası bu hamle bahsettiğim, bir ucu 76 ülkenin temsil edildiği İslam Konferansı Örgütüne, Güneydoğu planlamalarına, diğer ucu Avrupa Birliği, OECD ye ve ABD’YE dayanan iki ufuk arasındaki perspektifte oluşturulan bir Stratejinin ivmelenme rampasını oluşturuyordu. Demokratik açılım ve hedef ılımlı İslam Cumhuriyetinin ön adımları idi. Yüksek yargının çıkışı, Sayın Özbudun un yanlışı fark etmesi ve parti kapatma gerekçelerinin ortaya çıkması, Türkiye Cumhuriyetinin nefesini kesemediklerini göstermiş buda çark etmelerine ve sinmelerine sebep olmuştur. 17. maddeyi de bir yana bırakıp aniden gündem değiştirdiler. Şu sıralarda bazıları TSK yi savunmak gibi bir misyonu yürütüp, TSK muhalefet zıtlaşmasını körüklemeye çalışırken, bazıları ABD de Anayasa taslağının son rötuşlarını yapıyor,   bazıları da, tavizsiz beklentilerini bildiğimiz Sayın, Bakoyanni ile TC yi daha da zora sokacak, Kıbrıs ile ilgili hamlelerin içinde aile saadeti yaşıyorlar.

 

    Türkiye Cumhuriyetinin nefesini kesmek için, sivil ve asker vatanseverleri, şiddet yanlısı çevreler olarak, Dünya kamuoyu önünde de küçük düşürme çabası bu aşamada işe yaramayınca, esaslı bir çarkla tornistan ettiler. Tepkilerinin Muhalefete, bilhassa CHP ye olduğu imajını yerleştirmeye giriştiler, çünkü operasyon sonrası TSK ile CHP arasında oluşan gerginlik gerilime sebep oldu ve değişime uygun ortam oluştu, bu dönemdeki bütün oluşumları kullanacaklardır. Bunlar esaslı lafebeleri, bu güne kadar, Türban olayı dahil yandaş televizyonlarda ve Dünyada bu kadar patırtı yapılıp kavram karmaşası yaratılmıştır şimdi gündem değiştirip bunlar unutturulacak yavaş, yavaş sindirilecektir. Dikkat edin sivri tipler geri çekildi belli sözcüler ön planda sakin, sakin gündem oluşturuluyor. Bunun bir ayağının da, şu dönemdeki gerilimleri kullanarak, tepkileri Cumhurbaşkanı seçimlerindeki gibi Yargıya, kurumlara, Muhalefete ve ulusalcı çevrelere yöneltmeye çalışacakları görünümü ortaya çıkmaktadır. Yeni gündemlerde belli aslında, DTP ye rest, ama desteklerinin alınması amacına yönelik, ve Üniversite kurulması amacına Güney Doğu bahane edilerek ile Kürdistan’ın gizli onayı.

 

        Bu TSK ne övgü çabalarına bakıp, bütün başka konulardaki eylem ve söylemleri de bir araya topladığımızda, Stratejilerinde önemli değişiklik safhasına girdikleri anlaşılmaktadır. Bu strateji değişikliği, büyük ihtimalle nefesini kesemedikleri Türkiye Cumhuriyetinin nefesini kesecek çalışmaları hızlandırmak şeklinde seyredecektir. Bir süre sessizlik olacak, gündem değiştirilecek, türban gerilimi MHP 17. maddeyi bırakırsa unutturulup, gizli ajandamı oda neymiş falan filan derken, Dengir mir in başlattığı siz paranoyaksınız atışlarının yayılması ile yeni gündem yaratılacaktır. Buda büyük ihtimalle Güney Doğu ya 12.500.000.000ytl yatırım, kurulacak özel Üniversitelere Kürt enstitüsü eklenmesi ve Kuzey ırak Kürt yönetimi ile yakınlaşma şeklinde gelişecek. Talabani’nin bahsettiği Kürt gerçeğinin kabulü, Demokratikleşme ve yeni açılımlar balonuna eklenip, Fethullah Gülen ve diğer cemaat ve iç dış beklenti odakları ile eş güdüm gerçekleşecektir. Anadolu’da İslami halkoyu alt yapısını hazırlama çalışmalarının seyri yerel yönetim seçimleri ile hızlanacak ve buda zaten alt yapısı hazırlanan, mahalle baskısının had safhada olduğu, Doğudan batıya doğru gelişecektir. Buna eşgüdüm olarak AB reformlarına yönelip, belli kesimlerin desteği hedeflenecek, AB reformlarına ve DEMOKRASİYE sarılıp, AB reformlarının dayattığı Kıbrıs vs. konulara yoğunlaşılacaktır. Bu Dünya çapındaki, Medeniyetler ittifakı, OESD vs. ilişkilerle ve faaliyetlerle yürüyecek, bağımlılıklar arttırılacak. Güney doğu meselesi, küresel Ekonomik kriz, Ermeni sorunu ve başımıza örülecek vs. çoraplar ve artan bağımlılıklarımızla oluşacak sıkışma beklenecektir. Bir yandan da Türkiye, vazgeçtiği takdirde, uluslar arası baskıya maruz kalacağı, dönülmez noktalara götürülmeye çalışılacak ve dönüşüme uygun ortam kollanacaktır. Eğer Anayasa mahkemesi davayı reddederse, bundan sonraki hedef, Yüksek yargının engel olduğu noktadan başlayarak, Anayasa paketi, Referandum ve Devletin temel kurumlarını kavramak olacağı açıktır. Eğer bu aşamaya kadar sokağa dökülecek halk da hazırlandı ise başımızın ağrıyacağı kesindir.

 

   Kendimizi aldatmadan bakılırsa, şiddet yanlısı nitelenen ve yıkılmaya çalışılan, aleni olarak TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN temel kurumları, Yüksek yargı ve Siyasal Anayasal yapısıdır, yani devletin ta kendisidir. Bu çevrelerin genel tavrına bakınız, sanki Türkiye’de Faşist bir idare var ve dünyanın Demokrasi havarisi güçleri ile birlikte bu zorbaları alt edip halkı insanlığı kurtaracakmış gibi bir tavır yok mudur sizce? Bunlara açıkça sormak lazım, konuşmalarında sürekli itham ettikleri ama boşlukta bıraktıkları bu çevreler kimlerdir ve hangi kurumlardır. Bu suçlamalar ve ithamlar, Kürdistan teorisinin Türkiye’yi Sömürgeci nitelemesi ile de uyuşmuyor mu, tehlike yakın ve büyüktür. Bu soruların cevabını açıkça almak lazımdır, bütün bu aldatmacaları bir yana bırakırsak bu olgu aleni olarak yürütülmektedir! Yine bilindiği gibi, Toplum, Siyaset ve Ekonomi ayrılmaz bir bütündür, Toplumla birlikte oluşan Ekonomi politik yapılanma ve üretim ilişkileri Toplumsal yapıyı etkiler ve biçimlendirir. Bu açıdan bakıp yapılacak analiz, gurur duyduğumuz Milletimizin getirildiği durumun çok kritik bir aşamada olduğu görülmektedir. Tabiî ki köşeye sıkıştıktan ve el kol bağlandıktan sonrasının ucu açıktır.

 

Saygılarımla


 

feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

     

Dengeli.net - Kalemini Kullan Sessiz Kalma...

 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-mail ile haberdar ol:

Sistem FeedBurner